3 Şubat 2023 Cuma

İyi ki

Ne severdim be,

Biterdim penceresinin dibinde bir gece vakti,
Bitemedim.
Ne Tutku taşardı içimde,
Bağıra bağıra söylerken duygularımı.
Bağıramadım.
Dünyam olurdu be,
Her anım, her yanım.
Olamadı. Olmadılar. Olmuyorlar.
Kimse dünyam olmuyor ki evreni olayım.
Ben Kendi dünyamda paralel bir evrende yalnız başına mutlu olanım.
Söylenmemiş aşk cümlelerin mucidi,
Yaşanmamış sevdaların başrolü,
Kimseler güldürmese de yüzünü,
Bir köşede gizli gizli kendini güldüren deli,
Sahte çoğunluk içinde,
Gerçekliğin tekil şahısıyım.

Yolun yarısını yalnız yürümüş biri,
Düşünce kaldıranı olmamış belli,
 Herkesin üzerinde bir etiketin olduğu mağazada
Alışveriş yapamamış bir müşteri olmuşum.
Vitrinden dudak bükerek uzaklaşmış durmuşum. 
Oturup bir de utanmadan kendime dizeler yazmışım. 

Ruhu 19'undan beri hücrede kalmış olsa da
Bugün 36 olmuşum. 
İyi ki. İyi ki doğmuşum. 

16 Ekim 2022 Pazar

DİRENÇ - FETİHLER

   Saat sabah'ın 10'u. Kenan , İsmet , Veli , İlke toplantı odasında İrem'i bekliyorlar. Yönetim Kurulu toplantısını her gün saat 10 da yapma kararı almışlardı. İsmet İrem'in geç kalmasından dolayı huzursuzdu. Zamana riayet etmenin disiplin adına vazgeçilmez bir kural olması gerektiğini düşünüyordu. Ancak düşüncelerini aktarmamak için de kendini zor tutuyordu. Keza odadaki diğer insanlar sivil kaynaklı ve askeri disiplinden uzak insanlardı. Onların motivasyonunu düşürmemek için huzursuzluğunu diğer arkadaşları gibi oturmayıp ayakta sabırsız şekilde odanın bir ucundan bir ucuna elleri cebinde yürüyerek yansıtıyordu. O sırada kapının dışından topuklu ayakkabılarla merdiveni hızlı hızlı çıkan bir ayak sesi belirdi. Ardından kapı hızlıca açıldı. İrem elinde bir dosya yüzünden kocaman bir gülümsemeyle girdi içeri. 

"Beyler ve İlke bu elimdeki dosya 3 imza içeriyor. Artık 60 milyon taraftarımız olduğunu beyan eden 3 imza"

Veli ayağı kalktı birden "Ne diyorsun ne 60 milyonu? Daha 3 milyon üyeye anca ulaştık."

"Bugün itibari ile İstanbul'un 3 büyük klubü artık İ-bul sponsoru ve üyesi." 

İlke birden irkildi. Eğer İrem gidip 3 büyük klüple firma adına pazarlama faaliyetine girdiyse bu onun görevini yerine getirdiği anlamına geliyordu. O zaman İlke ne işe yarıyordu. Pazarlama adına ona güvenmişti arkadaşları. Kendisi de bir çok üst düzey firmayla anlaşmak üzereydi. O anlaşmalar ile toplantı odasında takdir eden bakışları toplaması gereken İlkeydi. Ancak şimdi tüm bakışlar İrem'e dönecekti. Bu içsel bir kıskançlıktı. Gözleriyle arkadaşlarının İrem'e bakışlarını izliyordu ama korktuğu takdir bakışı bir tek Veli'de vardı. Kenan'da ise pis bir sırıtma hakimdi. İsmet dudaklarını sıkmış konuşmadan "Vay be" der gibiydi. 

"Artık 3 büyük klüp stadlarında bize yer ayıracak. Hem reklam panosu hem de koltuk. Koltuklar sadece i-coin ile alınabilecek. "

İlke kıskançlığın bu büyük haberden sonra birden ruhundan uzaklaştığını hissetti. Bu çok büyük başarıydı. 

"İlke biliyorum pazarlama senin departmanın ama bunu Kenan pazarlama projesi olarak görmedi. Bizzat kendi fikriydi. Bi hukuk insanı olarak benden rica etti. Yapılabilir hale getirdik projeyi ve klup başkanları ile tek tek görüştük. Ne şanslıyız ki Klup başkanları da içlerinde en az bizim kadar iyilik barındıran insanlarmış. Bu hareketimizde camia olarak yer almayı direk kabul ettiler."

Gözler Kenan'a döndü. Herkesten habersiz , sessiz iç dünyasında yine bir çok düşünüyor ve uyguluyordu. İlke herkesin hayran bakışlarının kendisinde olmasını isterken bir anda o bakışları Kenan'a çevirdi. Hayranlık duyuyordu O'na. 

Veli ise daha düşünceliydi. Bir sonraki adımı merak etti. 

"Kenan peki şimdi napıyoruz ? Kulüpleri arkamıza almak çok büyük bir başarı ancak bunu nasıl ilerleteceğiz?"

"Veli öncelik olarak kulüplerin koltuklar için belirlediği bedeli iyilik yaparak kazanmış üyeleri bulalım. Alışveriş kısmında tuttuğu takımın koltuk fiyatını başa çıkaracak kodlamaları yazman gerek , İlke ilk bileti alan üyeyi tespit edip onla iletişime geçmen gerek. Maça gittiği anda kameralaları televizyonları ikna edip o anın reklamını iyi yapman gerek. Şuanda 3 milyon üye içinde ortalama bir bileti alabilecek üye sayımız 100 civarı. İsmet çerezleri ayarlayan ekibin bir hafta içinde bilet alımını sağlaması için gerekirse vardiyalı çalışması gerekebilir.Ayrıca sistem açıklarından faydalanıp bileti iyilik yapmadan alan biri de olabilir. Bu firmanın başlamadan sonu olur. O yüzden bunu engellemek operasyon ekibinin görevi. Tüm alternatifleri çalışarak böyle bir şeyin olmasını engelleyin. İlk bilet alındıktan sonra algılar çok değişecek. Kulüpler iyilik taraftarlarını en iyi koltuklarda ağırlamış ve ödüllendirmiş olacak. Oraya çıkan taraftar ise ne kadar iyi bir birey olduğunu eşine dostuna çevresine ve ülkesine göstermiş olacak. İlke'nin de önümüzdeki günlerde getireceği anlaşmalarla inşaat firmaları yeni sitelerinde evleri i-coin ile iyi insanlara satacak. Firmalar ürünlerini i-coinle satmak için yarışacak."

Kenan önlerindeki süreci anlatırken tüm arkadaşları o anları yaşamaya başladı. Onlar düşünürken Kenan ben çıkıyorum. Bugün ayın 15'i. Haftaya bambaşka bir toplantımız olacak. 

Kenan çıkarken İrem İlke ve Veli'ye "Bu her ayın 15'i olayı nedir?" diye sordu. 

"Her ayın 15'i geldiğinde Kenan kendisiyle başbaşa bir akşam geçirir. İçine kapanır. Düşünür. Annesi dışında kimsenin telefonunu dahi açmaz. Kişisel bir geleneğidir. Hep yapar. Nedenini de asla anlatmaz." 

İsmet birden irkildi. "Lan bu Kenan her ay bir kere askerde ardarda iki nöbeti başkasının yerine tutardı. Hiç dikkat etmedim ama kontrol etsem o da mutlaka ayın 15'ine denk gelmiştir. "

Evet Kenan askerde de her ayın '15inde iki nöbet birden tutarak bütün akşam yalnız kalır ve kendi kendine düşünmek için zaman yaratırdı. 


Akşam saat 9. Kenan elinde bir şişe bira ile tek başına avcılar sahilinde oturuyor ve düşünüyordu. 10 sene önce aynı gün burada otururken üzüntülüydü. Bir annenin evlatları üşümesin diye saç kurutma makinesiyle çocuklarını ısıtmaya çalışıp ardından intihar ettiği haberini aldığı bir gündü. 1 yıl önce de çocuklarına pantolon alamadığı için bir adam için üzülüyordu. Buraya her geldiğinde biri için üzülürdü. Burda üzgün oturmaya alışan Kenan şimdi umutluydu. Başkalarının yalnız kalıp , çaresiz kalıp kendi canına kıymadığı bir ülke yaratmaya çalışıyordu. İyiliği bulaştırmaya , çaresiz kalan insanın eksiği , ihtiyacını bir telefon ile bulabilmesine olanak sağlayacak bir sistem kurmuştu. Yavaştan çalışmaya da başlıyordu. Bu umutla dalgaların deniz kıyısındaki taşlara vuruşunu izlerken telefonu çaldı. Annesi arıyordu. 

"Oğlum. Napıyorsun. Yine tek başına taşların üstünde mi oturuyorsun?"

"Evet Annem. dalgaları izliyor düşünüyorum. "

"Ne zaman kendini düşüneceksin oğlum? Hep başkalarını düşündün ama. Kendini ne zaman düşüneceksin? Ne zaman evleneceksin? Ne zaman biraz da kendi geleceğin için endişeleneceksin?"

"Beni böyle büyüten sendin annem. Televizyon başında başkalarının acısına ağlayan sendin. Dışarda üşümüş evsiz çocuk görünce ceketini ona bırakıp, eve gelip çorba kaynatıp benimle ona gönderen sendin annem. Ben hala o mutsuz çocuğun bir çorbayla gözlerinin gülmesini hatırlıyorum. O bakışlarla mutlu olmayı bana bulaştıran sendin annem."

"Beni üzüyorsun oğlum. Tamam iyi kalplisin. Bitanesin. Maneviyatın var. Ama biraz da kendine bak ya. Biraz da evlenmeyi yuva kurmayı düşün. Ben seni düşünmekten üzülüyorum. Ne zaman komşularla konuşsam 'Kenan nasıl? Evlenmiyor mu?' diye soruyorlar. Sahi kimse de mi yok yoksa bizden mi saklıyorsun?"


"Yok annem. Ben senden ne saklasam sen anlarsın. Senden saklama konusunda hiç başarılı olamadım. Ama yok. Sevdiğim, sevildiğimi hissettiğim , hissettiren kimse yok be anne. "

"Nasıl olacak oğlum. Sen sürekli çalışan kendine vakit ayırmayan saçını bile taramayan , giyimine dikkat etmeyen elindekini sağa sola dağıtan birisin. Kızlar nasıl sevsin seni? Kızlar kendine bakan , onlara zaman ve para ayıran erkekleri sever. Kendine biraz çeki düzen ver. "

"Anne kızların nasıl erkekleri sevdiği umrumda değil. Beni seven bu halimi seven varsa o umrumda."

"İyi oğlum iyi sen böyle dik kafayla devam et. Bizi de torun sevemeden yaşlandır. Herkese iyilik yap ama annene kötülük" 

"Bel altı vurma annem. Seni seviyorum. Üzülecek gerekçe arama kendine. Sevin biraz. Oğlun hayallerini gerçekleştiriyor. Senin gibi insanların çoğalmasını sağlıyor. Bunla gurur duy biraz. Ve keyfini çıkar. Seviyorum seni hadi ben biraz kendimi dinlemeye devam ediyorum. Çok öpüyorum. "

"İyi iyi dinle bakalım , seni dinleyen bir kadın bulmak varken anca kendi dinle soğuk taşlar üstünde. Hadi görüşürüz oğlum."

Telefon kapanırken Kenan'ın yüzünde gülümseme vardı. Her şey dilediği gibiydi aslında. Evlilik dışında. Aklına bir fikir geldi. Evleneceği kadını bulma konusunda... 

Telefonla Veli'yi aradı. 

-Veli kusura bakma bu saatte rahatsız ediyorum. Müsait miydin?
-Evet Kenan. Hayırdır sen bu gece kimseyle konuşmazdın?Noldu.
-Hayır hayır. 1 saat sonra ofiste olucam gelebilir misin? Diğerlerini de çağırcam. 

-Tamam tamam. Çıkıyorum. 
Veli telefonu kapattığında konunun çok önemli olduğunu biliyordu. Kenan çok önemli bir şey bulmuştu kesin. Yoksa neden arasın ki. Hemen üzerini değişip İlke'yi aradı. 

-İlke 1 saat sonra ofisteyiz. Kenan çağırdı. Gelebilecek misin?

+Bu saatte mi saat gecenin 10'u . 

-Kenan aradı diyorum. Ayın 15'inde Kenan aradı. Geliyor musun?

+Tamam geliyorum. Beni alır mısın yol üzerindeyim. Arkadaşlarla oturuyoruz. 

-Tamam. 



Veli , İsmet , İlke ve İrem toplantı odasında bekliyordu. Kenan da geldi. Herkes sabırsızdı. Kenan'a nasıl soracaklarını bilemediler. İsmet lafa girdi.

- Evet Kenan reis. Nedir bu saatte bizi burda toplatan düşünce. 

-Biliyorum çok bencilce. Bu akşam kendi başıma düşünürken aklıma geldi. İnsanlara iyilik bulduruyoruz. İş bulduruyoruz. İşçi bulduruyoruz. İhtiyaçlarını bulduruyoruz. Peki neden İlişki buldurmayalım. 

Veli garipsedi. Kafasını geriye çekerek onay vermeyen bir bakışla 

-Kenan ilişki uygulamaları bir dünya var biliyorsun. Bunun bizim platformla bağlamak güvenirliği de karakteri de düşürmez mi?

-Haklısın. Direk bir bağlama böyle olur. Peki Ben iyi bir insanla tanışmak istiyorsam. Sadece ilişki değil. Arkadaş olmak istiyorsam. Tanımak istiyorsam. 

İrem'in aklında belirmeye başladı. 

-Tabi ki sen kullanıcıların profillerine bakıp nasıl biri ne kadar iyilik yaptığını görebiliyorsan seçebilirsin de. 

-Aynen öyle. Bundan sonra kullanıcıların topladığı toplam "i-coin"leri profillerinde göstereceğiz. İnsanların bu coinleri nasıl kazandıklarını da. Örnek Veli. Sen özel bir doktorsun. Maddi durumu olmayan 2 vatandaşın ameliyatını gerçekleştirdin. Ben profilinde senin coini tıkladığımda yaptığın tüm iyilikleri görebileceğim. İlke sen liselilere özel ders verdin. bunu göreceğim. Sonra arama kısmında bunları filtreleyeceğim. Hem iyi hem ortak yönüm olan insanları bulabileceğim. Onlarla iletişime geçebileceğim. 

İsmet Kenan'ı dinlerken sürekli kafasını sallayarak hayalinde onaylıyordu. 

-O zaman bunu detaylandıralım. Beyler bayanlar. Bayadır ortak proje geliştirmiyorduk. Bu gece bunu detaylandırıyoruz. 

İsmet odada bulunan yazı tahtasına yöneldi. Ve kocaman bir başlık attı. İLİŞKİ-BUL.

Saatlerce tartıştıktan sonra Veli ilkeye dönüp "

İlke bunu öyle bir pazarla ki insanlar iyi ilişkiler için uygulamamıza üye olsun. İyi birine denk gelmek için sürekli iyilik yapma ihtiyacı hissetsin."

İlke gülerek "O iş bende." dedikten sonra koşarak odayı terketti. 

---------------------------------------------------------------------------
6 ay olmuştu. İ-BUL 30 milyon üyeye ulaşmıştı. Artık sadece insanların profilleri değil şirketlerin profillerinde coin karşılığı değerleri yer alıyordu. İyilikle ödüllendirilen firmaların coin değerlerine paralel borsadaki değerleri de yükseliyordu. İnsanlar firmaların ne kadar güvenilir olduğunu burdan anlıyor ve yatırımlarını da ona göre yapıyordu. Artık ülkede büyük oyuncu olmak isteyen firmalar İ-Bul üyesi olmak zorundaydılar. Ve tüm marketing projelerini İyilikle bağdaşan bir şekilde yapmak zorundaydılar. Öğrenciler ücretsiz yemekler yiyor, Fakir mahallelerde firmalar ücretsiz hizmetler sunuyor, ilaç firmaları hastalara ücretsiz ilaçlar dağıtıyor ve karşılığında edindikleri güvenle satışlarını da ciddi oranda arttırıyorlardı. Bu beş kişinin oluşturduğu Kivii firması ise ülkenin en yüksek değerli firması olmuştu. En zenginlerin bile satın alamadığı, alamayacağı. Bu bir Fetih'ti. 5 Kişinin koca bir ülkeyi fethetmesiydi. 

-----------------------------------------------------------------------------

İsmet ıslık çala çala toplantı odasına gidiyordu. Merdivenlerden güle oynaya çıkıyordu. Yönetim katına geldiğinde asansör açıldı. Veli ile İlke asansörden çıkarken İsmet ile karşılaştı. İlke 

"Günaydın İsmet. Nasılsın?"

"Bomba gibiyim İlkecim sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim teşekkür ederim. Bu sıralar o sert yüz ifadelerin yok. Çok neşelisin. Hep böyle kal." 

"Teşekkür ederim. Veli sen nasılsın? Bugün toplantıda senden haberler gelecek diye bekliyorum. "

"Evet İsmet. Bugünden itibaren bambaşka haberler , oyuncular girecek toplantımıza. Buyrun. Başlayalım"

diyerek toplantı odasının kapısını açtı Veli. İsmet önden girerken Veli İlke'nin kulağına sessizce :

"Ne ara İlkecim oldun sen?" dedi. 

İlke sırıttı. Kıskanılmak hoşuna gitmişti. Herkes koltuğuna oturduktan sonra Veli konuşmaya başladı. 

"Beyler. Yarın bir görüşmemiz olacak burada. Bu görüşmeyi bizzat organize ettim. Gelecek kişi Cumhurbaşkanımız."

Herkesin ağzı ardına kadar açılmıştı. 

İrem kekelemeye başladı. "Ne , ne ? Cumhurbaşkanı? Bizim Cumhurbaşkanı?"

