On bir yıl oldu. Bu lanet şehre geleli. Dokuzuncu yılı yalnızlığın ve haksızlığın. Başlamadan belirteyim. Herkesin kendi doğruları var. Duruyorlar içerisinde. Benim doğrularım içinde bi ben duramıyorum. Bunun farkındalığıyla başlıyorum geceye.İsyanım hep aynı yerden. Nasıl olmasın? Kabullenemiyorum.
Nasıl başladı? Soruyorum kendime. İftiralar altında ezilmiş , hapislere atılmış , üniforması çalınmış bir gençtim dokuz yıl önce. Kimseye inandıramıyordum.Bu haksızlığı. İnsanların gözü önünde oluyordu bazı şeyler. İnsanların bu sessizliği yakıyordu ilk başta canını. Bunca zulüme nasıl sessiz kalabiliyordular diye. Atıldıktan sonra ise en sevdiklerinin sözleri, bakışları ve biten sevgilerinden çok en sevdiklerinin sana inanmaması acıtmaya başlıyordu canımı. Hayatta olmaman için onca sebep, onca beddua. Uydurma bahaneler bulmuşum kendime yıllarca. Sırf yaşamak için. Olmayacak şeylere inandırmışım kendimi , olmayacak kişilere güvenip sevmişim. Hayatıma giren insanları hep boşalan yerlere koymuşum.Görüyorum durduğum yerden bakınca.Bu duygusal mantık dışı tavırlarıma. Sevmek ve güvenmeye adamışım sanki kendimi. Adil olma duygusundan hiç uzaklaşmadan yaşamaya çalışmam da takdire şayan. Herkes bu kadar adaletsizken kaçınılmaz oluyor hüsran. İhanet gibi geliyordu başlarda. İnsanların bu tavırları. Oysa geç de olsa anlıyorum alakası olmadığını. Ben oyunu oynayamayan bir yabancı. İnsanlar ise yeteri kadar profesyonel bir oyunun sanatçısı. Bunları neye dayanarak söylüyorum. Yazıyorum.
Samimiyetten konuşurken biriyle, dökerken içimi beş dakika sonra samimiyetsiz biri olduğu gerçeğini öğreniyorum. Evet bi yarım saat olmuştur bunu öğreneli. Sonra başka birinin kendi ahlaksızlığının benzerini yaptığını söylediği başka birine ahlakçılık tasladığını görüyorum. Sonra yine bi başka erkeğin bir kadına ahlak üzerinden tehditlerini. İlgi açı , etik dışı ilişkilere meraklı kadınların kendini duyarlı hassas bir kadın olarak aktarımlarını. İhtiyacı olduğunda yanında olduğun , fedakarlık yaptığın insanların ; senin ihtiyacın olduğunda sadece yukarıdan baktıklarını. Başkasına kaşar diyen bir adamın , nişanlıyken başka birine yavşamasını. Kendi ideolojisini başka kulplarda alttan alttan propaganda eden sinsi kan insanlarını. Bunları sadece son iki günde yakınımda gördüm. Nasıl sığdırırım buraya on yılı.
Ama artık anlamanın bir yolu var sanki görüyorum. O sahtelikler sıkılıyorsa yansıttığında sahteliği. Uzaklaş oğlum oradan.Daha bitmedi onların sana anlatacakları yalan hikayeleri...
Doluyorsun böyle böyle. Bi yerden sonra anlatamıyorsun kimseye. Nasıl anlatacaksın? Kendini en sevdiklerine bile anlatamayan sen, sana böyle yaban bir dünyadaki insanlara nasıl anlatacaksın. Karşındakinin ne olduğunu bilmeden. Susuyorsun. Yalnızlık başlıyor. Kendi kendine konuşuyorsun. Yetmiyor. Unutmamak için yazmak istiyorsun. İşte ben böyle böyle yazıyorum, bazı bazı.
Vay be dedim bu gece. Dile kolay. Dokuz yıl. Kendi içinde. Kendi kendine konuşarak.Her seferinde kendime bir bahane bularak.Ölmemek için. Sanki her şey düzelecek. Ve ben şimdi ölürsem en büyük haksızlığı kendime yapacağım diyerek.Sessiz sessiz ağlayarak.Her gün aklına bir kere ölümü getirerek. Vazgeçerek. Vay be diyorum.
Aklıma geliyor. Hapiste ilk yazdığım akrostiş şiirin bir dizesi. "Yanlışlarla bir olmaktansa doğrularla yalnız oldum." Yine oldum. Yine oldum. Olmaz bu sefer dedim. Yine oldum. Bir kadının sahteliğinde , bir arkadaşın sinsiliğinde , bir akrabanın hasetinde , bir ailenin bensizliğinde. Yine oldum. Bir köşede. Kendi kendime konuşarak. "Yarın hangi bahane , hangi avuntuyla kendimi kandırarak devam edeceğim?" diye düşünerek.
Ben biraz susuyorum. Umarım nasip olmaz bir daha aynı sebeple yazmak...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder