3 Mayıs 2021 Pazartesi

Ait Olmak

  İnsan daha önce hiç sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissetmez , özlemez. Çünkü farkında olmaz. Yıllardır farkında olduğum , hasret duyduğum hisler vardı. Sizin de vardır. Aileme özlem duydum. Eksikliğini hissettim. Yıllarca. Kavuşunca çok eksik kalmışım anladım. Yıllarca ait olmadığım evlerde , yataklarda uyandım. Yıllarca kirasını ödediğim evlerde , parayla aldığım yataklarda misafir evindeymişim gibi uyandım. Uyanıp kardeşimi gördüğüm bir sabah ait olduğum yere döndüğümü anladım. 


Yıllarca bir çok işte çalıştım. Kendimi geliştirmek için ya da geçimimi sağlamak içindi hep. Çalıştığım yerlerin bir parçası oldum belki ama onlar hiç benim bir parçam olamadı. İki yıllık hava harp okulu serüveni boyunca edindiğimiz aidiyet hissini bir türlü o firmalarda yaşayamadım. O yüzden de belki çok çabuk yorulup sıkıldım o işlerde. Bir gözüm saatte. Mesai bitse de gitsem iç güdüsüyle.  


Hava harp okulunda çok önemliydi aidiyet. O sınırlar içinde harcadığınız tüm enerji , zaman ulvi bir amaç içindi. Biliyorsunuz bunu. Dayanıklılığınız her geçen gün artıyor. Harcadığınız enerji her geçen gün daha fazla. Yerden kalkacak haliniz yok. Bir komutan çıkıp diyor ki " Bittim dediğin yerde bir o kadar daha varsın" İnanıyorsun. Limitinin bir bu kadar daha olduğuna. Tükenmiş kollarına can geliyor. Kalkıyorsun. Bu da limitini arttırıyor. Her gün bir önceki günden daha dayanıklı , daha bilgili , daha gelişmiş olmak. Ait olduğun bu yerde olabildiğince en iyi olmak. Her sabah yeni kazanımlar için uyanıp gururla güneşe bakmak. Başarabildiklerinle burdayım demek. Buydu bize öğretilen kadar hissettirilen aidiyet. 


Geçen sene ailem için geldiğim Manisa'da tecrübemin olamadığı zor bir sektöre ait olan plastik enjeksiyon firmasında işe girdim. Kardeşim benden önce aynı pozisyonda 3 ay kadar çalıştı. Öyle ki çocuk neye uğradığını şaşırıp hemen iş değiştirdi. Boşalan yer için beni önerdi. Kabul edildim geldim. Ailemle birlikte olabilmek için fiziken çok yıpratıcı bir işe girdim. Bilmediğim plastik enjeksiyon sektöründe işi öğrenmek ve pes etmemekle geçen bir yıl geçirdim. 


Bir yılın dolmasına az bir süre kala pandemi başladı. Benzer firmalar , esnek çalışma ödeneğinden , ücretsiz izinlerden yararlanıp çalışanlarını istemsizce zora sokarken , çalışanı olduğum firma çok ilginç bir girişimde bulundu. Siperlik üretmeye başladı. Öyle bir girişimdi ki bu. Çalışanı olduğum için ilk defa bir firmayla gurur duyuyordum. Hazırlıksız yakalan sağlık sektörünün imdadına yetişiyorduk kendi bölgemizde. Çevre hastanelere hibe edilen siperlikler nedeniyle teşekkür yayınlarını görüyordum.  Bir kaç ay geçmeden  sağlık bakanlığı resmi sitesinde bir yıllık firmamızın logosu vardı. Üzerinde pandemi süresince desteğini esirgemeyen DEĞERLERİMİZ yazıyordu. 

O an. Yıllar süren bir özlem daha bitti. Gururla ülkeme hizmet edebilen bir yapının parçası olmak. Bu yapıya ait olmak. Suyun altında nefessiz kalıp,  suyun üstüne çıkınca derin derin nefes alır gibiydim. Yıllarca tuttuğum aidiyet nefesini ciğerlerime çeker oldum. Yirmilik harbiyeli ruhum geri döndü bedenime. Ağrıdan bacağımı yere basamıyordum yeri geldiğinde ama yine de yürüyordum dişimi sıka sıka. Yorgunluktan bitkin düşüyor bir an duruyordum. İç sesim " Bir bu kadar daha varsın. " diyordu. Devam ediyordum. İnsanlar aldığım parayı sorgulayarak bu kadar kendimi yıpratmamı eleştiriyordu. Benim içinse para artık çok sonraki meseleydi. İki yüz kişinin mücadelesinin sorumluluğu vardı üzerimde. Kendimi bu şekilde motive ediyordum. Bunu da kimseler anlasın , takdir etsin kaygısı taşımadım hiç. 