Veli gülerek " Evet bizimkisi. Beyefendi ülke için ne kadar iyi bir yer edindiğimizin farkında. Bizlerle burada görüşmek istiyor. Konunun detaylarını kendisi aktaracak. Yarın en güzel en motive halinizle gelin. "

İrem zıplaya zıplaya seviniyordu. Projenin şimdiye kadarki en büyük başarısı kapıdaydı biliyordu. 
"Reis geliyor. Reis geliyor. İyiliğe geliyor. Kivi'ye geliyor. "

İsmet biraz gergindi. Eski bir asker olarak Cumhurbaşkanı ile görüşmenin garip bir tedirginliği vardı üzerinde. 

Veli İsmet'e dönerek " Hayırdır canın sıkıldı. Reisi sevmiyor musun? Ondan mı hoşuna gitmedi?

İsmet derin bir nefes alarak açıklamaya başladı :

"Harp okuluna girerken bir yemin ettik. Kanunlara - amirlerime itaat edeceğime ,İcabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda canımızı vereceğimize. O amirlerin en üstüdür bizim için. Ve ben o yemini , askerliği terkederek özel sektöre girmiş biriyim. Bana baksa bile içimden komutanına yakalanmış hata yapmış bir asker çıkacak biliyorum. Bu huzursuzluğum ondan." 

Kenan İsmet'in aurasından rahatsız olmuştu. 

"İsmet sen yeminini en güzel şekilde yerine getiriyorsun rahat ol. Ülkeyi korumak sadece sınırları korumak , terörist öldürmek değil. Sen fakirlikten , çaresizlikten , kimsesizlikten , işsizlikten ülkenin insanlarını koruyorsun. Bunun gururu olsun Reis'e bakarken gözlerinde. "

İsmet rahatlamıştı. Ve hazırdı.

25 Eylül 2022 Pazar

Direnç - Kuruluş

Kivii firması için tarihi bir an başlıyordu. Şirkette çalışanları bir araya getiren proje "i-bul" uygulaması birazdan tüm ülkede hayata geçecekti. Projenin fikir babaları ,Yazılım mühendisleri Kenan ve Veliydi ancak fikrin hayata geçmesi için gereken finansal desteği toplayan , ikna kabiliyetiyle büyük firmaları , belediyeleri ve hatta iktidarı bile destek konusunda arkasına alan avukat İrem , ileri düzeyde bir iş organizasyonu ve planlamayı hazırlayan İsmet ve Veli'yle Kenan'ın eski firmasından arkadaşları İlke için se bugün bambaşkaydı. Yıllardır eski firmaları intech'te molalarda ve iş çıkışlarında başlayan , uzun uzun sohbetlerle hayallerini kurdukları o gün gelip çatmıştı. Şuan beş arkadaş kurdukları firmanın operasyon salonunda dev ekranda yükleme ekranını takip ediyordu. 

[ %97-%98-%99 app loaded.]


İsmet yüklemenin tamamlandığını görür görmez Veli ve Kenan'a dönüp seslendi:
"Üyelik alımlarını açalım."
Kenan önündeki laptop'a elini uzattı ve sol eliyle şifreyi girip enter'a basarken sağ elini yumruk yapıp havaya kaldırdı ve baş parmağı ile tamamdır mesajı veriyordu.
Veli Kenandan aldığı onayla kendi laptopuna oturup hızlıca klavyenin tuşlarında dans etmeye başladı. 15 saniye süren bu dans sonrası Veli "Portlar aktif , tüm üyelik alımları açık , Haydi herkes uygulamasını kurup bilgilerini girsin."

Ofisteki herkes hızlıca telefonlarındaki hazır kurulum dosyalarını açarken Kenan uygulamayı yeni yüklüyordu. Uygulamayı indirir indirmez Kenan da kendi bilgilerini girip üyeliğini tamamlamış ve gözünü ana ekrana çevirmişti. Henüz 3-4 dk geçmesine rağmen uygulamadaki aktif üye sayısı 50 bin olmuştu. Ekranda artık herkesin gözü üye sayısındaydı. Bir buçuk saat boyunca üye sayısının 1 milyona çıkışını izlediler. 1 Milyon olunca herkeste bir sevinç coşkusu , senkronize bir alkış vardı. Bu coşkuyu İsmet'in bağırması bozdu. "Haydi çok işimiz var. Herkes görevinin başına. İnsanlar neden üye olduysa onlara onu vermemiz lazım. " İsmetin askeri disiplinine alışan ofis çalışanları hemen bilgisayarlarına döndü. 

İlke eski iş arkadaşları yeni ortakları olan Kenan ve Veli'nin yanına gitti. Yanyana oturan bu iki arkadaşın ellerine uzanarak "Başardınız. Tebrik ederim." dedi. Veli'nin yüzünde gülümse İlke'nin iyi niyetli mutluluğuna karşılıktı ancak Kenan'ın değişmeyen dalgın ve heyecansız görünen ifadesi İlke'nin neşesini götürmeye yetti. 
"Neden böylesin Kenan? Mutlu olman gerekirken yıllardır sohbetlerde aklındaki fikri basamak basamak bizlerle paylaşır bizlerle büyütürken bugün neden neşeli değilsin?"
"Neşesiz de değilim ilke. Ama başarmadık. Başladık. Başarmak için neler neler yapmamız gerekiyor daha onları düşünüyorum. "
Derin bir off çeken ilke Kenan'ı hem anlayabilen hem hiç anlamayan biri olduğunu hatırlayıp diyaloğu uzatmaktan vazgeçti. Biliyordu ki Kenan çok derin düşünen , sürekli bir sonrasını bir sonrasını hesaplayan bir zihne sahipti. O yorucu zihinden uzaklaşmak isteyip "Başaracağız o zaman Kenan, görüşürüz" deyip diğer ekip arkadaşları ve ortaklarıyla sevincini paylaşmaya gitti. 

