Belki bir umut uyanınca nerdeyim ben derim diye girdiğim yataktan her bi boku hatırlayarak uyandım 12/02/2015 tarihinde saat 3 de.Adını hatırlayabildiğim esas oğlan ve esas kız ile birde at ağızlı elemanla dışarıya yemek yemeye çıktık. Karşımda esas oğlanla esas kız otururken onlarda kendimi birde eski masalımı gördüm. Aydınlı kız sevilirmi oğlum hayatın sikilecek diye kendime haykırdım içten.Bu aydınlı kızların kötü olmasından kaynaklı bir feryat değildi.Sevilince öküz gibi sevilen insanlar olmalarındandı. Kimi tanısam eski sevgilisi aydınlı hatun olan anıların işkencesine maruzdular hep.Unutulmazlar,hep enlerde kalır o aydınlı gacılar.Ses etme dedim.Aşkın nirvanasında gezsin bizim oğlan.O anın tadı damağımda eve doğru dönecekken metroya girdim.Aklıma geldi.Gece çıkan para,akşam ders olarak gelecekti bana.Para gelnce aklıma leventte alıcaklı olduğum bi abi geldi aklıma.Zamanında ıspartakule de kasiyerken incir sattığım,parasını sonra verecek Erkan abinin iş yerine uğramak geldi aklıma. Bi türlü gidip parayı almamıştım. Tembelliğimden.Şimdi hazır burdayken gideyim alayım dedim. Akşam 10 da ders vericem.Vakit geçsin hem.Aradım.Yine ismini unuttuğum ama şimdi gitsem elimle bulacağım bi iş görüşmeleri falan ayarlayan binaya gittim.Bekle dedi beni toplantıdan çıkınca gelicem yanına.Geçtim üçüncü katta mavi ofis sandalyesi kılıklı banklardan birine oturdum.İki eleman geldi akabinde.Bir kadın biriyle odalardan birine girdi.Ben sessiz kenarda bekliyorum gecenin tadı ile geleceği düşünüyorum.Odaya giren elaman çıktı görüşmeden diğeri girdi.bi yirmi dakka sonra o da çıktı.Ondan 5 dakka sonra kadın çıktı.Bana seslendi.Buyurun sizi de alalım dedi.O an nasıl bir hevesle girdim anlatamam. Bozmamam lazımdı.Bu anı yaşamam lazımdı.Ama aklımda deli sorular.Herkes takım elbiseyle gelmiş ben geceden kalma alkol-sigara kokma ihtimali yüksek,deri ceketle gelmiş biriyim.Benim iş görüşmesine geldiğimi nasıl düşünebildi?O bank görüşmeci bankı olsa gerekti.Ben sessizce düşünüp ilk hamleyi kadından bekledim.Yaptı da.
-Evet Murat bey bize kendinizi nasıl anlatırsınız.( Murat dedi.oh dedim. Murat adamım sana iş bağlıcam bekle beni)
+ Metalurji ve malzeme mühendisliği,endüstri mühendisliği,deniz ulaştırma ve işletme mühendisliği okumuş biriyim.(bitirdim demedim hihi diye seviniyorum içten) Özel ders veriyorum geometri ve matematikten.Liseli öğrencilerim var.Bir yandan kitap yazmaya çalışıyorum.Güzel bir roman olacağına inanıyorum.Zamanında uçak kullanmış biriydim.Şimdi akbille metrobüse binip uyuklamaktan hoşlanıyorum.
-Hımm. Anladığım kadarıyla bize uygun bir profiliniz yok.Vakit ayırdığınız için teşekkürler.Profiliniz data olarak bizde duracak böylece size uygun bir iş olduğunda sizinle tekrar bağlantıya geçeceğiz.
(hasiktir.Murat yaktım seni kardeşim.)
+Neden uygun olmadı ki? benim gibisini nerden bulacaksınız.Hani o her işi yaparım felsefesi var ya. O felsefenin ete kemiğe bürünmüş haliyim ben.
-Çok sıkılgan bir yapınız var.Bizim iş sıkılmayan,sürekliliğe,sadakati kendinde gören insanlara uygundur.Çağrı Merkezinde çalışmak biraz sabır ve beceri gerektirir.
(püüü çağrı merkezi mi,la adam yüzünü görmeyecek senin sen takım elbiseyle iş başvurusuna geliyosun kafanı si...m diye giydiriyorum o gelen iki gavata ve murata)
+Hımm. Anlıyorum.De ben zaten iş görüşmesi için gelmedim.Erkan abi var burda çalışıyo ona incir satmıştım parasını verecekti onu bekliyorum.
-Anlamadım.Erkan bey mi?
+Evet
-İyi de neden o zaman burda görüşmeye dahil oldunuz.
+Siz çağırdınız.Kendini anlat diyince bende anlatır rahatlarım dedim.Belki birine de iş kazandırırım. Şimdiye kadar hiç mülakatta kaybetmedim.
-Nasıl yaa? (gülmeler elini dosyaya atmalar) Adınız neydi sizin?
+Evren
kahkahalarla yerinden kalktı hanım abla.Kapıyı gösterdi.Kovuyo zannettim. Benimle güle güle çıktı.Koridordan geçip ortadaki geniş yere gitti. Orada diğer çalışanlara anlatıyo beni göstererek.Bende omuzlar titreye titreye gülüyorum. Onlarda gülüyo.Erkan abi geldi. Halimi sordu.Neye güldüğümüzü merak etti.Anlattık.O da güldü.Elinde topkek.Omzumu kanatlarına aldı.O insanlara yaklaştırdı. Evren bir incir getiriyor yok böle birşey. Organik ve tadı şahane (hala organik zannediyorlar.Ayrı bir muamele yok diyemiyorum geçen sene içinden kurt çıkmış onu anlatıyo bi yandan.Biz kurtluları yemiyoruz adamlar altın olarak görüyo). Birden oradakilerde bana da getir bana da diye 20 kilo sipariş topladım o an.Muhabbet ders vermeye geldi.O görüşmeci kadın da oğluna ders vermemi istedi. İncirlerin bu sene fiyatlarının arttığını ve geçen seneki incirin tadının pek kalmadığını söyledim. Dürüstlük en önemli satıştır benim için. Ona rağmen kabul edip istediler.Takdir ettim kendimi.Paramı alıp avcılara gitmek üzere yola koyuldum.
13 Şubat 2015 Cuma
11/02/2015-12/02/2015 unutulmaması gereken tarih. (part1)
Hep unutmak isterim.Geçmişi.Her dramatik anılarımı.Çok içtim unutmak için.Bir geceyi bile unutabilsem başarmış olacağım üzerimdeki laneti kırmayı. Olur da es kaza başarırım bir gün unutmayı diye arada bu tarih kaynamasın diye yazmak istedim. Hayatımda en garip,en güzel zamanlar listesi yapacak olsam ilk ona girecek olan bu günü. Diğerlerini varsın unutayım.Çünkü diğerlerinde o güzel anların devamı hep bir dramaydı benim için.Ama bu tarih unutulmamalı,içerisinde ki olaylar,anılar o herşeyi unutan kendime bir şekilde ulaştırılmalı diye düşünerek yazıyorum buraya.
Klasik bir iş günü. 11 şubat sabahı gece 4 e kadar uyumamalar. Sonrasında iki saatlik uykuyla işe gitmeler. Sıkıcı bir iş günü. Sevgililer günü için kampanyalar.Denetle düzenle bla,bla. Akşama ise
yeni tanıştığım,kafasında kendimi gördüğüm, beni anlayan biri var lan diye sevinmeme sebep olan bir arkadaşım kız arkadaşına doğum günü sürprizi yapacak.Bende bu ana davetliyim.Davetin en cezbedici yanı da sabaha kadar içeriz moruk lafı.Ama itici bir yanı var.Hediye durumu.En beceriksiz yanım.Bir erkeğin 18 yıldır kızlara aldığı hiç bir hediyesi beğenilmez mi mk? Sevgilim varken rahat bir yolunu bulmuştum. Ev arkadaşlarını araya sokup onların beğendiklerini alıyordum. Ben kendim almaya kalkınca hayal kırıklığını suratında görüyordum sevgilimin. O kadar kötüydüm.
Ne alıcam ne alıcam diye dört döndüm. İlk günden gol yeme durumu. Olay derin.Kızla daha tanışmamışım. Ama değer verdiğim arkadaşımın sevgilisi.Abes kaçmamak ayarı tutturmak var.Ha bide en kötüsü aydınlı hatunsa korkacaksın.Beğenmezler hiç birşeyi. Sonra bir ışık yandı.Nerden aklıma geldiyse ben hediye olayında kötü olmamın sebebini buldum.hediyenin hedefindeki kişiyi kadın/hatun/kız olarak cinsiyetleştirmem beni zor duruma sokan olaydı.Herhangi bir arkadaş olarak düşünüp ona kendimce hediye ayarladım.Ve mekana gittim.Mekanın doğum günü için ayrılmış yerinde kendime bir yer buldum. Ortamın fransızı olarak doğum gününe gelen,önceleri birbirini tanıdıklarını zannettiğim gurubun ücra bir köşesinde yudumlanmaya başladım. Ha bu arada yudumun en kralı benim için Passoa-vodka karışımıdır hep. İstanbul'da passoa içebileceğim bir mekanı bulmuşum şansıma. Ben passoa vodkaları götürürken insanların bana ve passoaya fransız olduğunu fark ettim.Bir yandan arkadaşımı bir yandan aydınlı kız arkadaşını bekliyorum. Heyecanlıyım.Özgün kafalardan oluşan bir gurubun içinde fransızım.
