1 Mayıs 2016 Pazar

Yenilen

Ne geldi aklına ilk.
Başlığı okuyunca ne geldi?

Ruh halin ve fiziki durumun aklına ilk gelenin hangisi olduğunu seçti.Sen değil. Okuyorsun,kelimeler dudakların bile kıpırdamadan iç sesin oluyor bir anda. Aç değilsin muhtemelen. Aç olsan yenilebilen gıdalardan bahsedeceğimi düşünürdün ilk anda.

Zeka testi gibi düşünme. Bu yazı sana da yazılmadı aslında.Denk geldin. Okurken anlamını sen koyacaksın başlığın.

İsyanın olmuştur elbet. Belki çok inançlı birisin. Belki de isyanın dibine vurup yukardan seni izleyen birilerinin olduğu ihtimalinden çoktan vazgeçtin. Anlatılanları dinledin. Sana yüce dedikleri kişiler ya da olgular için yüce yüce izlenimler çizdin bilinçaltına. Ulaşmanın en sağlıklısı empatidir aslında.Bunu sana söylemediler değil mi? Atatürk'ü düşün mesala. Hep yüce önder,bizi düşmanlardan kurtaran biri olarak gördün O'nu. Hiç koydun mu yerine kendini.Babasız büyüdün.Bir sevda belledin memleketi öyle yürüdün. Dertlendin bir sigara yaktın.Canın sıkıldı okuldan kaçtın. Tek sevdan ateşler içinde sen bir başına kaldın.

Acır canın biraz tüm hayatını bilip empati yapınca. Bir de bunu Tanrı ya uyarla. Al eline kalemi.Yaz bir hikaye. Karakterler yarat. Kimin iyi kimin kötü olacağına sen karar ver. Düşünür müsün hiç o hikaye gerçek olsa ve senin yazdığın kesin olsa adil olur muydu? Adil olur muydu o karakterlerin yaşayacağı acıları ya da sevinçleri senin belirlemen?

Ya bir kalemin ucundasın  ya da sen çizeceksin hayatı. İstersen kaderine yenilen sen ol. İstersen bir derin nefes al ve yenilen. Yeniden yaşa.Yeniden sarıl hayata. Kontrol sende olsun. Pişman ol ya da olma.

27 Nisan 2016 Çarşamba

Yıllar sonra bir türkçe şarkının sözlerinden tad aldım.

İlk defa alıntıdan ibaret bir yayınım olacak be bu blogta.

Günah benim suç benim
Kurdum bırak bu düş benim
Bu kendime verdiğim rüşvetim
Dokunma elimde bi düşlerim var 

Yazarım derdimi kendime
Kaderin benle bu derdi ne
Fakir yar olmuyo zengine
Diyo davul bile dengi dengine
Bak kalbimde cengime
Yine kalmışım kendi kendime
Sensin çare derdime
Verdim ömrümü vergine

Yine kalmışım gece bir başına
Bir başına girdim yılbaşına
Dönmüşüm baktım en başına
Sarıldım bazen de yanlışıma 

Yazarım derdimi kendime
Kaderin benle bu derdi ne
Fakir yar olmuyo zengine
Diyo davul bile dengi dengine
Bak kalbimde cengime
Yine kalmışım kendi kendime
Sensin çare derdime
Verdim ömrümü vergine

Hep azap mı faça kolunda
Söyle yar kasap mı hep hesap mı
Yapılan akılda yat mı kat mı
Club mü pub mı bu bi iltifat mı
Gönlüm kaçak yanında inzibat mı
Uzaktayım kopan da irtibattı
Kalbindeki söyle kir mi pas mı
Bana yazdıran bu gece kick mi bass mı
Kumar bi aşk mı devam mı pas mı
Garip bi yas mı o afgan mı fas mı
Yanlış mı rast mı hep de cana kast mı
Aşk deniz gören evdeki teras mı

Yine kalmışım gece bir başına
Bir başına girdim yılbaşına
Dönmüşüm baktım en başına
Sarıldım bazen de yanlışıma 