İrem ,  yeni uygulamarı üzerinden tüm ortaklarını yönetim odasına çağırdı. Eline bir şampanya şişesi alıp onları bekliyordu. İlke ve Veli sırasıyla girdiler içeri. İlke şişeyi görünce "Kutluyor muyuz Ollleyy" diyerek zıplaya zıplaya masaya doğru koştu. Veli yorgundu ve dinlenmeye keyfini çıkarmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Henüz İsmet de Kenan da gelmemişti. Veli ikisini de arayarak "Nerdesiniz oğlum gelsenize beni bu akbabalarla yanlız bıraktınız!" diye telefonda şakalaşırken ilke velinin koluna vurarak "Sensin akbaba " diye tepki gösterdi. Telefonu kapatan Veli ikisinde çalışmaları gerektiğini söylediğini bu nedenle gelmeyeceklerini İremle ilkeye aktardı. İlke çok sinirlendi birden. "Hadi Kenan'ı anlıyorum da bu ismet de tam robot çıktı. İnsan kutlamaya bir kaç dakika ayırmaz mı?"
 
İrem ise sakinliğini koruyor Kenan ve İsmetin heyecanını çalışarak gösterdiklerini biliyordu. İlke ise Kenanla beraber 3 yıl çalıştığı için Kenan'ın iyi bir insan olduğu biliyor ancak İsmetle bu proje üzerine tanıştıkları için hakkında sadece katı ve otoriter tavırları nedeniyle negatif hisler barındırıyordu. İçindeki hisleri İrem ve Veliye "İsmet beni korkutuyor açıkçası. İleride çalışanların onun sertliğine katlanamayacağını düşünüyorum. Kendisine bile acıması yok adamın çalışanlarına hiç acımaz gibime geliyor. Neden daha sakin dana pozitif birine denk gelmedik ki?" aktarıp ilk ofis dedikodusunu başlatıyordu. İsmet Kenan'ın askerde tanıştığı biriydi. Kenan askerde asteğmen olarak görev yaparken İsmet de bölük komutanı bir üsteğmendi. İsmet'in askerlerin kabiliyetlerini , becerilerini arttırmada muazzam bir yeteneği olduğunu fark eden Kenan daha sonrada bağını koparmamış İstanbul'da sık sık görüşmüşlerdi. Ara ara bu görüşmelerde Veli de dahil oluyor sohbetlerinde yer alıyorlardı. O sohbetler politikadan , spordan çıkıp hızlıca her seferinde Kenan'ın ve Veli'nin ortak hayali projeye geliyordu. Bir süre sonra projeyle ilgili İsmet de fikirler yürütüp geliyor o sohbette o da değişmez bir yer ediniyordu. 
Veli İsmet ile Kenan'ın arkadaşlıklarının çok eski olduğunu Kenan'ın doğru karar aldığını tekrar İlke'ye hatırlatmak için " O adam negatif değil. Sadece disiplinli. Askeri okulda okumuş. Oradan aldığı bir kültür var. O kültüre ben de Kenan da inanıyoruz. Zamanla sen de ısınırsın" 
"Umarım ben size inanıyorum." derken İçeri Kenan girdi.
"Neredesiniz Kenan Bey? gelin de beraber kutlayalım. Ağaç olduk burada." diye karşıladı onu İrem. 
"Geldim geldim. Akışları kontrol etmem gerekiyordu. İlk arayışların başladığına ve nasıl karşılık bulduğuna şahit olmak için data'yı kontrol ediyordum. Veli belediyenin sistemi entegre şekilde karşılık veriyor. En son gelirken Avcılarda oturan birinin ütüye ihtiyacı olduğunu ve hemen belediyenin bize sunduğu kayıp eşya bürosundan bir adet ütünün kullanıcı için ayırıldığını teyit eden mesajı gördüm."
"Hadi ya. Dur hemen belediyeden Suat Bey'i arıyorum. Teyitler sonrası ürünleri hızlıca lojistik ağına katmaları gerek"

"Arama arama. Ben gelirken aradım. Biz konuşurken görevli arkadaş beyoğlu avcılar belediye otobüsünün şoförüne ütüyü götürüyordu. Kullanıcıya mesaj geçildi. Kullanıcı avcılar durağından ütüyü alacak. Ve evet İlke. Başardık. İlk iyilik bulundu."

İlke "Sen sen mükemmel bir detaysın Kenan. Anlamalıydım. Ama ben kaçmayı seçtim. Haklısın. i-bul olarak başardık. " İrem sevinçle karışık yorgunluğunu ellerini havaya kaldırıp esneyerek gösterirken koşar adım bir ayak sesi odalarına yaklaşıyordu. 
İsmet girdi içeri. Yüzünde takım arkadaşlarının alışık olmadığı neşe vardı. İlke hemen şakaya vurdu. "Adam gülüyor. Aaa İsmet gülüyor "  bu cümle kenan dahil herkesi güldürmüştü. İsmet ise şaşkınlıkla anlamaya çalışıyordu. İş zamanı iş aşk zamanı aşk felsefesinden gelen yapısı ona doğal gelirken tanımayan insanlara değişik geliyor hatta itici gelebiliyordu. Şaşkınlığı üzerinden atan ismet "Her şe yolunda. İlk iyilik beyoğlundan yola çıkan bir üt" Veli ismetin ağzına lafı tıkarak "Biliyoruz gelirken Kenan kontrol etmiş. "

İsmet sakinleşirken  oturmak için Kenan'ın sağındaki boş sandalyeye yöneldi. Refleks bir hareketle Kenan'ın saçlarını okşadı çocuk sever gibi. İrem şampanyayı sallamaya başladı. Şampanyayı patlatıp kadehleri doldurdu. Kendi kadehini havaya kaldırıp  "Arkadaşlar insanlar bizimle ihtiyaçlarını bulacak , iş bulacak , işçi bulacak iyilik bulacak!" diye sloganını tekrarladı.




 

3 Mayıs 2021 Pazartesi

Ait Olmak

  İnsan daha önce hiç sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissetmez , özlemez. Çünkü farkında olmaz. Yıllardır farkında olduğum , hasret duyduğum hisler vardı. Sizin de vardır. Aileme özlem duydum. Eksikliğini hissettim. Yıllarca. Kavuşunca çok eksik kalmışım anladım. Yıllarca ait olmadığım evlerde , yataklarda uyandım. Yıllarca kirasını ödediğim evlerde , parayla aldığım yataklarda misafir evindeymişim gibi uyandım. Uyanıp kardeşimi gördüğüm bir sabah ait olduğum yere döndüğümü anladım. 