Evet iki yüz kişi. İki yüz hane. Birlikte. Emek verip. Gururlu bir aile olup helal kazanımlarla evlerine ekmek götürüyordu. 


Artan işsizlik , bozuk ekonomi , kaygılı  fakirleşen bir toplum ve  intihar eden yurdum insanları. Bu ülkenin insanlarını koruyabilmek sadece sınırları koruyabilmek değilmiş onu anladım. Bu ülkenin insanlarını koruyabilmek onları bu fakirlikten , bu çaresizlikten de koruyabilmekmiş. Hükümetin, yönetimlerin insanına sahip çıkmakta aciz kaldığı bu dönemde ait olduğum bu firma bugün dört yüzün üzerinde insana istihdam sağladı. Dört yüz hane bu gururlu ailenin bir parçası. Bugün dört yüz hane bu ruhla bu vizyonla binlerce hane olacak. Çoğaldıkça daha bir ait oluyorum. Çoğaldıkça ruhum daha tatmin. 


Belki de 7 Mayıs 2007 gecesi , 3. Filo koridorlarında Kurmay Albay Mehmet Eldem'in bana söylediği " Ben senin gözlerinde vatan sevgisini görüyorum. Sakın umudunu kaybetme. Dışarıda illaki vatana millete faydan olur " sözündeki öngörü buydu. 


Ve O'nun da dediği gibi " Vatanını en çok seven , görevini en iyi yapandır. "

19 Şubat 2021 Cuma

Sevmek Üzerine

 Bugün iş yerinde sigara eşliğinde sohbet ediyorduk. Bir süredir devam eden "evlen artık,neden evlenmiyorsun?" Sorularına ilk kez cevap vermek istedim. Ağzımı açtım. Bir saniye kadar açık kalan ağzımı kapadım. Aklıma o an nedeni gelmedi. Düşünmemiştim. Evlenmeyi değil. Bu sorunun cevabını düşünmemiştim. Ağzımı kapadım. Nasip diye uyduruk o klişe cevabı verip geçtim. 

Yanlarından ayrılınca gidip düşündüm. Neden ? O an aklıma gelmeyen şeyler geldi birden aklıma. 

Düşündüm. Ne çok sevdiğimi. Sevince ne kadar çok sevdiğimi. Sevince nasıl bir insan olduğumu. Hatırladım. Kimleri sevdiğimi değil. Nasıl sevdiğimi. Sevince sevdiğimden başka dünyası olmayan bir evren olduğumu. 

Yaş otuz dört. On dört yaşında severken de aynıydim. Yirmi bir yaşında severken de yirmi dokuz yaşında severken de aynıydım. Çok severdim. Şimdi aşık olsam yine çok seveceğim. Tecrübe şunu öğretiyor. Kimse bu kadar sevilmeyi haketti mi ? Hakedecek mi ? Ya yine çok seveceğim. Bu kez hakeden birini. Bir ömür çok seveceğim. Ya da yalnız öleceğim. 

Artık verecek cevabımdır. Her seferinde sorulan ama umursamadığım bu soruya. 

25 Haziran 2019 Salı

Güldüren Çorba

 Bir bayram günü. Tüm sülale dedemin gölgesinde, köyümüz Başaran'daki evde toplandık yine. Kuzenler akşamları oyunlar oynarken tüketmek için bir çok abur cubur almıştık. Bir kaç temel gıda alışverişi de yapıp dedemlere geçtik. Ablam dolaba eşyaları koydu.

Henüz bayram arifesi olduğu için gençler olarak Nazilli'ye dolaşmaya gidelim dedik. Evde nenemle dedem kalmış bir başına. Dedem akşam birlikte yiyeceğimiz yemekten önce acıkmış. Nenemden çorba yapmasını istemiş. Nenem mutfağa girip aldığımız ürünlerin arasından çorba seçmiş kendince. Başlamış pişirmeye.Servis etmiş bir güzel dedeme. Dedem ilk kaşığı attıktan sonra beğenmemiş. Azarlamış nenemi. Nenem de tadına bakınca bir poşetin yetmediğine kanaat getirmiş. Götürmüş çorbayı geri. Dolaptan başka bir poşet daha çıkarmış. Onu da içine katıp tekrar bir süre kaynatmış.