Saatler geçti.Geldi esas kız esas oğlan.Muhabbetlere dahil oldum bi anda.Hem kibar hem özgür insanlar masada birbirleriyle içten bir dialog halinde.Yine yaptım ben şerefsizliğimi. Ekmekçiliğimi .Benim için her yer,her an kendim için bir ekmek. Toplum görünce izleyici moduna geçip bi yandan pisko analiz yapma fırsatı geçiyor elime. Her seferinde birşeyler katıyorum kendime. Hem andan tat alıp hemde andan çıkar sağlıyorum. Öyle biriyim ben. Kimseye zarar vermeden çıkar sağlayan.Ama bu durum bile rahatsız edebiliyor beni. Kimseyi kullanmak, kandırmak gibi huyum olmasa da,insanlar üzerinden dolandırıcılık yapanlardan nefret eden biri olsam da,bu zararsız, istemdışı kendimi geliştirme ekseni bile rahatsız ediyor beni. Neyse zamanla azaldı masadakiler.Keyfim yerinde.Masada on numara samimiyet,arkadaşların birbirlerine olan sempatisi,sevgisi ruhumu okşadı. en önemlisi hep gördüğüm ve sevimsiz gelen insanların guruplar halindeyken yaptıkları maskeli sohbetleri o masada yoktu.Kimse de bir şey saklama,yada kendini pazarlama derdi olmaksızın kahkahalar,geyikler yapılıyordu. Yüzlerinde o alışık olduğum maskeleme ifadesi olmayan bu insanlara nasıl bir sempati besledimse o an.Hayran kaldım herbirine.Birde içki. gün boyu üçü evde beşi mekanda 8 kadeh vodka passoa,iki bira,dört shot içip daha alkole doymamış bünyeleri doyurmak için esas oğlanın evine gittik.
Yolda giderken bir isim bile ezberleyemeyen ben adını mıh gibi anılarıma gereksizce sıkıştırdığım "34 tbl 28" plakalı taksiyi takip ederek arkadaşların evine gitmeye çalışıyordum.o namussuz plakanın namussuz taksisinin namussuz şöförü bizim arkadaşlarla kavgaya tutuşmuş.kenara çekmişler arabayı.Ben ihtimal vermiyorum kavgaya.Kusmak için durmuşlardır diyorum.İyi ki öyle demişim.Es kaza kalkıp yanlarına gitsem ikinci bir kipa vakası olacak ve ben yine arkadaşlarına zarar gelince canavara dönüşen tip olup kan gölünde yıkanan yaratık olacağım. İyi kurtulmuşum. 3 şişe Liköre ziyanıyla yırttık o anı.Geçtik arkadaşların evine.
Evi görünce rahatladım bi. Hep kendimi dağınık hissediyordum.Şimdi bizim oğlan da şekilci düzenci biri çıkarsa yamulurdu benim algoritmalar. Eve varınca esas kız ve muhabbetini,kafasını en çok merak ettiğim elemanlardan biri "knock out" olup uyudu.Kalan sağlar önce mutfakta amansız muhabbetlere,sonra koridorda yumruk savaşlarına,daha sonra göt kadar koridorda sıkış tepiş çok orijinal bir sohbet ortamında kendimizi bor,içki,geyik,tanıma,tanıtma muhabbetlerinde bulduk.Bir yandan da bir hatun kişi tarafından "seksi" olarak nitelendirilen birinin eve içki getireceği umuduyla 4 e kadar ayakta durduk.Ben sabırla bekledim.Doymam lazımdı.O meşhur kafaya varmam.En azından bir iki şeyi unutabilmem lazımdı.Olmadı mk. içtik o kadar,yine olmadı.
Kalabalıklaştı gece.4 kişi daha geldi.Ve ben o an evde olan 12 kişiden sadece esas kızla esas oğlanın adını aklımda tutabildim.Gerisi binkez dile gelse de kalmadı aklımda. Ama karakterleri kendine has özellikleriyle metodladım kafama. Horlayınca bıyıkları titreyen,mühendislik okumuş ama barda şeflik yapan,yaptığı işi çok seven ve bundan haz alan tip1,ilk gay arkadaşım(nasıl arkadaşsam ismi aklımda kalmamış yine),kendiyle barışık,sıcak,dobra bir insan tip2, Samimiyete aç,sıcak ama kendini açmaktan çekinen, içinde dağlar yanan iş kadını kılıklı tip3,Eski müdürüme benzeyen metalurji malzeme mühendisi,zekası ve içkiye olan direnci dikkat çeken tip4,çok güzel kafaya girmiş gözlerinden sarhoş mutluluğu akan,vücüdunu alkole teslim etmemiş refleksleri o kafa da bile sağlam tip5,Adanalı,sessiz,yorgun,muhabbet adamı,bir olaya gideceksen yanında mutlaka gelecek sana arka çıkacak tip 6,at ağızlı (tel takan at ağızlı ironisi) hayatı geyik yapan her gördüğünü geyiği oracıkta yapan tip 7,renkli gözlü, ilgiye muhtaç gibimsi, ingilizce ye karşı zaafı olan, ruhu lise saflığında,ve mk yerine geleceğini tahmin etmediğim o yüzden de geçmişten gelen gelenekle mekanda bahşiş verdiğim,sonrasında eve gelerek beni utanma duvarına çeviren tip8,bide "seksi " olarak hayal edilen ama ortam ablası gibi bir ağırlığı karizması olan,ota boka gülebilen tip9. Bunları unutmadım.ama isimlerin biri bile aklımda değil.Neden bilmiyorum ama lanetim bu benim. Sabaha kadar alkol,şarkı ,geyik,ara ara melankoli kafasına ulaşan bir trenin yolcularıydık. Ve ben herkesi gömdüm. İki saatlik uykuyla geldiğim partinin ertesi günü sabahın 8 ini ayakta,ne zaman kafa olacağım ben ulan diye kıvranarak zevkle geçirdim. Konuşmaktan çok muhabbetin,geyiklerin zevkine,onları izlerken o kafayla yaptığım istemsiz analizle aralarındaki samimiyete hayran kaldım. en son 8 buçukta
Son birayı içtim. Ve o evde muhabbeti bitirdim
28 Ocak 2015 Çarşamba
Bir Aileyiz
Bir aile düşün.altı kardeş olsun.bir evleri,azıcık aşları.Her çocuk birbirinden farklı.Biri mehmet,biri ali,biri dilan,biri temel,biri tekin,biri aydin.Herkes kazandıklarını birbiriyle paylaşır,softaya tabaklar konur herkes aynı masada aynı ekmeği bölüşürler.Dilana haksızlık yapılır,az ekmek verir abileri.kız çocuğu derler.az yesin.Dilan bozulur bu haksızlığa.Bazen kızar,bazen kinlenir.Bazen haddinden fazla intikam alır,yakar kardeşlerinin canını.Kardeşler arasında huzursuzluk çıkar bazı bazı.Kafası karışanlar,dilanı dışlayanlar,dilana sahip çıkanlar.Garip bir döngü döner durur evde.Dilan kendini aileden dışlamak ister bir süre sonra.Artık soyadını bile kabullenmez "Dilanım ben sadece" edasıyla dolaşır. Soyadını benimsememesi kardeşlerini üzer,kimi zaman kızdırır.Kavgalar,gürültüler eksik olmaz.Dilan gitmek ister.Kimi kardeşleri de gitmesinden yanadır.
Kimileride gitmesini istemez.Giderse Dilan ; aile bozulur,anılar bozulur.Dilan yalnız mutlu olamaz,onlarda kardeşleri olmadan.Buna inanır işte bazıları.Onca kavganın içinde umutla düzelmesini beklerler kardeşlerin arasının.
Bu hikayeyi Kürt,Laz,Çerkez,Alevi,Sünni,gayri müslim geyiklerinin döndüğü günümüz Türkiyesini düşünerek yazdım.Bir aile.Soyadı Türk,evi Türkiye.Aile olmayı beceremediğimiz anlarda,o aileyi dağıtmak yerine kardeşine sahip çıkan ailelerden yetişmişiz biz.Ne fark eder adımız,ne fark eder rengimiz,ne fark eder inandıklarımız.Kardeşler hep kavga eder.Biz de ettik abimizle kardeşimizle.Hatta nefret ettik bazı bazı.Kıymetini evden uzaklaşınca anlamadık mı? Biz bir aileyiz,bu hissi kaybetmemeliyiz.
Kimileride gitmesini istemez.Giderse Dilan ; aile bozulur,anılar bozulur.Dilan yalnız mutlu olamaz,onlarda kardeşleri olmadan.Buna inanır işte bazıları.Onca kavganın içinde umutla düzelmesini beklerler kardeşlerin arasının.