Yıllarca bir çok işte çalıştım. Kendimi geliştirmek için ya da geçimimi sağlamak içindi hep. Çalıştığım yerlerin bir parçası oldum belki ama onlar hiç benim bir parçam olamadı. İki yıllık hava harp okulu serüveni boyunca edindiğimiz aidiyet hissini bir türlü o firmalarda yaşayamadım. O yüzden de belki çok çabuk yorulup sıkıldım o işlerde. Bir gözüm saatte. Mesai bitse de gitsem iç güdüsüyle.  


Hava harp okulunda çok önemliydi aidiyet. O sınırlar içinde harcadığınız tüm enerji , zaman ulvi bir amaç içindi. Biliyorsunuz bunu. Dayanıklılığınız her geçen gün artıyor. Harcadığınız enerji her geçen gün daha fazla. Yerden kalkacak haliniz yok. Bir komutan çıkıp diyor ki " Bittim dediğin yerde bir o kadar daha varsın" İnanıyorsun. Limitinin bir bu kadar daha olduğuna. Tükenmiş kollarına can geliyor. Kalkıyorsun. Bu da limitini arttırıyor. Her gün bir önceki günden daha dayanıklı , daha bilgili , daha gelişmiş olmak. Ait olduğun bu yerde olabildiğince en iyi olmak. Her sabah yeni kazanımlar için uyanıp gururla güneşe bakmak. Başarabildiklerinle burdayım demek. Buydu bize öğretilen kadar hissettirilen aidiyet. 


Geçen sene ailem için geldiğim Manisa'da tecrübemin olamadığı zor bir sektöre ait olan plastik enjeksiyon firmasında işe girdim. Kardeşim benden önce aynı pozisyonda 3 ay kadar çalıştı. Öyle ki çocuk neye uğradığını şaşırıp hemen iş değiştirdi. Boşalan yer için beni önerdi. Kabul edildim geldim. Ailemle birlikte olabilmek için fiziken çok yıpratıcı bir işe girdim. Bilmediğim plastik enjeksiyon sektöründe işi öğrenmek ve pes etmemekle geçen bir yıl geçirdim. 


Bir yılın dolmasına az bir süre kala pandemi başladı. Benzer firmalar , esnek çalışma ödeneğinden , ücretsiz izinlerden yararlanıp çalışanlarını istemsizce zora sokarken , çalışanı olduğum firma çok ilginç bir girişimde bulundu. Siperlik üretmeye başladı. Öyle bir girişimdi ki bu. Çalışanı olduğum için ilk defa bir firmayla gurur duyuyordum. Hazırlıksız yakalan sağlık sektörünün imdadına yetişiyorduk kendi bölgemizde. Çevre hastanelere hibe edilen siperlikler nedeniyle teşekkür yayınlarını görüyordum.  Bir kaç ay geçmeden  sağlık bakanlığı resmi sitesinde bir yıllık firmamızın logosu vardı. Üzerinde pandemi süresince desteğini esirgemeyen DEĞERLERİMİZ yazıyordu. 

O an. Yıllar süren bir özlem daha bitti. Gururla ülkeme hizmet edebilen bir yapının parçası olmak. Bu yapıya ait olmak. Suyun altında nefessiz kalıp,  suyun üstüne çıkınca derin derin nefes alır gibiydim. Yıllarca tuttuğum aidiyet nefesini ciğerlerime çeker oldum. Yirmilik harbiyeli ruhum geri döndü bedenime. Ağrıdan bacağımı yere basamıyordum yeri geldiğinde ama yine de yürüyordum dişimi sıka sıka. Yorgunluktan bitkin düşüyor bir an duruyordum. İç sesim " Bir bu kadar daha varsın. " diyordu. Devam ediyordum. İnsanlar aldığım parayı sorgulayarak bu kadar kendimi yıpratmamı eleştiriyordu. Benim içinse para artık çok sonraki meseleydi. İki yüz kişinin mücadelesinin sorumluluğu vardı üzerimde. Kendimi bu şekilde motive ediyordum. Bunu da kimseler anlasın , takdir etsin kaygısı taşımadım hiç. 

Evet iki yüz kişi. İki yüz hane. Birlikte. Emek verip. Gururlu bir aile olup helal kazanımlarla evlerine ekmek götürüyordu. 


Artan işsizlik , bozuk ekonomi , kaygılı  fakirleşen bir toplum ve  intihar eden yurdum insanları. Bu ülkenin insanlarını koruyabilmek sadece sınırları koruyabilmek değilmiş onu anladım. Bu ülkenin insanlarını koruyabilmek onları bu fakirlikten , bu çaresizlikten de koruyabilmekmiş. Hükümetin, yönetimlerin insanına sahip çıkmakta aciz kaldığı bu dönemde ait olduğum bu firma bugün dört yüzün üzerinde insana istihdam sağladı. Dört yüz hane bu gururlu ailenin bir parçası. Bugün dört yüz hane bu ruhla bu vizyonla binlerce hane olacak. Çoğaldıkça daha bir ait oluyorum. Çoğaldıkça ruhum daha tatmin. 


Belki de 7 Mayıs 2007 gecesi , 3. Filo koridorlarında Kurmay Albay Mehmet Eldem'in bana söylediği " Ben senin gözlerinde vatan sevgisini görüyorum. Sakın umudunu kaybetme. Dışarıda illaki vatana millete faydan olur " sözündeki öngörü buydu. 


Ve O'nun da dediği gibi " Vatanını en çok seven , görevini en iyi yapandır. "

19 Şubat 2021 Cuma

Sevmek Üzerine

 Bugün iş yerinde sigara eşliğinde sohbet ediyorduk. Bir süredir devam eden "evlen artık,neden evlenmiyorsun?" Sorularına ilk kez cevap vermek istedim. Ağzımı açtım. Bir saniye kadar açık kalan ağzımı kapadım. Aklıma o an nedeni gelmedi. Düşünmemiştim. Evlenmeyi değil. Bu sorunun cevabını düşünmemiştim. Ağzımı kapadım. Nasip diye uyduruk o klişe cevabı verip geçtim. 

Yanlarından ayrılınca gidip düşündüm. Neden ? O an aklıma gelmeyen şeyler geldi birden aklıma. 

Düşündüm. Ne çok sevdiğimi. Sevince ne kadar çok sevdiğimi. Sevince nasıl bir insan olduğumu. Hatırladım. Kimleri sevdiğimi değil. Nasıl sevdiğimi. Sevince sevdiğimden başka dünyası olmayan bir evren olduğumu. 

Yaş otuz dört. On dört yaşında severken de aynıydim. Yirmi bir yaşında severken de yirmi dokuz yaşında severken de aynıydım. Çok severdim. Şimdi aşık olsam yine çok seveceğim. Tecrübe şunu öğretiyor. Kimse bu kadar sevilmeyi haketti mi ? Hakedecek mi ? Ya yine çok seveceğim. Bu kez hakeden birini. Bir ömür çok seveceğim. Ya da yalnız öleceğim. 

Artık verecek cevabımdır. Her seferinde sorulan ama umursamadığım bu soruya. 

25 Haziran 2019 Salı

Güldüren Çorba

 Bir bayram günü. Tüm sülale dedemin gölgesinde, köyümüz Başaran'daki evde toplandık yine. Kuzenler akşamları oyunlar oynarken tüketmek için bir çok abur cubur almıştık. Bir kaç temel gıda alışverişi de yapıp dedemlere geçtik. Ablam dolaba eşyaları koydu.

Henüz bayram arifesi olduğu için gençler olarak Nazilli'ye dolaşmaya gidelim dedik. Evde nenemle dedem kalmış bir başına. Dedem akşam birlikte yiyeceğimiz yemekten önce acıkmış. Nenemden çorba yapmasını istemiş. Nenem mutfağa girip aldığımız ürünlerin arasından çorba seçmiş kendince. Başlamış pişirmeye.Servis etmiş bir güzel dedeme. Dedem ilk kaşığı attıktan sonra beğenmemiş. Azarlamış nenemi. Nenem de tadına bakınca bir poşetin yetmediğine kanaat getirmiş. Götürmüş çorbayı geri. Dolaptan başka bir poşet daha çıkarmış. Onu da içine katıp tekrar bir süre kaynatmış.

Akşam üzeri kuzenlerle birlikte eve dönünce dedemin nenemi azarlamasına tanık olduk. Birbirlerine "Hacı" diye seslenen bu çiftin arasındaki diyalog şu şekilde ilerliyordu.

-Yahu eyyce yaşlandun sen Hacı. Bi çorbayı dahi yapamaz mı insan?
-Napam hacu aynı yaptım hep yaptım gibi ne bilem ben daha.
-Yahuu bırak Hacı sen iyice işe yaramaz oldun daha bir çorba yapamıyon.
-Eyy eyy ben yapamıyom. Bunca yıl yaptım bu akşam gocaldum(yaşlandım).

Girdik araya bu hararetli tartışmada. Dedem sitemle nenemin yaptığı çorbayı eleştiriyordu bize. Nenemse hazır çorbaydı. Aldım döktüm neyini yapamıcam diye bize serzenişte bulundu. Aklımıza çorbanın bozuk olma ihtimali gelince heyecanlandık. Allah muhafaza yaşlı başlı aile büyüklerimizi zehirlemiş olmayalım sakın diye hemen çorbanın ambalajını aramaya koyulduk.

Neneme çorbanın poşetlerinin yerini sordum. Çöptedur daa dedi. Çöpe yöneldim.Çorba poşeti arıyorum ama yok. Allah allah diyorum nasıl burda olmaz. Harbi nenem alzahmier falan mı oldu Allah muhafaza?!. Sonra sabah markette kuzenimin akşam içeriz diye aldığı tang meyve suyu geldi gözümün önüne. Çöpte bir adet şeftali bir adet kayısı poşeti açılmış boş bir halde. Alıp gittim dışarıya bizimkilerin yanına.

Nene bunlar mıydı çorbalar?

Nenem gözlerini kısarak baktı ve hee bunlardı dedi. Herkes bir anda ağzını açarak şaşkınlık haline girdi. Ablam girdi lafa. Nene sen bunları mı yaptın çorba diye?

23 Nisan 2019 Salı

Reenkarnasyon 1

 Aydın'da lise okuyordum henüz. Bize çizilen rota nedeniyle sadece derslerde anlatılan , sınavlarda çıkacak bilgilere hakim olmakla yetiniyordum. Yüküm ağır zannederdim. Lakin hafifmiş o zamanlar. Sonradan anladım.

Piknikteyiz komşularla. Adnan Menderes'in adı geçiyor sürekli. İsmi geçince birileri kızıyor , birileri övüyor. Lakin iki farklı görüşte olsa komşular birbirini hiç kırmıyor.Babam ülkücü mesela . Bıyıklarına bakmamız kafi anlamak için. Komşulardan biri Muşlu bir aile. Muşlu deriz onlara. En yakın aile dostlarımız. Kürtlermiş. Lise bitene kadar kürt olduklarını dahi bilmiyordum.

Hava harp okuluna geldim. Burda sürekli insanların kendini fiziksel olarak , bilgi olarak , donanım olarak , ruhen güçlendirmesi gerekiyor. Ve bulaşıcı. Şevkle kendimizi aşıyoruz. O zamanlar bilgiler de ağır geliyor .Mesela bir konferansta insansız hava aracı projesini tanıtan gençler bunların özgür olacağını dile getiriyor. Kullandığımız jetlerin ise bir tuşla kontrol edilebildiğini öğreniyoruz Amerika tarafından. Sonra Amerika'da F 22 raptor jet uçağının kavramsal tasarımını yapmış Türk Profesörün Ülkemize gelip artık bize çalışacağını öğreniyoruz. Karısı İngilizce dersimize giriyor. Bize söz veriyor profesörümüz. Siz diyor hür uçacaksınız. ASELSAN'da mühendislerle yazılım çalışıyorlar yıllardır. Siz uçarken sizden başkası hükmedemeyecek kokpite. Seviniyoruz. Şaşkınlık gidiyor. Derken bir yıl sonra. Aslensan mühendisleri intihar ediyor!

Bu sırada ben de okumaya başlıyorum. Adnan Menderes'i , Dersimi , Darbeleri araştırıyorum. Menderes'in , İsmet İnönü tarafından çıkarılmak istenen toprak yasasina kızıp CHP'den istifa ettiğini ogreniyorum. Ee diyorum bu yasa iyi ama. Meğer kendisi Ege'nin en büyük toprak ağası. İşte Atatürk'ün dediği kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının üstünde tutan ilk siyasi. O sıra da dünyada Rusya komünizmi ile batı kapitalizmi çarpışıyor. Kominizmin içindeki din karşıtı bakış açısını gören Menderes , insanların inançları üzerinden , bakın İsmet İnönü dinsizi koministlerin allahsız politikalarını uyguluyor. Çünkü bu toprak yasasının daha serti Sovyet ülkesinde uygulanıyor. Yani aşiret falan yok. Toprağı belli hektar üzerinde olanlar , devlete fazlayı teslim edecek , devlet köylüye işletecek. Ne Dersim'deki gibi aşiretler çıkacak sağdan soldan , ne de halk adaletsiz bir paydaş olacak. Menderes komünizmle mücadele adına başlarda ABD ile yakınlaşıyor. Hatta öyle ki CIA tarafından topraklarimizda ilk kurulan dernek Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği. Zonguldak'ta kuruluyor.   Anladık Menderes de buymuş. Biraz ilerd darbe. Darbe metninde ismi geçen subay Alparslan Türkeş. Ee bu babamın taptığı adam. Bu adam darbe metnini okuyan , darbeci subay. Darbe sonrası Erzurum'da da kurulan dernek. Ee onun kurucusu arasında da Fetullah Gülen ismi var . Anladık Gülen de CIA ile tanış .
1970 lere geliyoruz. Okuyoruz hala. Soğuk savaş durulmuş. İş daha çok algılara dökülmüş . Ecevit Erbakan hükümeti var. Son CHP iktidarı. Kıbrıs harekatı. Dünyanın koyduğu ambargo. Bir tek Kaddafi'nin  Libyasi destek bize. Gemilerle erzak , mazot yolluyor. Ama yetmiyor. Meşhur kuyruklar bu sebep oluyor sanırım. Halk geriliyor. Kıbrıs'a rağmen Ecevit gözden düşüyor. Yetmiyor. 80 Ler geliyor. Algı bitmiş artık takım tutar gibi sağ (ABD kaynaklı darbede ismini duyduğumuz subay Alparslan'ın tayfa , babam dahil ) sol (Deniz Gezmiş gibi sembol isimlerin öne çıktığı Ruslar tarafından desteklenen , Lübnan'da gerilla egirimi gören tayfa )

87 de ben doğuyorum. Adımı babamın eve ölüsü gelecek diye korkan ailenin , bunun önüne geçtiğine inandığı için adıma darbeci generalin adını vermesi ironisi de var.

90'lar. Cemaat ülke içinde hızla büyüyor. İzmir'de fetvalarla başlayan akım maddi bir sirkülasyon da ediniyor. Sovyetler yıkılır yıkılmaz henüz eğitim sistemleri yokken , Gulen okulları kuruluyor. Himm şimdi gulen CIA ile çalışan biri. Demek ki bu ülkelerin eğitimini ele geçirerek gelecekte ABD lehine yetişmiş insanlar yetiştirecek. Bizde dershaneleri var .Bizde de cemaate yakın arkadaşları biliyorum. Hepsi fakir. Kendi başlarına mevki sahibi olmaları çok zor. Cemaat sayesinde barınma , eğitim , özel ders konularında ileri düzey ailelerin çocuklarına kafa tutuyorlar. Derecelik çocuklar da var. Orta halli de. Bir arkadaşım Türkiye'de ilk 1000 e girdi. Ama çocuğu abileri zorla polis kolejine gönderdi. Çok sinirlenmiştim. Meal okuma sakıncalı derdi lisedeyken. Ama eli mahkum. Belki cemaate girmese o dereceyi yapamazdı. O zaman bu ülkelerde de bu şekilde devlet görevlileri yetişecek. Türkiye'de sempati , CIA tarafından sempati , iki taraftan destek. Büyüyor okullar. Bakanlar çıkmış , siyasiler çıkmış mesala Kazakistan'da.  Ya bu şeytanlar bildiğin dine de , millete de değil , sadece ve sadece ABD stratejilerine hizmet ediyor. Eyvah.

Lanet olsun bu yükü omzuma aldığım güne. İstihbarata karşı koyma toplantısında cemaat ile ilgili bu edindiğim bilgileri paylaşarak kendi kuyumu kazıyorum. Daha sızmamıştır buraya bunlar diyorum ama meğer adamlar 80 sonrası boşlukta başlamışlar ekmeye.

Bir hafta sonra kurban bayramı tatili. Evimdeyim. Evime körfez dershanesi hocaları geliyor. Hayırdır ? Tebrik ediyorlar. İyi de ben sizden mezun olmadım , uğurluyum ben. Olsun. Müslüman bir aile evladımıza destek olmaya geldik. Dualarımız seninle. Napıyorsun ? Okulda namaz kılabiliyor musun ? Hayır kılmıyorum. Bak şöyle kilacaksinız diyor. Dedim hoca bir dakka. Ben meal okudum. Öyle bir kılma yok. Gözle kıl diyor yatar pozisyonda. Kılacak olsam halim vaktim yerinde kılarım. Sizin cia ajanı hocaniz efendiniz bu kadar alçaldi mı ya ? Dini bile yalanla öğretiyor ? Ne için ? Annem ayıp oğlum dedi sessizce. Ama o da sevmiyor. Kendisi dindar kapalı bir kadın diye herhalde gaza geldiler. Bunlar bana günaha giriyorsun sevkat tokatı yiceksin diyorlar evden çıkarken. Ne boş adamlar diyorum. Anneme kızıyorum. Bunları sen mi çağırdın diye? Annem haberim yok tanımıyorum diyor. Şimdiye kadar yanaşmamışım. Seni neden riske atayım oğlum diyor.
Bundan bir hafta sonra ilk oda hapsi cezası alıyorum. İlk iftiraya maruz kalisim.  Sonra da zaten okul hayatım bitiyor .