Akşam üzeri kuzenlerle birlikte eve dönünce dedemin nenemi azarlamasına tanık olduk. Birbirlerine "Hacı" diye seslenen bu çiftin arasındaki diyalog şu şekilde ilerliyordu.

-Yahu eyyce yaşlandun sen Hacı. Bi çorbayı dahi yapamaz mı insan?
-Napam hacu aynı yaptım hep yaptım gibi ne bilem ben daha.
-Yahuu bırak Hacı sen iyice işe yaramaz oldun daha bir çorba yapamıyon.
-Eyy eyy ben yapamıyom. Bunca yıl yaptım bu akşam gocaldum(yaşlandım).

Girdik araya bu hararetli tartışmada. Dedem sitemle nenemin yaptığı çorbayı eleştiriyordu bize. Nenemse hazır çorbaydı. Aldım döktüm neyini yapamıcam diye bize serzenişte bulundu. Aklımıza çorbanın bozuk olma ihtimali gelince heyecanlandık. Allah muhafaza yaşlı başlı aile büyüklerimizi zehirlemiş olmayalım sakın diye hemen çorbanın ambalajını aramaya koyulduk.

Neneme çorbanın poşetlerinin yerini sordum. Çöptedur daa dedi. Çöpe yöneldim.Çorba poşeti arıyorum ama yok. Allah allah diyorum nasıl burda olmaz. Harbi nenem alzahmier falan mı oldu Allah muhafaza?!. Sonra sabah markette kuzenimin akşam içeriz diye aldığı tang meyve suyu geldi gözümün önüne. Çöpte bir adet şeftali bir adet kayısı poşeti açılmış boş bir halde. Alıp gittim dışarıya bizimkilerin yanına.

Nene bunlar mıydı çorbalar?

Nenem gözlerini kısarak baktı ve hee bunlardı dedi. Herkes bir anda ağzını açarak şaşkınlık haline girdi. Ablam girdi lafa. Nene sen bunları mı yaptın çorba diye?

23 Nisan 2019 Salı

Reenkarnasyon 1

 Aydın'da lise okuyordum henüz. Bize çizilen rota nedeniyle sadece derslerde anlatılan , sınavlarda çıkacak bilgilere hakim olmakla yetiniyordum. Yüküm ağır zannederdim. Lakin hafifmiş o zamanlar. Sonradan anladım.

Piknikteyiz komşularla. Adnan Menderes'in adı geçiyor sürekli. İsmi geçince birileri kızıyor , birileri övüyor. Lakin iki farklı görüşte olsa komşular birbirini hiç kırmıyor.Babam ülkücü mesela . Bıyıklarına bakmamız kafi anlamak için. Komşulardan biri Muşlu bir aile. Muşlu deriz onlara. En yakın aile dostlarımız. Kürtlermiş. Lise bitene kadar kürt olduklarını dahi bilmiyordum.

Hava harp okuluna geldim. Burda sürekli insanların kendini fiziksel olarak , bilgi olarak , donanım olarak , ruhen güçlendirmesi gerekiyor. Ve bulaşıcı. Şevkle kendimizi aşıyoruz. O zamanlar bilgiler de ağır geliyor .Mesela bir konferansta insansız hava aracı projesini tanıtan gençler bunların özgür olacağını dile getiriyor. Kullandığımız jetlerin ise bir tuşla kontrol edilebildiğini öğreniyoruz Amerika tarafından. Sonra Amerika'da F 22 raptor jet uçağının kavramsal tasarımını yapmış Türk Profesörün Ülkemize gelip artık bize çalışacağını öğreniyoruz. Karısı İngilizce dersimize giriyor. Bize söz veriyor profesörümüz. Siz diyor hür uçacaksınız. ASELSAN'da mühendislerle yazılım çalışıyorlar yıllardır. Siz uçarken sizden başkası hükmedemeyecek kokpite. Seviniyoruz. Şaşkınlık gidiyor. Derken bir yıl sonra. Aslensan mühendisleri intihar ediyor!

Bu sırada ben de okumaya başlıyorum. Adnan Menderes'i , Dersimi , Darbeleri araştırıyorum. Menderes'in , İsmet İnönü tarafından çıkarılmak istenen toprak yasasina kızıp CHP'den istifa ettiğini ogreniyorum. Ee diyorum bu yasa iyi ama. Meğer kendisi Ege'nin en büyük toprak ağası. İşte Atatürk'ün dediği kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının üstünde tutan ilk siyasi. O sıra da dünyada Rusya komünizmi ile batı kapitalizmi çarpışıyor. Kominizmin içindeki din karşıtı bakış açısını gören Menderes , insanların inançları üzerinden , bakın İsmet İnönü dinsizi koministlerin allahsız politikalarını uyguluyor. Çünkü bu toprak yasasının daha serti Sovyet ülkesinde uygulanıyor. Yani aşiret falan yok. Toprağı belli hektar üzerinde olanlar , devlete fazlayı teslim edecek , devlet köylüye işletecek. Ne Dersim'deki gibi aşiretler çıkacak sağdan soldan , ne de halk adaletsiz bir paydaş olacak. Menderes komünizmle mücadele adına başlarda ABD ile yakınlaşıyor. Hatta öyle ki CIA tarafından topraklarimizda ilk kurulan dernek Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği. Zonguldak'ta kuruluyor.   Anladık Menderes de buymuş. Biraz ilerd darbe. Darbe metninde ismi geçen subay Alparslan Türkeş. Ee bu babamın taptığı adam. Bu adam darbe metnini okuyan , darbeci subay. Darbe sonrası Erzurum'da da kurulan dernek. Ee onun kurucusu arasında da Fetullah Gülen ismi var . Anladık Gülen de CIA ile tanış .
1970 lere geliyoruz. Okuyoruz hala. Soğuk savaş durulmuş. İş daha çok algılara dökülmüş . Ecevit Erbakan hükümeti var. Son CHP iktidarı. Kıbrıs harekatı. Dünyanın koyduğu ambargo. Bir tek Kaddafi'nin  Libyasi destek bize. Gemilerle erzak , mazot yolluyor. Ama yetmiyor. Meşhur kuyruklar bu sebep oluyor sanırım. Halk geriliyor. Kıbrıs'a rağmen Ecevit gözden düşüyor. Yetmiyor. 80 Ler geliyor. Algı bitmiş artık takım tutar gibi sağ (ABD kaynaklı darbede ismini duyduğumuz subay Alparslan'ın tayfa , babam dahil ) sol (Deniz Gezmiş gibi sembol isimlerin öne çıktığı Ruslar tarafından desteklenen , Lübnan'da gerilla egirimi gören tayfa )

87 de ben doğuyorum. Adımı babamın eve ölüsü gelecek diye korkan ailenin , bunun önüne geçtiğine inandığı için adıma darbeci generalin adını vermesi ironisi de var.

90'lar. Cemaat ülke içinde hızla büyüyor. İzmir'de fetvalarla başlayan akım maddi bir sirkülasyon da ediniyor. Sovyetler yıkılır yıkılmaz henüz eğitim sistemleri yokken , Gulen okulları kuruluyor. Himm şimdi gulen CIA ile çalışan biri. Demek ki bu ülkelerin eğitimini ele geçirerek gelecekte ABD lehine yetişmiş insanlar yetiştirecek. Bizde dershaneleri var .Bizde de cemaate yakın arkadaşları biliyorum. Hepsi fakir. Kendi başlarına mevki sahibi olmaları çok zor. Cemaat sayesinde barınma , eğitim , özel ders konularında ileri düzey ailelerin çocuklarına kafa tutuyorlar. Derecelik çocuklar da var. Orta halli de. Bir arkadaşım Türkiye'de ilk 1000 e girdi. Ama çocuğu abileri zorla polis kolejine gönderdi. Çok sinirlenmiştim. Meal okuma sakıncalı derdi lisedeyken. Ama eli mahkum. Belki cemaate girmese o dereceyi yapamazdı. O zaman bu ülkelerde de bu şekilde devlet görevlileri yetişecek. Türkiye'de sempati , CIA tarafından sempati , iki taraftan destek. Büyüyor okullar. Bakanlar çıkmış , siyasiler çıkmış mesala Kazakistan'da.  Ya bu şeytanlar bildiğin dine de , millete de değil , sadece ve sadece ABD stratejilerine hizmet ediyor. Eyvah.

Lanet olsun bu yükü omzuma aldığım güne. İstihbarata karşı koyma toplantısında cemaat ile ilgili bu edindiğim bilgileri paylaşarak kendi kuyumu kazıyorum. Daha sızmamıştır buraya bunlar diyorum ama meğer adamlar 80 sonrası boşlukta başlamışlar ekmeye.

Bir hafta sonra kurban bayramı tatili. Evimdeyim. Evime körfez dershanesi hocaları geliyor. Hayırdır ? Tebrik ediyorlar. İyi de ben sizden mezun olmadım , uğurluyum ben. Olsun. Müslüman bir aile evladımıza destek olmaya geldik. Dualarımız seninle. Napıyorsun ? Okulda namaz kılabiliyor musun ? Hayır kılmıyorum. Bak şöyle kilacaksinız diyor. Dedim hoca bir dakka. Ben meal okudum. Öyle bir kılma yok. Gözle kıl diyor yatar pozisyonda. Kılacak olsam halim vaktim yerinde kılarım. Sizin cia ajanı hocaniz efendiniz bu kadar alçaldi mı ya ? Dini bile yalanla öğretiyor ? Ne için ? Annem ayıp oğlum dedi sessizce. Ama o da sevmiyor. Kendisi dindar kapalı bir kadın diye herhalde gaza geldiler. Bunlar bana günaha giriyorsun sevkat tokatı yiceksin diyorlar evden çıkarken. Ne boş adamlar diyorum. Anneme kızıyorum. Bunları sen mi çağırdın diye? Annem haberim yok tanımıyorum diyor. Şimdiye kadar yanaşmamışım. Seni neden riske atayım oğlum diyor.
Bundan bir hafta sonra ilk oda hapsi cezası alıyorum. İlk iftiraya maruz kalisim.  Sonra da zaten okul hayatım bitiyor .

16 Şubat 2019 Cumartesi

İyi geceler



Üstündeki takım yakışmaz sana
Ruhun kalmış sokak arasında
Aman oğlum bak,millet laykır
Sen de bi layk at g*tleri kaldır.

Biri düşse resmi çek duyar kastır
Eline uzatma sakın,prim esastır
Devir bozuk kol gibi, hastır
Yediğin bu golü rakibe yazdır.

Konuşursun sen dinlerler hoş
Aydınlatırsın ama onlar loş,
Kör talih gelir  durma koş 
Oturup dinlen her yer boş

Yoruldum deme bu kadar değilsin 
Sen ne kadar güçlü olduğunu bilirsin
Bir uyku mesafesinde yeni bir gün 
Haydi evlat yine yenilmedin bugün 









14 Kasım 2018 Çarşamba

DİRENÇ - 1

Hava mevsime göre yine de sıcak sayılırdı. Bu da yıllar sonra bir araya gelecek bu lise arkadaşlarının şansıydı sanırım. Önce Dilara geldi. Kapıda Enes'i gördü. Birbirlerini on yıldır görmemiş olan bu iki arkadaş , uzun süredir görmediği diğer arkadaşlarını beklemek için ayırdıkları masaya yöneldiler. Sonra sırası ile tüm sınıf gelmeye başladı. Enes ve Dilara kapının önüne gelen arabalardan inecek kişinin hangi arkadaşları olduğunu tahmin etme oyunu oynuyorlardı. Mekanın camekan oturma kısmının karşısındaki durakta belediye otobüsünden biri indi.Enes'in gözü bu tanıdık simaya takıldı."Kenan değil mi o?" dedi. Dilara da bir süre yüzü tanımaya çalışıp, Enes'i doğruladı. İkisinin de yüzünde bir garipseme ve şaşkınlık vardı. Kenan da masaya gelip selam verince tüm kadro tamamlandı.

   Okul anılarını konuşmaya başladılar. Herkes aklında kalan bir kaç komik anıyı dile getiriyor, tüm sınıf tekrar yaşıyor ve gülüyordu. Kenan başladı anlatmaya. Neredeyse yarım saat onlarca anıyı anlattı okulda yaşadıkları. Çoğu heycanla ve şaşkınlıkla karşılıyordu Kenan anlattıkça. Çünkü bu kadar çok şeyi hiç biri hatırlamıyordu. Kenan'ın anlattıklarının çoğunu hemen hemen hepsi unutmuş. Kenan anlatınca şaşkın bir şekilde ve tebessümle hatırlamıştı.

   İşlerinden, eşlerinden konuşmaya başladılar. Heyecanlı bir şekilde birbirlerinin hikayelerini, yaşadıklarını , başardıklarını dinliyorlardı.


 Kenan'a sordu Enes.

-Aga sen ne iş yapıyon? Evlendin mi?
-Garsonluk yapıyorum. Henüz evlenmedim ve ufukta evlenme gibi bir olay da gözükmüyor.

Kenan'ın bu cevabına herkes şaşırmıştı. Hepsi aynı sınıftaydı. Başarılılardı. Zekiydiler. Kenan zekasıyla lise sıralarındayken de kendini belli ederdi. Onun bu kadar zeki ve başarılı bir öğrenciyken "Garsonluk" yaptığını söylemesine şaşırdılar. Sessizlik oldu yirmi kişilik grupta. Sessizliği Orhan bozdu.

-Moruk şaka mı yapıyorsun? Ne garsonluğu?
-Yok şaka yapmıyorum. Her zaman yaptığım bir iş de değil. Ancak geçimimi garsonluk yaparak ve arada özel ders vererek sağlıyorum.
- Neden?
-Çünkü geçinmem, barınma , ısınma ve diğer zaruri ihtiyaçlarımı karşılamak için.
Buse söze girdi.
-Anladım da Kenan neden garsonluk? Çoğumuzdan başarılı bir öğrenciydin. Ben senin şimdiye bir firmanın ceo'su olmuşsundur diye düşünüyordum.
-Şaşkınlığınız beklediğim bir şey. Ve aslında başardığım.
Mustafa kahkaha attı.Ve gülerek söze girdi.
-Şaka yapıyor oğlum.Yedi hepinizi.
-Yok şaka yapmıyorum.

Kenan'ın cevabından sonra kahkahalar keskin bir rüzgar darbesiyle kesildi. Millet garipseyerek karşısında oturan sınıf arkadaşlarının gözlerini süzerek Kenan'ı anlamaya çalışıyorlardı. Orhan endişeli bi şekilde Kenan'a döndü.
-Oğlum bizi şaşırtmak için garsonluk mu yapıyon? Ne bu durum?

- Sizi şaşırtmak için değil tabi ki de. Ama öngörülen hayatı yaşamayı kendim için tutsaklık gibi hissettim hep. Sizin şaşkınlığınız da bunu tutsaklığın dışına çıkmayı başarabildiğimi gösteriyor sadece.

- İnsan garsonluk yaparak nasıl mutlu olur oğlum? Hele ki daha iyi bir hayat elde edebilecek seviyede ve donanımdayken. Çoğumuzdan zeki adamsın. Bir garson olarak elde edebileceklerin ile beyaz yakalı bir yönetici olarak elde edebileceklerin çok farklı. Neden daha azıyla yetindin ki?

Kenan sigarasını çıkardı cebinden. Filtresini masaya bir kaç kere vurduktan sonra, sigarasını ateşleyerek derin bir nefes çekti.Dumanını havaya saldıktan sonra Orhan'a döndü.

- Kendimce bir aydınlanma yaşadım yıllar önce. Beni koydukları yolu değil de kendi yolumu çizdim. Bana çizilen sınırların içinde kendimi hep hapismiş gibi hissettim. Benden aramamı istedikleri hayatı, soruları değil de, Kendi merak ettiğim soruları ve bu sorulara ulaşabileceğim hayatı seçtim. Önümüze koyulan kitaplar ve bilgileri takip ederek , bir yerde dayatılmış hayatın sunduğu seçenekleri değil de kendi yarattığım seçenekleri seçerek yaşadım. Şöyle tasvir edeyim. Bize bir koridor verdiler "lise gibi".Yürüyerek geçtik. Sonunda kapıya ulaştık"öss" gibi. Kapıyı açınca küçük bir oda ve odadan dışarıya açılan başka kapılar vardı. O kapıların her biri için bir anahtar duvarda asılı şekilde. Kimi anahtar ulaşılması daha kolay yükseklikte. Kimi daha zor. Alabildiğimiz anahtara göre açtık bir kapıyı ve başka bir koridora girdik o kapılardan. Koridorlar bitince aynı döngüde devam ediyordu bu durum. Ben de bir yerden sonra başka bi yol seçtim kendime. Kendi kapımı duvarı kırarak açıp. Kendi koridorlarımı dizayn ederek yürümeye çalıştım. Önce kendi sorularımı aradım.Sonra onların cevaplarını. Bu şekilde tatmin olmaya başladım hayattan.

Biraz şaşkın, biraz düşünceli , biraz mutlu bakışlar arasında Kenan sigarasını içmeye devam ederken Gözde girdi lafa.

- Lisedeyken de isyankardı bu. Her hocayla papaz olurdu. Her neyse. Mutlu olduğunu düşünüyorum.

Huzursuz bir şekilde muhabbeti dinleyen Ercan,Gözde konuşurken biraz sinirli şekilde tırnakların kemiriyordu istemsizce.Aklına lise sıralarındayken Kenanla tartıştığı bir konu geldi. Matematik hocasının sorduğu bir soru yüzünden. Kenan'a antipatisi oluşmuştu lisede. Soruyu uzun bir süre bu ayrıcalıklı ,zeki öğrencilerin bulunduğu sınıftan kimse çözememişti. Ercan cevabı söylediğinde hocaları Ercan'ı tebrik etmiş ve çözümü göstermesi için tahtaya kaldırmıştı. Ercan çözümü gösterirken Kenan itiraz edip sorunun hatalı olduğu diretmiş. Hocadan azarı yiyince de susup oturmuştu.Ercan o çözümden sonra olimpiyatlara katılacak kişi olarak hoca tarafından seçilmiş ancak bir hafta sonra aynı dersin öncesinde Kenan tahtaya sorunun hatalı olduğunu ve başka yolla sağlaması yapıldığında farklı iki sonuç çıkabileceğini ispatlayan işlemler dizini yazmış ve hoca geldiğinde şaşkınlıkla çözümleri inceleyip Ercan yerine Kenan'ı olimpiyat kadrosuna almıştı. Ercan o gün bu gündür antipatiyle yaklaşırdı Kenan'a. Onda garip bir ego olduğunu düşünüp içten içe sevmezdi kişiliğini.

Anıları düşlerken dayanamadı. Girdi lafa.

- Bunun isyanla alakası yok. Gene ego yapıyor. Başarsızlığını süslü laflarla örterek "Asıl başarısız sizsiniz hehe" diye kendini de bizi de kandırdığını sanıyor. Çünkü Kenan da başarılı olacak bir kişilik yok. Tek başarısı başkalarının başarısına çamur atmak olunca bi insanın , Garsonluk yapması doğal bence.

Bu agrasif çıkıştan sonra Bi an Kenan'a bakan arkadaşları bir tartışma da taraf olmak istemedikleri için beklediler sessizce. Gözde ve Dilara Ercan'a itiraz etti. "Çok agrasifsin Ercan. Bu kadar kabalığa gerek yok" dedi Dilara.

Öfkelenen Ercan :

-Yahu ne kabalığı. Ben gördüğümü söylüyorum. Kenan lisedeyken de böyleydi. Şuanda da böyle olması gayet normal. Hala gelip küstahça alttan alttan bizim başarılarımıza başarısızlık süsü vermeye çalışıyor.

Kenan bir nefes daha alıp sigarasından Ercan'ın cümlelerinin bitmesini bekliyordu kendinden emin bir şekilde.

"Hala o matematik sorusu yüzünden kızgınsın değil mi Ercan?" dedi Kenan. Bu cümle ile adeta boğazı düğümlenmişti Ercan'ın. Cevap veremedi.Kenan devam etti.

- Buraya ego yapmaya ya da küstahlık yapmaya, sizin başarılarınızı ya da hayatlarınızı eleştirmeye gelmedim. Duyguların, kişiliklerin en masum olduğu koridorlarda tanıdım hepinizi. Sizden sonra da öyle masumiyetlere denk gelmedim. Buraya sadece sizleri özlediğim için ve görmekten mutlu olacağımı bildiğim için geldim. Benim için başarı arzu ettiklerini ve daha fazlasını elde edebilmektir. Bu konu da bu masadaki herkesin ne kadar başarılı olduğundan şüphem yok. Bunu yargılamak gibi niyetim de yok. Ancak ben kendi arzularımın başka olduğunu dile getirdim sadece.

 Kenan'ın bu yapıcı konuşmasından sonra Ercan cevap veremedi. İlginç bir şekilde doğasına aykırı olarak O'na inanmaya bile çalıştı. Artık muhabbet Kenan etrafında dönüyordu. Ercan henüz yeni jeep'ini , genç yaşta Ülkenin en bilindik kurumsal firmalarından birinde nasıl yönetici olduğunu anlatacağı hikayeyi dile getirememiş, Diğerleri kendi anılarını, eşlerini , işlerini anlatamamıştı.İbrahim lafa girdi.

- Ben Kenan'ın hep isyankar olduğunu söylemişimdir. Hocalara isyan ederdi. Kurallara isyan ederdi. E şimdi neye isyan ediyon dostum? Koridorlara mı?

Güldü Kenan. Çok hoşuna gitmişti bu tabir. Ancak yine herkesi şaşırtan bir cevap verdi.

-Yok yok. Koridorlara değil. İsyanım var evet ama. Daha geniş bir kavrama. Evrime. Evrime direniyorum kendimce.

Bu cevaptan sonra kahkaha atanlar oldu. İbrahim gülme krizine girdi.

-Evrime dedi adam ya. Napıyon gidip maymunlarla mı kapışıyon? Hahaaahaa.

Masanın nerdeyse tamamı gülüyordu.Kenan dahil. Enes  Kenan'ın mimiklerini taklit ederek

-Maymun kardeş o muzu yiyemezsin.Ben bu oyunu bozarım. Çaatttt.(hayali bir maymunun ağzından muzu alarak tokat atıyor boşluğa)
 Masada ki kahkahalar daha bi yükseldi.Kenan da gülüyordü ama insanlar kahkahalar arasında Kenan'ın bu deli saçması cevabına ciddi bir açıklama bekliyordu içten içe.

Kenan sigarasını söndürüp ağzını açtığında kahkahalar kesiliyordu yavaştan. Kenan'ın konuşması için

- Evrim canlının doğa koşulları karşısında biyolojik ve ideolojik olarak gösterdiği reaksiyondu. Artık reaksiyonlarımızı doğaya karşı göstermiyoruz. Reaksiyonlarımızı bir düzen belirliyor. Ya da daha paranoyak şekilde birileri diyebiliriz. Gösterdiğimiz duygusal tepkimeler yönlendiriliyor, televizyonlarda, basında , gündelik yaşamda. Babalarımıza yıllarca kovboy filmleri , marlboro sigara reklamları izlettiler. Bi önceki nesil Ona göre yaşadı. Bizlere küçükken oyuncak arabalar, kızlara makyaj yapılan barbi bebekler verildi. İleride önceliklerimiz , zevklerimiz buna göre yönlendirildi. Reaksiyonlarımız artık doğaya değil. Birilerinin bize gösterdiği, dayattığı , yaşattığı senaryolara göre oluyor. Evrimi artık doğa değil. Başka bi şey yönetiyor.

Düşünceli bir hal aldı Kenan konuşurken masadaki herkes. İçten içe anlıyorlardı Kenan'ı. Bir mutsuzluk eşikteydi sanki kimilerinin kafasında. Fark etti Kenan bu kasveti.

-Bu kadar değişik düşünmek tabi ki mutluluk vermiyor. Düşündükçe daha bi huzursuz oluyor insan. Bir hayatımız var sonuçta yaşayacağımız. Ben huzur içinde değil de arzu ettiklerime ulaşarak yaşamayı seçiyorum. Yaşamak zor aslında. Belki ben kendime daha da zorlaştırıyorum bu hayatı. Ama böyle mutluyum. Sizlerin yüzünde evrilmemiş o samimiyeti ve hala aynı sıralardaki sıcaklığı taşıdığınızı görünce daha bi mutlu oldum. Hepiniz arzu ettiklerine ve daha fazlasına ulaşmışsınız. Sizler gibi başarılı arkadaşlarım olduğu için de ayrı bir gururluyum.

 Garson geldi o anda. "Kapatıyoruz." dedi gruba.
Ercan garsona sordu.
"Hocam garsonluk için nereye başvuruyoruz"..
Güldü herkes garsonun garipseyen bakışları arasında.
"Sen formu getirmeden önce bir resmimizi çeker misin?" dedi ve telefonunu verdi garsona. Oturduğu yerden kalktı ve Kenan'ın yanına geçti poz veririlirken.

7 Ekim 2018 Pazar

Günaydın

Bekleme günün ayası yok.
Güneşin seni ısıtası yok.
Yürürsün aynı yollarda
Baktığın yüzlerin hayası yok.

Ararsın heyecan bakarsın etrafa
Sanki farklısı çıkacak karşına
Döndürecek seni çocukça masala
Hayaller kırılıp vuracak karaya

Bir hayat vermişler al yaşa
Vicdan denen şey boş tasa
Boşalttın içini doldurdun taşla
Uydun kalabalığa bulduğuna yavşa.

Direnirsen fakir, söylersen hakir 
Görürler evlat,ruhun bakir
Bozacaklar seni çaresi tektir.
Temizse üstün herkes kirdir.