Bu hikayeyi Kürt,Laz,Çerkez,Alevi,Sünni,gayri müslim geyiklerinin döndüğü günümüz Türkiyesini düşünerek yazdım.Bir aile.Soyadı Türk,evi Türkiye.Aile olmayı beceremediğimiz anlarda,o aileyi dağıtmak yerine kardeşine sahip çıkan ailelerden yetişmişiz biz.Ne fark eder adımız,ne fark eder rengimiz,ne fark eder inandıklarımız.Kardeşler hep kavga eder.Biz de ettik abimizle kardeşimizle.Hatta nefret ettik bazı bazı.Kıymetini evden uzaklaşınca anlamadık mı? Biz bir aileyiz,bu hissi kaybetmemeliyiz.
30 Ekim 2014 Perşembe
Para,Para,Para varlığı bir dert yokluğu aman ha!
Mehmet Büyüksargut'un anısına :
Dinlerin,Kültürlerin yapamadığını yapan nesnedir Para!
Her insana ortak özellik aşılamak,belli bir sistemde tutmak.Ne zor iş.Kaç medeniyet boyu,kaç hükümdarın,kaç derin örgütün planlayıp yapamadığı organizasyonu tek başına gerçekleştirmiştir.Herkese ortak bir amaç ve bu amaç uğruna bildiği,öğretildiği,geleneksel olarak bağlı olduğu tüm amaçlardan üstte olabilen bir amaç."Para kazanmak".Limiti,şeklin önemi yok.Kazanmalısın.
Yaşamak için mi?Daha iyi bir hayat için mi?Yeni bir telefon için mi?Bir evin olması için mi? Bir ev daha olsun kirası gelir demek için mi?Oğluna araba almak için mi?Oğlana gemi almak için mi?Yazın yurt dışında tatil yapmak için mi? Bir jet almak için mi?Kısa kesiyorum.Hiç biri için değil amaç.Çünkü limiti yok.Kimse bırakamaz artık.Kimse bir yerde dur diyemez.İnsanoğlunun doymak bilmez bir ruhu var.Ve bu açgözlülüğe ilaç olacak,doyuma hiç ulaşılmayacak bir amaç verildi insanlara.Artık aileler çocuklarını daha çok kazanabilsin diye bu sistematik eksene yerleştirip büyütüyor.Çinlisi,Türkü,İngilizi,Brezilyalısı her gün para kazanmak için uyanıp,ertesi gün kazanmak için tekrar uyuyor.Her gün daha çok kazanmanın hayali kurulup yeni yollar düşünülüyor.Bir düzen var.Seni para kazanmak zorunda bırakan ve hep daha fazlasına mecbur kılan.Uyanıklığa kimi zaman "ahlaksızlığa" iten.Kazandığın kadarıyla sana hayaller kurduran,kazandığın kadarıyla sana yeni görevler veren.Orta halli bir işçisin.Bir arabam olsun yeter dersin.İkinci el bir araba alırsın. Velev ki parayı vurdun.Bir üst modelini.Parana para kattın en yeni çıkanını almak istersin.Kimileri duygularını değiştirir "parayı bulunca karıyı değiştirir" denilen insan modeli çıkar.
Ne kadar itici olursa olsun para kazanmanın eski amaçlardan çok daha kötü bir yanı yok.Medeniyet çıktı.Daha güzel yerler için insanlar birbirini kesti.Irklar oluştu.Daha güçlü olmak-görünmek için kavimler birbirini kesti.Dinler çıktı.Benimki daha doğru (hala geçerliliğini yitirmeyen bir amaç olsa da bi para değil artık) demek için insanlar birbirini kesti.Para kazanmak çıktı.Hala kesiyoruz birbirimizi para için.Hep kestik öldürdük.Hep kitle kitle masumları çocukları,kadınları öldürdük.Hep bir amaç içindi.Hep nedenlerini gizlemeye çalıştık.Tarih hep gösterdi.Yeni bir amaç olsa keşke demek isterdim.Tüm insanoğlu yeni bir amaç edinse ama bilirim ki o amaç ne olursa olsun doyumsuzluk,kana susamışlık ve tehlikeli insan arzuları birbirini kırmadan dökmeden rahat etmeyecek bilirim.
Çok nadir insan vardır.Bu amaçları edinip arzularına yenik düşmeyen.İşte onlardan birinin düşüncelerini,anılarını dinlerken farkettim insanoğlunun para kazanma zorunluluğunda kısılmış olduğunu.Rahmetli anlatırdı.1940 sıraları.Dedem köyün en varlıklı ailelerinden birinin kızını sevmiş.O zaman varlıklı olmakla bankada,yastık altında parası olmak alakasız şeylermiş.Toprağın varsa ekin veren senden varlıklısı yok.Dedem fakir.Tek yaptığı yapılar(inşaatlar).O zaman köyde su sıkıntısı varmış.Ekinlere ve evlere su yeteri kadar sağlanamıyormuş.Dedem almış eline kazmayı.Köyün orta yerinde başlamış kazmaya."Ha bu bina kadar kazdım" diyordu dedem iki katlı kendi başına yaptığı köy evini göstererek.Sonunda suyu çıkarmış.Herkes çok sevinmiş köydeki."Koçari Mehmet" demişler dedeme.
Dedem gözüne girdim diye düşünmüş nenemin ailesinin.Gitmiş istemiş.Aşağılamışlar.Senin neyin var Mehmet!? demişler.Dedem gitmiş gurbete.Posof'a yapılarda çalışmaya.İlk defa eline para geçer olmuş.Öyle ki çok iyi işler çıkarmış.Artık Nenemlerin o varlıklı ailesi bile ondan para ister hale gelmiş.Dedem bunu anlattıktan sonra bana öğütle dedi ki : "Para kazandığın kadar kahramansın.Mertlik,yiğitlik ha bu kağıtlar kadar.İnsanlar seni paranla över,parasızlığınla yargılar.Para sana insanları çeker ama içinde adam varsa paran bitse de adam olanlar gitmez kalır yanında."
Dün toprak oldu ufku mu açan bu koca çınar Koçari Mehmet (Delikanlı,Yüce Mehmet).Ve adam olup yanında kalanların oluşturduğu kalabalıktı onu dualarla,saygıyla uğurlayanlar.Bir 29 Ekim Sabah'ı Cumhuriyetle yaşıt bu çınarı bayram kalabalığıyla uğurlanmaktı O'na nasip olan.
Dinlerin,Kültürlerin yapamadığını yapan nesnedir Para!
Her insana ortak özellik aşılamak,belli bir sistemde tutmak.Ne zor iş.Kaç medeniyet boyu,kaç hükümdarın,kaç derin örgütün planlayıp yapamadığı organizasyonu tek başına gerçekleştirmiştir.Herkese ortak bir amaç ve bu amaç uğruna bildiği,öğretildiği,geleneksel olarak bağlı olduğu tüm amaçlardan üstte olabilen bir amaç."Para kazanmak".Limiti,şeklin önemi yok.Kazanmalısın.
Yaşamak için mi?Daha iyi bir hayat için mi?Yeni bir telefon için mi?Bir evin olması için mi? Bir ev daha olsun kirası gelir demek için mi?Oğluna araba almak için mi?Oğlana gemi almak için mi?Yazın yurt dışında tatil yapmak için mi? Bir jet almak için mi?Kısa kesiyorum.Hiç biri için değil amaç.Çünkü limiti yok.Kimse bırakamaz artık.Kimse bir yerde dur diyemez.İnsanoğlunun doymak bilmez bir ruhu var.Ve bu açgözlülüğe ilaç olacak,doyuma hiç ulaşılmayacak bir amaç verildi insanlara.Artık aileler çocuklarını daha çok kazanabilsin diye bu sistematik eksene yerleştirip büyütüyor.Çinlisi,Türkü,İngilizi,Brezilyalısı her gün para kazanmak için uyanıp,ertesi gün kazanmak için tekrar uyuyor.Her gün daha çok kazanmanın hayali kurulup yeni yollar düşünülüyor.Bir düzen var.Seni para kazanmak zorunda bırakan ve hep daha fazlasına mecbur kılan.Uyanıklığa kimi zaman "ahlaksızlığa" iten.Kazandığın kadarıyla sana hayaller kurduran,kazandığın kadarıyla sana yeni görevler veren.Orta halli bir işçisin.Bir arabam olsun yeter dersin.İkinci el bir araba alırsın. Velev ki parayı vurdun.Bir üst modelini.Parana para kattın en yeni çıkanını almak istersin.Kimileri duygularını değiştirir "parayı bulunca karıyı değiştirir" denilen insan modeli çıkar.
Ne kadar itici olursa olsun para kazanmanın eski amaçlardan çok daha kötü bir yanı yok.Medeniyet çıktı.Daha güzel yerler için insanlar birbirini kesti.Irklar oluştu.Daha güçlü olmak-görünmek için kavimler birbirini kesti.Dinler çıktı.Benimki daha doğru (hala geçerliliğini yitirmeyen bir amaç olsa da bi para değil artık) demek için insanlar birbirini kesti.Para kazanmak çıktı.Hala kesiyoruz birbirimizi para için.Hep kestik öldürdük.Hep kitle kitle masumları çocukları,kadınları öldürdük.Hep bir amaç içindi.Hep nedenlerini gizlemeye çalıştık.Tarih hep gösterdi.Yeni bir amaç olsa keşke demek isterdim.Tüm insanoğlu yeni bir amaç edinse ama bilirim ki o amaç ne olursa olsun doyumsuzluk,kana susamışlık ve tehlikeli insan arzuları birbirini kırmadan dökmeden rahat etmeyecek bilirim.