Yazarım derdimi kendime
Kaderin benle bu derdi ne
Fakir yar olmuyo zengine
Diyo davul bile dengi dengine
Bak kalbimde cengime
Yine kalmışım kendi kendime
Sensin çare derdime
Verdim ömrümü vergine
Günah benim suç benim
Kurdum bırak bu düş benim
Bu kendime verdiğim rüşvetim
Dokunma elimde bi düşlerim var

Layık Değilken Laik Olmak

   İngiltere,Almanya,İtalya,İspanya,Amerika,Rusya,Brezilya... Bu ülkelerde millet vekilleri yemin törenleri, mahkemelerde ifade ve tanıklık öncesi tanık veya sanıklar İncil'e el basarak ifadeye başlarlar. Sözde gelişmiş ülkeler sanki tek dinleri hristiyanlıkmış gibi davranırlar. Hristiyan olmayanlar Başkan,Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olamıyor.

 Türkiye yukarıda saydığım ülkelerin hepsinden önce koydu anayasasına laikliği.Kadınlara seçme ve seçilme hakkını diğer ülkelerden önce koyduğu gibi. Bundan 90 yıl öncesinde daha medeni , daha eşitlikçi, daha gelişmiş bir adalet sistemi hükmetmiş bu topraklara. Şimdilerde ise hala sallantıda. Laiklik her milletin harcı değildir. Dinin insanları,kitleleri kontrol etmesi bu kadar kolayken, dinin gücünü art niyetli yöneticilerin eline vermek bizimkisi gibi ülkelerde ülkenin yarısını canlı bomba yapmaktan farksızdır. Bizim gibi tarihi kendine çalışan liderlerle , şeyhlerle ,sahtekarlarla dolu bir toplumun yobazlığı,bağnazlığı yenip, çağdaş,adil bir ülkesi olması için en büyük umudu,en büyük kazanımıdır laiklik. O yüzdendir ki Atatürk gibi dahi bir insanın, TBMM nin ilk mebusları gibi sadece ve sadece vatanlarını düşünen yöneticilerin anayasaya koyduğu ve ileride başa gelebilecek yöneticilerin değiştirmeye cesaret edemeyeceği şekilde maddelendirildiği bir kanun çıkarması, o zamanki vatandaşların laikliğe bizden daha layık olduğunun ispatıdır.

Abes bir sokak deyimi vardır. Köz göte değmeyince sıcaklığından haberi olmazmış berduşun. Şu anda hafif cümleler duyup ortalığı yıkanlar 25 yıldır bangır bangır bağıran "Cumhuriyet gidecek şeriat gelicek " diye bağıran bir bağnazı tuttular Cumhurbaşkanı yaptılar bu memlekette. Nasıl olmasın.Olacak tabi.Kendine bu gibi adamları layik görenler, millete böyle liderleri layık görenler kendilerine laikliği zaten layık görmesinler.O köz en çok onlarda tutuşacak. Sen 90 yıl öncesinde şimdiki çağdaş devletlerle aynı seviyede hukuk ve adalet anlayışına sahip bir toplumken bunu haketmediğini defalarca kendi kendini katlederek gösterdin. Hem müslüman hem laik olunur.Bal gibi de olunur ama hem mal hem bağnaz bir toplum isen tabi ki olunmaz. Layık değilsin nasıl Laik olacaksın.

17 Nisan 2016 Pazar

Benciliz Hepimizde

  Bencil olmak. Herkeste bir miktar olan bir duygudur. Bu miktar günümüz kapitalist sistemi içerisinde günden güne artmakta. Her olguyu da büyük ölçüde etkilemekte. Duygusal her etmen artık yeni bir pazar.Ölüm korkusu en yüksek korkudur insandaki.Refleksleri, hızını hatta dayanıklılığını arttırır o korkuya kapıldığında bedenin.Ölüm korkusu bile ticari bir rant eşliğinde pazara düştü bir kere.Bunu kullananlar üzerinden reklam,ticaret ve gelir döngüsü yaratmakta.  Aşklar,evlilikler bunlar iki insanın birbirine olan ilgisinin ve duygu yoğunluğunun ürünü güzel şeyler. Ancak artık onlarda yenildiler.Yenilirler elbet.Ne kadar yoğun olsa da o duygular bi ölüm korkusu değil.

Görüyoruz televizyonda insanların aşklarını ,evliliklerini nasıl ticarete döndürdüklerini.Ağa babaların bunları nasıl sömürüp insanlara kakaladığını.Özellikle kadın izleyici kitlesi.En büyük takipçileri. Gördükleri şeyler sabit. Erkeğin parası hedef. Duygusal garantiden çok maddi garanti peşinde insanlar. Maddi garanti olduğu sürece sözde aşk ve reelde evlilik de garanti. 90 larda insanlar yeni teknolojik,bulunması zor ürünleri tv de görüp sipariş eder ulaşırdı.Baya yaygındı bu yöntem. 2010 dan itibaren teknoloji gelişmiş halini aldı ancak insanları da teknolojiye o kadar bağladı ki.İnsanlar artık gündelik hayatta duygusal,güvenli bir gülücükten bile uzak kaldı. Ben dahil artık insanlar çevresini sanal ortamdan tahsis eder hale geldi.Kafa yapına uygun insanları senin seçiyor olman ve geniş kitlelere ulaşabilir olman bir avantaj gibi görünse de. Uzun vadede bu samimiyetsiz ve kırılgan ilişkilerden başka bir şey getirmez kimseye. Özellikle ilişki orada kaldıkça. Buralara döneceğiz.Esas konuya dönelim. Durum böyle olunca insanlar 90 lardaki eksiklerin eksik olmaktan çıktığını artık eksik olan şeylerin ikili ve beşeri ilişkiler olduğunu farketti. Artık bunun için tv leri interneti kullanır hale geldi. Kendi bütçesine uygun kadını arayan erkekler ya da zengin süsü verilmiş sahte fakir erkeklerle , yükleneceği masraflara değeceğini iddia eden kadınlar ve gerçek yüzlerinin makyajı dışında ruhu makyajlı yalan kadınlar piyasada. Nasıl olmasın. Sen tüm dünyaya kameralar önünde aşklar ilişkiler yaşat,merak ettir,izlet.Nasıl izlemesin.İnsanı en çok cezbeden şeydir bu magazinsel olaylar. Aysu Muratın evlilik teklifine sıcak bakıcak mı? sorusunun cevabı merak edilirken kim ne yapsın yılda %9 azalan tarım arazisinin bize ne yansıtacağı? sorusunun cevabını. Nasıl değişmesin erkekler kadınlar, kameralar önünde erkeğe "ne kadar kazanıyorsun? mal varlığın nedir?" diye soran kadınlarla , kadınını etkilemek için alo dan sonra malını mülkünü sayan adamlardan oluşurken? Nasıl etkilenmesin ilişkiler,bu gerçek olması gereken ,özel olması gereken duygular gavatın biri kameralar önünde bir kadına o benim sevdiğim kadın derken,neredeyse tüm özel anlarını milyonlara izletirken. Değişir tabi.Değişir.Evlilik için kadınlar garanti işli,dolgun maaşlı adamı,erkekler kendisini yatakta! rahat ettirecek ,güçlü hissettirecek ,egemenlik duygusuyla testosteronuna testosteronuna vuran kadınları aramakta. Artık kadın bakmaz bu adam sağlam mı?Dürüst mü? Ailesine bağlı ve hayran olunacak biri mi diye.Erkekler bakmaz bu kadın yarın çocuklarıma sağlıklı bir Ana olur mu?Fedakar bir ana olur mu? Evimi taşır,ailemi taşır,beni girdiğim her yerde taşır mı? diye.