Çok nadir insan vardır.Bu amaçları edinip arzularına yenik düşmeyen.İşte onlardan birinin düşüncelerini,anılarını dinlerken farkettim insanoğlunun para kazanma zorunluluğunda kısılmış olduğunu.Rahmetli anlatırdı.1940 sıraları.Dedem köyün en varlıklı ailelerinden birinin kızını sevmiş.O zaman varlıklı olmakla bankada,yastık altında parası olmak alakasız şeylermiş.Toprağın varsa ekin veren senden varlıklısı yok.Dedem fakir.Tek yaptığı yapılar(inşaatlar).O zaman köyde su sıkıntısı varmış.Ekinlere ve evlere su yeteri kadar sağlanamıyormuş.Dedem almış eline kazmayı.Köyün orta yerinde başlamış kazmaya."Ha bu bina kadar kazdım" diyordu dedem iki katlı kendi başına yaptığı köy evini göstererek.Sonunda suyu çıkarmış.Herkes çok sevinmiş köydeki."Koçari Mehmet" demişler dedeme.
Dedem gözüne girdim diye düşünmüş nenemin ailesinin.Gitmiş istemiş.Aşağılamışlar.Senin neyin var Mehmet!? demişler.Dedem gitmiş gurbete.Posof'a yapılarda çalışmaya.İlk defa eline para geçer olmuş.Öyle ki çok iyi işler çıkarmış.Artık Nenemlerin o varlıklı ailesi bile ondan para ister hale gelmiş.Dedem bunu anlattıktan sonra bana öğütle dedi ki : "Para kazandığın kadar kahramansın.Mertlik,yiğitlik ha bu kağıtlar kadar.İnsanlar seni paranla över,parasızlığınla yargılar.Para sana insanları çeker ama içinde adam varsa paran bitse de adam olanlar gitmez kalır yanında."
Dün toprak oldu ufku mu açan bu koca çınar Koçari Mehmet (Delikanlı,Yüce Mehmet).Ve adam olup yanında kalanların oluşturduğu kalabalıktı onu dualarla,saygıyla uğurlayanlar.Bir 29 Ekim Sabah'ı Cumhuriyetle yaşıt bu çınarı bayram kalabalığıyla uğurlanmaktı O'na nasip olan.
10 Eylül 2014 Çarşamba
Sanal Roman : TANRILAR BİLMEZ (Amos Körfezi)
Zengur madeni bugün pek bi neşeli.Geçen ay çıkarılan büyük miktardaki demir ve kömür bu ayın rahat geçeceğinin göstergesiydi.Bu rahatlık daha ayın ilk günlerinde kendini gösterdi.Alışılmışın dışında "maden başı" şarkılar söylüyordu.Tüm maden işçileri ona eşlik ediyor,ellerindeki kazmaları kazanlara vurarak ritim tutuyordu.Madenin en yaşlısı Ramor madenlere ilk geldiği günden beri böyle neşe görmemişti.Geçen ay hiç ölümlü kaza da yaşanmamıştı.O da anın tadını çıkararak Zengur madenine has o mısralara eşlik ediyordu :
"Karanlık olsa da her yer
Zengurda kazmalar işler(kazmalar kazana vurulur)
Bugün yorulma madenci
Evde üzümler seni bekler.
Üşüyor tüm dünya dışarıda
Çıksın kömürler yukarıya(kazmalar kazana vurulur)
Yansın sobalar hanlarda
Ölenlerin ruhu ulaşır *Zorka(ele kömür sürülür)
Renak,Renak,Renak !
Bu neşe tüm madene yayıldı.Amos halkı ana kıtanın en fakir coğrafyasında olmasına rağmen,diğer halklardan hep daha neşelidir.Amosta her madenci geleneklerine bağlıdır.Madenlerde ölen işçilerin ailelerine o madendeki her madenci aylık erzaklarından ayırır.Bir madenci öldükten kırk beş gün batımı sonrasında dul kalan madenci eşi evlenme çağına gelmiş başka bir madenciyle evlendirilir.Cirseye Yanardağının Masmustan ayırdığı Amosun,yanardağa en yakın maden olan Zengurda bugün sadece şarkı geleneği uygulanacaktı.Evlerine fazladan erzak sokan her madencinin yüzü kömür isine rağmen gülmekteydi.
Amosa erzaklar Mikoların gemileriyle Ziray limanına getirilir.Burada her maden için ayrı bir bölge kurulmuştur.Her madenin çıkardığı kömür ve demir karşılığında Hükümdarların belirlediği miktarda:
*Bir çuval kömür karşılığında bir ekmek,bir torba üzüm
*Bir kasa demir karşılığında üç ekmek,bir çuval tahıl,bir kap yağ
*Dört yüz çuval kömür yada yüz kasa demir çıkaran madene her seferinde 2 sağlıklı sığır.
*Altının ağırlığı kadar et ve iki katı ağırlığında talep edilen erzaktan
yüklenecektir.
Bu maddelerin eski zamanlardan beri Ziray limanında taştan anıtta yazdığı bilinmektedir.Efsaneye göre en son on madenci ömrü öncesinde altın bulunmuştur.Evlerine daha çok erzak götürmek için Her madenci ölümcül bir günle savaşmaktadır.Madenlerde havasızlıkla ve sık oluşan göçüklerle ölen madenci sayısı maden başına aylık on beş civarındadır.Buda tüm madenler hesaba katıldığında her ay Amos'ta üç yüz madencinin ölmesi anlamına gelmektedir.
Zengur madeni şüphesiz bu ayın en şanslı madeni.Hiç bir ölüm olmadığı gibi madenin ulaşılmış sonuna varmadan dört yüz metre gerisinde bulunan sürpriz demir yatağı,ortalamanın yedi katı erzak kazandırmıştır.Zengurun en sakar madencisi Renak sırtına düzgün bağlamadığı kömür çuvalıyla merdivenlerden çıkmaya çalışırken,birden açılan çuvalın ağzı ağırlığı geriye vermiş ve tam düşecekken sakar ama bir o kadar hızlı refleksi olan Renak ; kemerindeki kazmayı merdivenin yanındaki duvara saplamış ve düşmekten kurtulmuştu.Sadece düşmekten kurtulmayan Renak kazmanın duvara saplandığında çıkardığı sesle tüm dikkatleri üstüne toplamıştı.Bu sesi tüm madenciler çok iyi tanırdı ve madenciler için en güzel kadın sesinden bile daha çok ilgilerini çekerdi."Kazmanın metale değmesi" sonucu çıkan derin bir çınlama.Genelde bu sesi kazıcılar ulaşılmış sonlarda denk getirirlerdi.Ama yıllardır demir çıkaramayan Zengurda bunu başaran Zengur'un en sakarı Renak olmuştu.Renak Zengurda bine yakın haneye bu ay fazladan erzak sokmayı sağlamış.Karşılığında diğer madencilerin aldığının on katı erzakla maden başı tarafından ödüllendirildi.Renak Zengurda bekar kız kalmadığı için henüz evlenmemiş en yaşlı madenci şansızlığını taşıdıyordu. Erzağın ona fazla geleceğini düşünüp hakkı olan sekiz erzağı kalabalık olan madenci ailelere verdi.Kalan iki erzağı herkesten sakladığı köpeğiyle kullanmayı planlamıştı.Erzaktan daha güzel bir ödül varsa oda en çok erzak çıkaran yedi madencinin o ay madende çalışmak yerine limanda yüklemelerde çalışacak olmasıydı.Karanlık madenlerde çalışmak yerine gün ışığı altında dalgaları izleyecek olan Renak herkesin beklediğinden daha az sevinçliydi.Bir ay boyunca köpeğinden ayrı kalacak olması onu tedirgin etmişti.
Limanda diğer bölgelerde ikişer gemi beklerken bu ay Zengur bölgesinde tam altı gemi vardı.Madenleri dört gemiye yükleyen Renak ve arkadaşları diğer iki gemi dolusu erzağı indirirken hayli neşeliydi.Üç haftadır kömür taşıyan madenciler sıra erzaklara geldiğinde sırtlarındaki yumuşak çuvallarla keyifleniyorlar ve Zengur şarkısını söylemeye başlıyorlardı.Gemiler boşalmıştı ancak ayın sonunda oluşacak gelgit nedeniyle gemiler bir süre daha limanda demir atmak zorundaydılar.Renak odasında gece Mikolardan aldığı ikram tütünleri yine onlardan aldıgı kağıtların arasında öğrendiği gibi sarıp ucunu ocak ateşinde yakıp penceresinden ayı ve dalgaları izlemeye başladı.Ayı izlerken hayal kurup kendini o denizlerde gezen mikolar yerine koydu.Ayın denize düşen ışığı sahilden ufka kadar bir beyaz yol çiziyordu.Renakta o yolda ilerlediğini hayal ederken o beyaz yolun ortasında bir siyahlık farketti.Dalgaların yüzen birşeyi doğuya doğru götürdüğünü çıplak gözle görebiliyordu.Daha net görmek istedi.Penceresi müsade etmiyordu.Sessizce ayağına çizmelerini giydi.Kapısını hafif aralayıp kapının dışında başka biri olup olmadığını görmeye çalışıyorken penceresinden gelen sığırların sesleri onu heycanlandırdı.Kapıyı aniden kapadı.Sığırlar acı acı bağırmaya başladı.Sesin etkisiyle önce mikolar dışarı çıktı.Renak miikoların seslerini farketti ve konuşmalarını kapıya kulağını koyarak dinlemeye başladı.
-Şığırlara ne oluyor böyle gece gece.Uykumun içine ettiler.
-Birbirlerini sakatlamışlardır yine.Rahat durmuyor boynuzları hayvanların.
-Yine mi ya?Bu sefer bitmeden üçüncü zayiat olacak o zaman bu.Üç sığır zarardayız anlaşılan.
-Bence zarar girmeyiz.Sığırları limana getirdik.Madencilerde alır almaz kesip yiyecekler.Söyleyelim Zengurlulara.Ziyan olmasın sığır.Şimdi biz kesip verelim onlara.
-Sen ne anlarsın sığır kesmekten.Anca yemeyi bilirsin.
-Ya biz anlamayız ama zengurluların anlayacağınıda zannetmiyorum.Ben hiç Zengur Bölgesinde sığır indirildiğini duymamıştım.
-Haklısın.Aferin.Şişkosun ama akıllı bir Mikosun.
Sığırın öldürüleceğini duyan Renak birden vicdan yaptı.Daha sabah onları sevmişti.Zengura çıkana kadar onlarla vakit geçireceğini düşünüyordu.Müdahale etmek istedi bu duruma.Ölmesine izin veremezdi.Bütün ayını madende karanlıkta geçiren Renak için o sığırlarla geçicek dört günlük yolculuk çok güzel olacaktı.Bu hayalinin suya düşmesini istemedi.Kapıyı açtı.Dışarıya çıktı.Şişman olan Mikoyu gözüne kestirip ona yaklaştı.
-Hey sen.Yukarıdaki anıtta yazan anlaşmayı okumadın mı hiç.Sığırlar sağlıklı teslim edilir yazıyor orada.Sen bizim sığırımızı öldüremezsin.
-Sakin ol madenci.Biz öldürmezsek kendi acıdan ölecek.Kendi ölen bir sığırda maalesef yenmez.Biz sizi düşünüyoruz.Sığırları buraya kadar sağlıklı getirdik.Artık o sığır sizin.
-O sığır bizimse,ölmeyecek!Gerekirse eceliyle ölsün.Madem bizim bırakın biz karar verelim.
-Tamam,tamam.Sen nasıl istiyorsan öyle olsun.Senin sığırınsa o zaman git sustur bari sığırını.Bizde uyuyalım.
-Tamam ben gider susturmaya çalışırım.Siz keyfinize bakın.
-Peki dikkat et yalnız boynuzlarına.Bide senin bağırışlarını duymayalım gece gece.
-Beni merak etme.Bana bir şey yapmazlar.
-Amaaan.Sen nasıl istersen hadi sana kolay gelsin madenci.
-Size de iyi uykular .
Arkasına döndü Renak ve mırıldandı içinden "Adi mikolar,katil ruhlu tüccarlar"
Renak gemide duran sığırların yanına çıkmak için iskeleye geldi.Yavaşca gemiye atladı.Geminin iskelesinden başına doğru yürümeye başladı.Gemi dalgalarla sallandığından Renak zor ayakta duruyordu.Geminin sancak tarafına geçti.Tam o sırada bir dalga yüzünden kendini yere kapaklanmış halde buldu.Dizini geminin tahtalarına çok sert vurdu.Canı yanıyordu.Dizi inanılmaz bir şekilde sızlamaya başladı.Sakarlığı yine başına bela olmuştu.Ayağa kalkamadı.Dizini daha fazla incitmeden sürünerek sığırların olduğu odanın kapısına geldi.Kapıyı açacakken camdan yansıyan ay ışığı ona az önce oda da gördüğü siyah nesneyi hatırlattı.Acaba orda mı hala diye yavaşca geminin bordasına elini attı.Kafasını çıkarıp ayın olduğu yöne doğru baktı.Bir şey göremiyordu.Etrafı biraz daha süzdü.Karanlıkta az ilerde Limanın Rest bölümüne doğru birşeylerin yüzdüğünü farketti.Dikkatlice baktı.Arka arkaya dört tane dümdüz sandalın üstünde dört devi gördü.Gözlerine inanamadı.Dört tane dev! Nabzı yükseldi.Devlerin yaşadığını bile bilmiyordu.Kendini hemen refleksle tekrar sakladı.Gördüklerini değerlendirmeye başladı.Devlerin sırtında ne olduğunu anlamadığı küçük yaratıklar vardı.Bir daha kafasını kaldırdı.Evet,gördükleri doğruydu.Dört tane sandal.Her bir sandala uzanmış dört dev.Ellerini suya sokup sessizce suda geriye iten bu devler hızlı bi şekilde sahile yaklaşıyordu.Ve devlerin sırtında dört beş tane çocuk madenci boyunda siyah tüylü yaratıklar vardı.Neyse ki devler onun olduğu gemiye doğru değilde Restin bölgesine doğru gidiyordu.Gemiye geldiğinden beri sesi çıkmayan sığırlar aklına geldi.Hızlıca kapıyı açıp içeri girdi.Ay ışığı sığırların olduğu kamarayı aydınlatıyordu.Sığırlarda yaralı yoktu ve altısı da ayaktaydı.Neden bağırdıklarını anlamaya çalıştı.Etrafı kolaçan etmeye başladı.Eğer birşey bağırtıyorsa bu sığırları tekrar olmasını engellemeliydi.Şu an en son isteyeceği şey devlerin dikkatini çekmekti.Birden sahilden bağırışları duydu.Hemen geminin kıç tarafına bakan pencereye koştu.Devler mikolara saldırıyordu.Sırtlarındaki garip yaratıklarda gemilere doğru koşuyordu.Bir tanesinin kendi bulunduğu gemiye doğru koştuğunu gördü.Gemiden çıkamazdı.Çıktığı gibi o garip yaratıkla karşılaşacaktı.Dışarıdaki acı çığlıklar iyice kulağını kemirdi.Gözü kendi odasına doğru kaydı.Kendi kaldığı han odasının hemen kapısının önünde bir dev o şişko mikoyu yakalamış boğazından havaya kaldırıyordu.Şişman mikonun nefesi kesilmiş halde devin ellerindeki cansız halini gördü.Gözü tekrar yaklaşan yaratığı kaydı.Yaratık gemiye çok yaklaşmıştı.Hemen arkasına baktı.Bir kesici alet yada kendini savunabileceği bir şeyler arıyordu.Işık yetersizdi bulmak için.Gözünü sığırların kamarasında gezdirirken sığırların yemek yediği o uzun yeri fark etti.İlk defa gördüğü bu beşik görünümlü kabın içinde kuru otlar vardı.İçine uzandı.Can havliyle üzerini o otlarla örttü.Geminin tahtalarına vuran ayağın seslerini duyuyordu.Ses gittikçe yaklaşıyordu.Ses yaklaştıkça Renak'tan terler akıyordu.Kapının önünde ses durdu.Kapının açılması esnasındaki gıcırtı sesiyle beraber Renak nefesini tuttu.Öleceğini düşünüyordu.Ölümü hep düşünmüştü.Ama her seferinde de madende öleceğini hayal etmişti.En çok kaza geçiren madenci oydu.Ama her seferinde yara almadan kurtulmuştu.Böyle bir ölüm aklına hiç gelmemişti.Köpeğini düşündü.Ölünce o yalnız ve aç kalacaktı.Gözünden yaşlar gelmeye başladı.Hala nefesini tutuyordu.Kapı kapandı.Bir kaç saniye sonra kamaranın dışında kapının önünden güverteye doğru giden ayak sesini duymaya başladı.Yaratık içeriye girmemiş güverteye yönelmişti.Ama o bir kaç saniye hayatındaki en zor birkaç saniyeydi.Derin bir nefes verdi.Ancak yerinden kımıldayamıyordu.O garip yaratık hala gemideydi.Sessizce nefes alıp vermeye devam etti.Sığırlardan çıt çıkmıyordu.Acaba sığırlara birşey mi yaptı o yaratık diye düşündü.Onları merak etti.Dayanamadı,usulca kafasını kaldırdı.Tam sığırların görmüştü ki gemiye büyük bir kaya düşmüş gibi gemi sallandı.Kafasını bulunduğu beşik gibi yerin tahtalarına sağlı sollu vurdu.Daha kendine gelemeden yine ayak seslerini duymaya başladı.Bu kez daha güçlü bir ayak sesiydi bu.Herhangi bir madenci yada mikonun ayak sesi olamazdı.Koca bir gölge odayı doldurdu.Devinde gemide olduğunu yattığı yerden gölgeleri izleyerek kolayca anladı Renak.Devin gemiye zıplamasıyla gemi baya bir sallanmıştı.Ardından iki yaratık daha sıçramıştı gemiye.Onlarda devle beraber Renak'ın olduğu kamaranın yanından güverteye doğru çıktılar.Dev yelkenleri tek başına açtı.Yelkenin kumaşının ucundaki ipleri yaratıklar tahtalara bağladı.Renak bireliyle başını bir yandan tekrar sızlamaya başlayan dizini tutmuştu.Dışarıda devlerden garip bir ses geliyordu.Kükremeye başladı aynı anda dört dev.Kükreyerek yelkenlere rüzgar oluşturmaya çalıştırıyorlardı.Gemilerin demirlerini çeken devler gemileri kulak patlatırcasına kükreyerek harekete geçirmişlerdi.Renak sığırların arasında acı ve gözyaşları içinde yatıyordu.Ancak gözyaşı korkudan değildi.Artık Zengura dönemeyeceğini biliyordu.Ve Köpeğini bir daha göremeyecekti.