Kadınların cebe ,erkeklerin yatağa bakması ne danışıklı bir karakter bozukluğu artık. Cinsellikte sanılanın aksine tek kişilik. Bir kadının gözlerine bakarken onu görürsün,seversin,sadece ve sadece onla ilgili bir dünya hayaller ,amaçlar içinde yüzersin. Ama iş cinselliğe geldiği zaman kadın da erkek te bir noktadan sonra Bencil olur. İki birey de yüksek dozajlı bu zevkli anın büyüsünde ne o hayallere ne de amaçlara tutunur. O anı yaşar sadece.O anın kendisine kattığı zevke bırakır kendini.
O yüzden onlarca kez duyduk.Sadece yatak için ayartmaya çalıştığı kadınlara yataktan sonra aşık olan adamları. O anın ulaşılabilirliğine aldanıp aşık olduğunu zannedenleri. O yüzden gördük , başka bir an için,başka bir ten için aşık olduğunu söylediği adamı terkeden kadınları. Ne Haydar Dümen ne Güzin ablayım.Ne de bunların karışımı. Sadece gözlemlerime güvenen biriyim.Gördüklerim bunlar.Yaşadıklarımız aşikar. İnkar ederek bir nebze insanlar doğasından,kapıldığı kapitalist rüzgarın karaktersizliğini kabullenmeye bilir. Ancak biz bu hale geldik insanoğlu. Aşklarımızın da , sevgilerimizin de çoğu yalan.Bencilliğimiz artık ailemize kadar girdi.Yok eski fedakarlıklar.Yok eski duygusallıklar. Herkeste kendini bir garantiye alma , yoklaya yoklaya ilişki yaşama ,reklam ede ede,kendini pazarlaya pazarlaya hayata tutunma çabası içerisinde. Uzaktan bakınca bir çöplükte lüks içinde yaşıyoruz hissi uyandırıyor bende.

Napmalı? Kesin bir yargım yok.Dünyayı kurtaracak kadar bir etkim de yok. Kendi dünyamı kurtarabilme bencilliğine yeniliyorum ben de. Kendi dünyamda , kendi ilişkilerimi, kendi düzenimi. Kazık yiye yiye, inanıp kandırıla kandırıla.Tecrübeleniyor insan zamanla. Sevmeyin abi.Sevmeyin. Bir kadını cinsellik için , bir erkeği maddi refah için sevmeyin. Önce ruhunu yaşayın.Bırakın bir ruhunuz sevişsin. Bırakın birbirine güvenen ,birbirine hayran iki insan birlikte olsun. Cinsellik elbet olacak. İster evlen,ister medeni şekilde yaşa.O ihtiyaçta elbet karşılanacak. O anın büyük zevkine tekrar ulaşabilmek için sahte sahte yaşamayın.İnsanları kandırmayı geçtim.Kendinize her gün her gün sessiz yalanlar söylemeyin. Nasıl ikna ederim? değil.Böylesini sever mi? diye düşünün artık soruları. Bencilliğinizi bari gerçeklik üzerine yoğunlaştırın. Yoksa yalan aşkın meyvesi çocuklarınız olacak.Onlara olan bireysel sevginiz değil ailevi sevginiz onları iyi insan yapacak. Bu hızla giderse bir nesil sonra çok ama çok çirkin bir nesil olacak.Duyarsız,bencil,reklamcı,kendini pazarlamacı.

İnanmıyorsanız bakın.Bi şu ana. Ne kadar insan sokağa dökülür büyük yanlışlarda? Ne kadar insan klavyede vatan,millet,insanlık derken gerçek hayatta acizdir yer vermekten yaşlı bir kadına. Ne kadar insan sırdaş görünüp ortam için satar seni ilk fırsatta. Bencil olacaksan gerçeklik için bencil ol be insanoğlu.Pamuk ipliğine bağlı bu inanç kayacak elinden. Kimse güvenmeyecek kısa süre sonra.Herkes bir köşe de saklı yaşayacak.Bir atışlık hakkını boşa kullanacak.Bir ömürlük hayatı samimiyetsiz,sanal,yalan  yaşayacak. Ben sana bencil olma demiyorum , Ol.Hobi olarak ol da. Alışkanlık yapma be insan.

13 Mart 2016 Pazar

Yorulmuşuz Biraz.

Çok kaos gördük.İşler çok karıştı dönem dönem bu memlekette. İlk defa ben karıştım bu kadar.İlk defa kendi kaosumdayım.Düşünceler,hisler birbirine karışmış. Öfkeden,heyecandan,neşeden, hüsrandan oluşan hisler demetinde her şey birbirine girmiş.E tabi yorulduk.Yaşlandık belkide. Kime nasıl tepki göstereceğimiz bile belli değil artık kafamızda.Yıllarca bilinçsizce,inatla akpyi destekleyen akrabalarıma, salt ideolojilerinin ne topluma ne kendine ne de çevresine faydası olmayacağını bile bile körü körüne destekleyen kitlelere,parça parça olmuşken birbirine antipatiyle yaklaşan her parçaya artık ne anlatırım bilemiyorum.Yıllarca anlattım.Etmeyin eylemeyin dedim.Hırs ve öfkeleri o kadar körlemişki ruhlarını vicdanlarını artık zırh var hiç bir düşünce girmez o zırhtan içeriye.

Kendim için heycanlanayım diyorum.Ee tabi işlerde orada da dört dörtlük değil. Dünyanın,memleketin derdinden uzak olan kendi çemberimde bile yoruldum. Dostluklarım taze ve uzak.Sevdalarım kurak ve çorak. Hayallerim umutsuz ve hoyrat artık. Çok yoruldum be. Her gün " Amaaaaannnn" diyip normal insanların hayatını siken dertleri geçiştirmekten.  Çok yoruldum be kendimle yüzleşmekten. Bir gün fena siktiri çekerim herhalde her derde tasaya da. O gün de kafiyeli olurum bir kez daha. Geldikleri gibi giderler sözünü yaşatırım yıllar sonra.

Beni geçince az ileride kime sorsan göstereceği bir insanlık var. Her gün birbirlerine yalanlar,sahte ahkamlar ve ahlak kasan, tüm yapmacık hislerini reklam yapan , çıkarlarıyla birbirini boğan bir insanlık var. Yalnız beni geçince soracak kimseyi bulamıyorsun onu da söyliyeyim. Ben baktım.Kimse yok orda. Yine de sen bilirsin.

10 Mart 2016 Perşembe

Altını Islatan Adam

 2014 ün bir temmuz akşamıydı. Üç tane yavru kediyi muayene ettirmek için taşıyacaktım ordan oraya. Okuldan arkadaşım Berna'dan kedi kutusunu rica etmiştim. İşim bittiğinde kutuyla geri götürmek için akşam saat 10 gibi yola çıktım. Giderken Avcılar metrobüs köprüsünden geçtim.O istikamete giderken hep o düzergahı kullanırdım. Buraya kadar normal herşey ama bu noktadan sonra benim gibi inançsız bir insanı bile kadere acaba dedirten olaylar oldu.