*Zork : Amos'luların inandığı Demir Tanrısı!
"Karanlık olsa da her yer
Zengurda kazmalar işler(kazmalar kazana vurulur)
Bugün yorulma madenci
Evde üzümler seni bekler.
Üşüyor tüm dünya dışarıda
Çıksın kömürler yukarıya(kazmalar kazana vurulur)
Yansın sobalar hanlarda
Ölenlerin ruhu ulaşır *Zorka(ele kömür sürülür)
Renak,Renak,Renak !
Bu neşe tüm madene yayıldı.Amos halkı ana kıtanın en fakir coğrafyasında olmasına rağmen,diğer halklardan hep daha neşelidir.Amosta her madenci geleneklerine bağlıdır.Madenlerde ölen işçilerin ailelerine o madendeki her madenci aylık erzaklarından ayırır.Bir madenci öldükten kırk beş gün batımı sonrasında dul kalan madenci eşi evlenme çağına gelmiş başka bir madenciyle evlendirilir.Cirseye Yanardağının Masmustan ayırdığı Amosun,yanardağa en yakın maden olan Zengurda bugün sadece şarkı geleneği uygulanacaktı.Evlerine fazladan erzak sokan her madencinin yüzü kömür isine rağmen gülmekteydi.
Amosa erzaklar Mikoların gemileriyle Ziray limanına getirilir.Burada her maden için ayrı bir bölge kurulmuştur.Her madenin çıkardığı kömür ve demir karşılığında Hükümdarların belirlediği miktarda:
*Bir çuval kömür karşılığında bir ekmek,bir torba üzüm
*Bir kasa demir karşılığında üç ekmek,bir çuval tahıl,bir kap yağ
*Dört yüz çuval kömür yada yüz kasa demir çıkaran madene her seferinde 2 sağlıklı sığır.
*Altının ağırlığı kadar et ve iki katı ağırlığında talep edilen erzaktan
yüklenecektir.
Bu maddelerin eski zamanlardan beri Ziray limanında taştan anıtta yazdığı bilinmektedir.Efsaneye göre en son on madenci ömrü öncesinde altın bulunmuştur.Evlerine daha çok erzak götürmek için Her madenci ölümcül bir günle savaşmaktadır.Madenlerde havasızlıkla ve sık oluşan göçüklerle ölen madenci sayısı maden başına aylık on beş civarındadır.Buda tüm madenler hesaba katıldığında her ay Amos'ta üç yüz madencinin ölmesi anlamına gelmektedir.
Zengur madeni şüphesiz bu ayın en şanslı madeni.Hiç bir ölüm olmadığı gibi madenin ulaşılmış sonuna varmadan dört yüz metre gerisinde bulunan sürpriz demir yatağı,ortalamanın yedi katı erzak kazandırmıştır.Zengurun en sakar madencisi Renak sırtına düzgün bağlamadığı kömür çuvalıyla merdivenlerden çıkmaya çalışırken,birden açılan çuvalın ağzı ağırlığı geriye vermiş ve tam düşecekken sakar ama bir o kadar hızlı refleksi olan Renak ; kemerindeki kazmayı merdivenin yanındaki duvara saplamış ve düşmekten kurtulmuştu.Sadece düşmekten kurtulmayan Renak kazmanın duvara saplandığında çıkardığı sesle tüm dikkatleri üstüne toplamıştı.Bu sesi tüm madenciler çok iyi tanırdı ve madenciler için en güzel kadın sesinden bile daha çok ilgilerini çekerdi."Kazmanın metale değmesi" sonucu çıkan derin bir çınlama.Genelde bu sesi kazıcılar ulaşılmış sonlarda denk getirirlerdi.Ama yıllardır demir çıkaramayan Zengurda bunu başaran Zengur'un en sakarı Renak olmuştu.Renak Zengurda bine yakın haneye bu ay fazladan erzak sokmayı sağlamış.Karşılığında diğer madencilerin aldığının on katı erzakla maden başı tarafından ödüllendirildi.Renak Zengurda bekar kız kalmadığı için henüz evlenmemiş en yaşlı madenci şansızlığını taşıdıyordu. Erzağın ona fazla geleceğini düşünüp hakkı olan sekiz erzağı kalabalık olan madenci ailelere verdi.Kalan iki erzağı herkesten sakladığı köpeğiyle kullanmayı planlamıştı.Erzaktan daha güzel bir ödül varsa oda en çok erzak çıkaran yedi madencinin o ay madende çalışmak yerine limanda yüklemelerde çalışacak olmasıydı.Karanlık madenlerde çalışmak yerine gün ışığı altında dalgaları izleyecek olan Renak herkesin beklediğinden daha az sevinçliydi.Bir ay boyunca köpeğinden ayrı kalacak olması onu tedirgin etmişti.
Limanda diğer bölgelerde ikişer gemi beklerken bu ay Zengur bölgesinde tam altı gemi vardı.Madenleri dört gemiye yükleyen Renak ve arkadaşları diğer iki gemi dolusu erzağı indirirken hayli neşeliydi.Üç haftadır kömür taşıyan madenciler sıra erzaklara geldiğinde sırtlarındaki yumuşak çuvallarla keyifleniyorlar ve Zengur şarkısını söylemeye başlıyorlardı.Gemiler boşalmıştı ancak ayın sonunda oluşacak gelgit nedeniyle gemiler bir süre daha limanda demir atmak zorundaydılar.Renak odasında gece Mikolardan aldığı ikram tütünleri yine onlardan aldıgı kağıtların arasında öğrendiği gibi sarıp ucunu ocak ateşinde yakıp penceresinden ayı ve dalgaları izlemeye başladı.Ayı izlerken hayal kurup kendini o denizlerde gezen mikolar yerine koydu.Ayın denize düşen ışığı sahilden ufka kadar bir beyaz yol çiziyordu.Renakta o yolda ilerlediğini hayal ederken o beyaz yolun ortasında bir siyahlık farketti.Dalgaların yüzen birşeyi doğuya doğru götürdüğünü çıplak gözle görebiliyordu.Daha net görmek istedi.Penceresi müsade etmiyordu.Sessizce ayağına çizmelerini giydi.Kapısını hafif aralayıp kapının dışında başka biri olup olmadığını görmeye çalışıyorken penceresinden gelen sığırların sesleri onu heycanlandırdı.Kapıyı aniden kapadı.Sığırlar acı acı bağırmaya başladı.Sesin etkisiyle önce mikolar dışarı çıktı.Renak miikoların seslerini farketti ve konuşmalarını kapıya kulağını koyarak dinlemeye başladı.
-Şığırlara ne oluyor böyle gece gece.Uykumun içine ettiler.
-Birbirlerini sakatlamışlardır yine.Rahat durmuyor boynuzları hayvanların.
-Yine mi ya?Bu sefer bitmeden üçüncü zayiat olacak o zaman bu.Üç sığır zarardayız anlaşılan.
-Bence zarar girmeyiz.Sığırları limana getirdik.Madencilerde alır almaz kesip yiyecekler.Söyleyelim Zengurlulara.Ziyan olmasın sığır.Şimdi biz kesip verelim onlara.
-Sen ne anlarsın sığır kesmekten.Anca yemeyi bilirsin.
-Ya biz anlamayız ama zengurluların anlayacağınıda zannetmiyorum.Ben hiç Zengur Bölgesinde sığır indirildiğini duymamıştım.
-Haklısın.Aferin.Şişkosun ama akıllı bir Mikosun.
Sığırın öldürüleceğini duyan Renak birden vicdan yaptı.Daha sabah onları sevmişti.Zengura çıkana kadar onlarla vakit geçireceğini düşünüyordu.Müdahale etmek istedi bu duruma.Ölmesine izin veremezdi.Bütün ayını madende karanlıkta geçiren Renak için o sığırlarla geçicek dört günlük yolculuk çok güzel olacaktı.Bu hayalinin suya düşmesini istemedi.Kapıyı açtı.Dışarıya çıktı.Şişman olan Mikoyu gözüne kestirip ona yaklaştı.
-Hey sen.Yukarıdaki anıtta yazan anlaşmayı okumadın mı hiç.Sığırlar sağlıklı teslim edilir yazıyor orada.Sen bizim sığırımızı öldüremezsin.
-Sakin ol madenci.Biz öldürmezsek kendi acıdan ölecek.Kendi ölen bir sığırda maalesef yenmez.Biz sizi düşünüyoruz.Sığırları buraya kadar sağlıklı getirdik.Artık o sığır sizin.
-O sığır bizimse,ölmeyecek!Gerekirse eceliyle ölsün.Madem bizim bırakın biz karar verelim.
-Tamam,tamam.Sen nasıl istiyorsan öyle olsun.Senin sığırınsa o zaman git sustur bari sığırını.Bizde uyuyalım.
-Tamam ben gider susturmaya çalışırım.Siz keyfinize bakın.
-Peki dikkat et yalnız boynuzlarına.Bide senin bağırışlarını duymayalım gece gece.
-Beni merak etme.Bana bir şey yapmazlar.
-Amaaan.Sen nasıl istersen hadi sana kolay gelsin madenci.
-Size de iyi uykular .
Arkasına döndü Renak ve mırıldandı içinden "Adi mikolar,katil ruhlu tüccarlar"
Renak gemide duran sığırların yanına çıkmak için iskeleye geldi.Yavaşca gemiye atladı.Geminin iskelesinden başına doğru yürümeye başladı.Gemi dalgalarla sallandığından Renak zor ayakta duruyordu.Geminin sancak tarafına geçti.Tam o sırada bir dalga yüzünden kendini yere kapaklanmış halde buldu.Dizini geminin tahtalarına çok sert vurdu.Canı yanıyordu.Dizi inanılmaz bir şekilde sızlamaya başladı.Sakarlığı yine başına bela olmuştu.Ayağa kalkamadı.Dizini daha fazla incitmeden sürünerek sığırların olduğu odanın kapısına geldi.Kapıyı açacakken camdan yansıyan ay ışığı ona az önce oda da gördüğü siyah nesneyi hatırlattı.Acaba orda mı hala diye yavaşca geminin bordasına elini attı.Kafasını çıkarıp ayın olduğu yöne doğru baktı.Bir şey göremiyordu.Etrafı biraz daha süzdü.Karanlıkta az ilerde Limanın Rest bölümüne doğru birşeylerin yüzdüğünü farketti.Dikkatlice baktı.Arka arkaya dört tane dümdüz sandalın üstünde dört devi gördü.Gözlerine inanamadı.Dört tane dev! Nabzı yükseldi.Devlerin yaşadığını bile bilmiyordu.Kendini hemen refleksle tekrar sakladı.Gördüklerini değerlendirmeye başladı.Devlerin sırtında ne olduğunu anlamadığı küçük yaratıklar vardı.Bir daha kafasını kaldırdı.Evet,gördükleri doğruydu.Dört tane sandal.Her bir sandala uzanmış dört dev.Ellerini suya sokup sessizce suda geriye iten bu devler hızlı bi şekilde sahile yaklaşıyordu.Ve devlerin sırtında dört beş tane çocuk madenci boyunda siyah tüylü yaratıklar vardı.Neyse ki devler onun olduğu gemiye doğru değilde Restin bölgesine doğru gidiyordu.Gemiye geldiğinden beri sesi çıkmayan sığırlar aklına geldi.Hızlıca kapıyı açıp içeri girdi.Ay ışığı sığırların olduğu kamarayı aydınlatıyordu.Sığırlarda yaralı yoktu ve altısı da ayaktaydı.Neden bağırdıklarını anlamaya çalıştı.Etrafı kolaçan etmeye başladı.Eğer birşey bağırtıyorsa bu sığırları tekrar olmasını engellemeliydi.Şu an en son isteyeceği şey devlerin dikkatini çekmekti.Birden sahilden bağırışları duydu.Hemen geminin kıç tarafına bakan pencereye koştu.Devler mikolara saldırıyordu.Sırtlarındaki garip yaratıklarda gemilere doğru koşuyordu.Bir tanesinin kendi bulunduğu gemiye doğru koştuğunu gördü.Gemiden çıkamazdı.Çıktığı gibi o garip yaratıkla karşılaşacaktı.Dışarıdaki acı çığlıklar iyice kulağını kemirdi.Gözü kendi odasına doğru kaydı.Kendi kaldığı han odasının hemen kapısının önünde bir dev o şişko mikoyu yakalamış boğazından havaya kaldırıyordu.Şişman mikonun nefesi kesilmiş halde devin ellerindeki cansız halini gördü.Gözü tekrar yaklaşan yaratığı kaydı.Yaratık gemiye çok yaklaşmıştı.Hemen arkasına baktı.Bir kesici alet yada kendini savunabileceği bir şeyler arıyordu.Işık yetersizdi bulmak için.Gözünü sığırların kamarasında gezdirirken sığırların yemek yediği o uzun yeri fark etti.İlk defa gördüğü bu beşik görünümlü kabın içinde kuru otlar vardı.İçine uzandı.Can havliyle üzerini o otlarla örttü.Geminin tahtalarına vuran ayağın seslerini duyuyordu.Ses gittikçe yaklaşıyordu.Ses yaklaştıkça Renak'tan terler akıyordu.Kapının önünde ses durdu.Kapının açılması esnasındaki gıcırtı sesiyle beraber Renak nefesini tuttu.Öleceğini düşünüyordu.Ölümü hep düşünmüştü.Ama her seferinde de madende öleceğini hayal etmişti.En çok kaza geçiren madenci oydu.Ama her seferinde yara almadan kurtulmuştu.Böyle bir ölüm aklına hiç gelmemişti.Köpeğini düşündü.Ölünce o yalnız ve aç kalacaktı.Gözünden yaşlar gelmeye başladı.Hala nefesini tutuyordu.Kapı kapandı.Bir kaç saniye sonra kamaranın dışında kapının önünden güverteye doğru giden ayak sesini duymaya başladı.Yaratık içeriye girmemiş güverteye yönelmişti.Ama o bir kaç saniye hayatındaki en zor birkaç saniyeydi.Derin bir nefes verdi.Ancak yerinden kımıldayamıyordu.O garip yaratık hala gemideydi.Sessizce nefes alıp vermeye devam etti.Sığırlardan çıt çıkmıyordu.Acaba sığırlara birşey mi yaptı o yaratık diye düşündü.Onları merak etti.Dayanamadı,usulca kafasını kaldırdı.Tam sığırların görmüştü ki gemiye büyük bir kaya düşmüş gibi gemi sallandı.Kafasını bulunduğu beşik gibi yerin tahtalarına sağlı sollu vurdu.Daha kendine gelemeden yine ayak seslerini duymaya başladı.Bu kez daha güçlü bir ayak sesiydi bu.Herhangi bir madenci yada mikonun ayak sesi olamazdı.Koca bir gölge odayı doldurdu.Devinde gemide olduğunu yattığı yerden gölgeleri izleyerek kolayca anladı Renak.Devin gemiye zıplamasıyla gemi baya bir sallanmıştı.Ardından iki yaratık daha sıçramıştı gemiye.Onlarda devle beraber Renak'ın olduğu kamaranın yanından güverteye doğru çıktılar.Dev yelkenleri tek başına açtı.Yelkenin kumaşının ucundaki ipleri yaratıklar tahtalara bağladı.Renak bireliyle başını bir yandan tekrar sızlamaya başlayan dizini tutmuştu.Dışarıda devlerden garip bir ses geliyordu.Kükremeye başladı aynı anda dört dev.Kükreyerek yelkenlere rüzgar oluşturmaya çalıştırıyorlardı.Gemilerin demirlerini çeken devler gemileri kulak patlatırcasına kükreyerek harekete geçirmişlerdi.Renak sığırların arasında acı ve gözyaşları içinde yatıyordu.Ancak gözyaşı korkudan değildi.Artık Zengura dönemeyeceğini biliyordu.Ve Köpeğini bir daha göremeyecekti.
*Zork : Amos'luların inandığı Demir Tanrısı!
9 Eylül 2014 Salı
Sanal Roman : TANRILAR BİLMEZ (Zoybar Düzlüğü)
Sis etrafı iyice sardı.Brukan dışarıdaki garip havadan rahatsız bir halde evdekilerin tedirginliğini azaltmaya çalışıyordu.Komşuları "Üzüm" eken Sarkunlar da evdeydi.Brukan için Sarkunları evde istemeyeceği bir gece varsa o da bu geceydi.Sarkun ailesi büyük savaşı görmüş dedelerinin hikayesini anlatmaya bayılırdı;bu hikayeleri anlatırken de çocukları korkutmaktan geri kalmazdı.Havadaki gariplik Sarkunlar için büyük fırsattı.Amsa Sarkun cümleye nasıl başlayacağını düşünürken,Ozai Brukan muhabbetin oraya geleceğini bildiği için aklına ; cesaretini çocuklarına göstermek geldi.Böylelikle çocuklarının korkması engelleyeceğini düşündü.Dışarı çıkıp etrafı kolaçan edecekti.İçinde garip bir his vardı ama babalık duygusu onu garip hisleri kurcalamaktan alıkoyuyordu.
-Amsa sen ateşi bana ver.Ben gidip etrafa bir bakayım.Ürünlere zarar gelmesin.