 Bernalarda biraz oyalandık.Oturduk.Muhabbet ettik.Dönerken geldiğim,her zaman kullandığım istikamet yerine başka bir yoldan gitmek istedim.Metrobüs köprüsü yerine az aşağıda bulunan üst geçitten karşıya geçtim.Köprüden inmek üzereyken E-5 yan yolda hemen köprünün az ötesinde bir Otobüs kaldırıma park etmiş haldeydi ve Otobüsün arkasından uzun uzun korna sesi geliyordu. Yol boştu.Korna çalmak  için bi gerekçesi yoktu ve bir ramazan günü insanlar cami çıkışı otobüsün yarısını aldığı kaldırımdan arta kalan kısımdan arkalarına bakıp gidiyorlardı.Bir garipsedim.Orada birşey oluyordu.Hissettim.Adımlarımı hızlandırdığımda otobüsün hemen arkasında bir Megan arabanın kaldırıma yanlamasına çıktıgını ve kornaya basılı halde durduğunu gördüm.Kaza sandım ilk başta.Yaklaşınca kazaya benzer bir durum yoktu.Bir adam arabayı hiç vurmamış.Kafasını direksiyona dayamış halde arabanın içinde duruyordu.Meraklı ve korkak bakışlar seri şekilde arabanın yanından akıp geçiyordu.Hemen şoför tarafıa koştum.Adam titriyordu.Kapıyı açtım.Kriz geçirdiğini gördüm. 35-40 yaş arasında bir adam. Esmer.Zayıf biriydi. Oturduğu yerde müdahale etmem zordu.İki elimle koltuk altından göğsünü kavrayıp zorla dışarı çıkardım. Ben müdahale etmeye başlayınca iki üç adam daha koştu yanıma. Bek bilgisiz ve heycanlı dayının biri ben tersten kalbine basınç uygulamaya çalışırken su döktü üzerimize.Bağırarak  durdurdum dayıyı. Askeri okulda ilk yardım eğitimini pratikte olmasa da kağıt üzerinde görmüştük. Aklıma hemen onları getirdim.Adamı arabanın arkasına götürdüm.Ancak adamın krizi şiddetlenmeye nefes alamamaya başlamıştı.Ne kadar soğuk kanlı olmak istesemde deli gibi bir korku sardı içimi. sırtını bagaja verim.Başını geriye doğru bagaj kapağının üzerine yatırdım.Kulağına abi ne olur öksürmeye çalış dedim.Öksürürsen kalbin tekrar atacak.Nefes alacaksın.Ne olur öksür.Yoksa duracak kalbin diye yalvarmaya başladım.Bi yandan kalbine masaj yapıyordum tüm gücümle.Abi öksürmedi.Yalvardım.Abi nolur öksür diye.Bir iki denedi. Çok cılız şekilde öksürdü.Bir iki daha derken bir tane orta halli öksürük geldi.Sonra bir tane daha.Bir tane daha. Birden derin bir nefesss aldı.Sonra seri şekilde 10-15 nefes daha. Açıldı kalbi.Elim ayağım boşaldı. Ölecek diye nutkum tutulmuştu.Biraz daha nefesi düzene girmeye başladı.Bana sarıldı.Ama sımsıkı. Kimse sarılmadı bana öyle.O güne kadar.Hüngür hüngür ağlamaya başladı.Bende ağlamaya başladım. İkinci kez geçirmiş kriz.Bu kez kesin öleceğim diyormuş. Dizlerimin bağı çözülmüştü. Bir süre ağladık. Sonra dayının biri arkadaşı hastahaneye götürmemi direksiyona geçmemi istedi.Bacaklarımda gaza basacak derman yoktu.Başkasından rica ettim. Bindiler.Gittiler.

Üzerim ıslanmıştı. Kasık bölgesi yamyaştı.Dayının döktüğü su yüzünden.O şekilde 10 dakika kadar yürüdüm.27 yaşında bir adam.Altını ıslatmış çocuk gibi ağlaya ağlaya yolda yürüyordu.Görenler neler geçirmiştir aklından bilmem. Eve gittim o halde. Bahadır vardı o zaman ev arkadaşım. Şaşırdı.Anlatamadım.Gittim yatmaya.Yatamadım. Tavana baktım. Öldürmediğin için teşekkür ederim dedim.Gözlerimi kapadım.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Gece 3

Olmuyor bazen. Gecenin üçünde düşünüyor insan.Uyumak yerine. Neden diyor. Neden bir ömürlük zamanı heba eder insan? Değişik tavırlar,anlamsız ikili ilişkiler, karaktersiz işler ,ahlakı,etiği gösteriş için saklayan kurallar. Hepsinin arasında yürümeye çalışırken ayaklarımızı gıdıklayan boşluklar.
İçinden çok şey geçer insanın. Ne söyler kalbine ne dinler kalbini. Acabalarla tükenen fırsatlar arasında üşürüz bazen. Tutmak varken gülümsemeleri gamzesinden. Emin olmadan yaşıyoruz. Kendimiz olamadan ölüyoruz. Ha bi de bazen başkasıymışsın gibi öldürüyorlar.O ayrı konu.
Hadi onlar katil öldürdüler diye.Sen kaç kere öldürdün be insan kendini bu sessizlikte? Uzatıp elini bi dakika demek yerine, Kaç kez saatlerce sustun ya da bekledin sorsunlar diye?