Brukanlar zoybarın tek "Ceviz" ekenleriydi.Zoybarda herkes birşeyler ekerdi ve birbirleriyle başka ekinler karşılığında takas ederlerdi.Zoybarın alt kısmındaki en büyük arazi Brukanlarındı.Her taraf ceviz ağaçlarıyla çevriliydi ve ceviz Zoybardaki en değerli ekinlerin başında geliyordu.Zoybar "Anakıta" nın tarıma en elverişli bölgesiydi.Brukanın babası anakıtanın en büyük ceviz ağacını ev ile hükümdarlar şehri(doğu) arasında kalacak şekilde araziyi düzenlemişti zamanında.Buda dua ederken hükümdarlar şehrine döndüklerinde cevizler için şükretme fırsatı da veriyordu.Evin etrafı korkuluklarla ve cevizlere zarar verecek kuşları engellemek icin tuzaklarla doluydu.Bu tuzaklar bölgeden bi haber davetsiz misafirlere karşı da çözümdü.Ama zararlar ırklara zarar vermeyecek ölçüde yapılmış hassas bubi tuzaklarından başka birşey değildi.
Büyük savaşın en korumasız görünen bu bölgesi,"Hükümdarlar Şehri" tarafından özel olarak korunmaktaydı.Hükümdarlar Zoybar'ın değerli ekinlerini,koruma karşılığında vergi olarak alır ve en önemli ekinlerin olduğu haneler,Hükümdarların göz bebekleri konumuna gelirdi.Bütün bu korunmaya rağmen İrtsilerin Zoybar'a olan kini ve hevesi Zoybarlılar'ı beşikten mezara bir tedirginliğe itmişti.Bu tedirginliğin çocuklarına yansımasını istemeyen Brukan eline ateşi alıp evin dışına sisin yoğun olduğu yere doğru ilerlerken evin kuzeydoğusundaki garip ışığı farketti.Evin kuzeyindeki Sarı Tepe çam ağaçlarıyla donanmış,içinde yirmiden fazla mağara barındıran,ağaçların tepenin en ucunda mızrak başı görüntüsünü andırdığı ve ulaşım için herkesin etrafından dolaşmak zorunda kaldığı sevimsiz bir tepe.Sisin oradan geldiğini farketmesi uzun sürmedi Brukan'ın.Kararsızlığa düştü birden.İçindeki merak ve Hükümdarlar Şehrinin korumasında olmasının getirdiği güvenle tepeye doğru gitmeye karar verdi.Eve gidip zaman kazanmak için Sarkunları ve çocukları ikna etmeye çalıştı.
-Dışarıda birşey yok ama sis daha çok bir dumana benziyor.Biyerlerde ateş yanıyorsa ekinlere zarar verebilir.Ben gidip dumanın kaynağına bakıcam sizde doğru yatağa gideceksiniz.Sabah gün ışıdığında ilk kim kalkarsa onu Zoybar düzlüğüne götüreceğim.
Amsa şüpheliydi.Bütün bu sakin tavırların altında bir korku olduğunu hissediyordu.Amsa için kötü bir şey olması daha çekici geliyordu.Kendilerini dedelerinin hikayelerine o kadar kaptırmıştı ki,bir İrtsiyi Zoybar'da görüp ona dersini vereceğine inanıyordu.Bu düşünceler onu Ozai ile gitmeye koşullandırıyordu.
-Çocuklar siz yatın.Merak etmeyin ben babanızla giderim.Sabah olmadan dumanın kaynağına ulaşır tehlikeli bir şey varsa müdahale ederiz.
Ozai böyle bir desteği beklemiyordu.Aklından daha çok çocukları tedirgin edici cümleler duymayı geçiriyorken bu sürpriz karşısında kendini Amsa'nın günahını almış gibi hissetti.
Çocukları yatırıp yola koyuldular.Dumanın Sarı Tepeden geldiğini bilen Ozai evden biraz uzaklaşınca Amsa'ya aklından geçenleri söyledi
-Sarı Tepe'ye doğru gidelim.Duman ordan geliyor.Yıldırım düşmüş yangın başlatmış olabilir.Eğer öyleyse Köyün dışındaki sulama kanalına fazladan su verir ateşin buraya geçmesini engellemiş oluruz.
-Hava müsait.Bulutlar çok yoğun.Sarı Tepe burdan fazla yağmur alıyor.Yıldırım düşmesi normal.Haklı olabilirsin.
-Bende öyle düşündüm.Yıldırım yangın başlatmış olabilir.Biz önlemimizi alalım.Sonuçta bu Hükümdarların koruması dışında bir mevzu.
Amsa Hükümdarların Brukanlara daha çok önem verdiğinin farkındaydı.Bu farkındalık onu kaçınılmaz bir kıskançlığa itiyordu.Üzümleri bir ceviz kadar değerli değildi.Ama seçme şansı yoktu.Zoybarda her aile atalarından kalan ekinleri devam ettirirdi.Hangi ailenin hangi ekini ekeceği Toprak Tanrısı tarafından atalarına sunulmuştu.Zoybarlılar Toprak Tanrısına inanır ve yedi tanrı içerisinde en çok bereketi Toprak Tanrısının sunduğuna düşünürlerdi.Ateş Tanrısına dua eden İrtsiler en verimsiz arazide sadece Amoslardan gelen madenleri işleyip silah ve alet yaparak geçinirler.Ürettikleri ürünlerin değerli olduğunu düşünen İrtsiler Hükümdarların imzalattığı son antlaşmaya rağmen ürünleri karşılığında aldıkları ekinlerin yetersiz olduğunu düşünmeden edemezlerdi.Bu düşünceleri çok dile getirilmese de tüm Ana Kıta ırkları tarafından bilinir.Ancak anlaşma gereği İrtsilerin Zoybar'a yaklaşması yasaklanmıştır.Tüm ticareti Miko lar yapar.Miko lar ekinleri İrtsilere verir,İrtsilerden aldığı aletleri komisyonlarını alarak Zoybar Restine teslim ederdi.Bu anlaşma büyük savaş bittiğinden beri geçerlidir.Ancak Asma bu anlaşmanın İrtsiler tarafından bozulacağını düşünmekten alıkoyamaz kendini.O yüzdende tepede bir İrtsiye denk geleceğini ümit ettiği için ceketinin içinde sakladığı,kimsenin farketmediği dede yadigarı İrt Kesenle yola çıkmıştı.
Tepeye yaklaştıkça dumanın ağırlığı Ozai ve Amsa nın gırtlağını kemirmekteydi.Bu duman bir yangının çıkaracağı sisten farklı bir şekildeydi.Bunu dumanın yoğunlaştığı Sarı Tepe yamacında ikisi de farketti.Dumanın, tepenin ucundan aşağıya doğru bir şelale gibi ağaçların üzerinden aktığını,ayın tam tepenin üstünden süzülen ışıkları sayesinde farketti Brukan.Konumu öyle müsaitti ki,Aya bakarken dumandaki dalgalanmayı çok net görüyordu.
-Amsa burdan çıkamayacağız.Sen tepenin sağından ben solundan bir yol arayalım.
-Bence ayrılmayalım.Bu duman farklı birşey.
-Nasıl farklı birşey?Ne olabilirki?
-Sen hiç çalıları yaktığında böyle bir nem,böyle bir tad hissettin mi duman da daha önce?
Amsa haklıydı.Her baharın sonunda çalılar sökülüp,Köyün dışında denize akan derenin eşiğinde kaya sedirinde yakılırdı.Bahar bitimleri bereket için ayinlerle Zoybar Resti huzurunda düzenlenen etkinlikte ölü otlar yakılırdı.Kokusu hiç buna benzemiyordu.Ve nem!Dumanda nemi oda hissetti.Bu gariplik Hükümdarlara olan güveninden ötürü korkmasını engellese de merakını engelleyemiyordu.
-Nem yağmur sularının buharlaşmasıyla falan olmasın Amsa?!
-Su buharlaşırsa dumanı yukarı çıkar.Böyle aşağıya inmez.Bu İrtsilerin garip madenlerinden çıkan dumanlardan olabilir.
İrstileri duyduğuna şaşırmadı Ozai.Amsa'nın İrtsilere takıntısını yola çıkarkende biliyordu,hiç bir irstinin Hükümdarları karşısına alarak ona zarar vermeyeceğini bildiği gibi.Amsa'nın gururunu kırmadan ona bunu hatırlatmak istedi:
-İrtsilerin bize burda birşey yaparsa başlarına geleceklerini bildiğine eminim.Buraya gelecek cesaretleri olduklarını da sanmıyorum.Hükümdarlar bize birşey olacak olsa onlara bunu misliyle ödeteceğinin onlarda farkında.
-Bize deme boşuna Ozai.Sana birşey olursa.
-Bana mı?
-Benim on torba üzümüm senin bir avuç cevizin etmiyor.Hükümdarlar da bunun farkında.Ama burada bir İrtsiyle karşılaşırsak O senin de benim de kim olduğumuzu bileceğini sanmıyorum.Dikkatli olmakta fayda var.
Anlaşılan Amsa gurur yapmıyacak kadar takmıştı İrtsilere.Ama Amsa'nın bu kuru paranoyası Ozai'nin güvenini kırmaya yetmemişti.
-Tamam merak etme.Ay tepeden inmeden sulama kanalında buluşalım.
-Dediğin gibi olsun.
Ozai tepenin yamacından kuzeye,Amsa da güneydoğuya doğru yöneldi.Ozai bir saat kadar yürüyünce dumanın seyreldiğini,dumanın sadece köye doğru aktığını net bir şekilde görmeye başladı.İçine kurt düştü.Kendi kendine konuşup durum değerlendirmeye başladı.
-İrtsiler buraya nasıl gelir?Arada o kadar korucu var.Daha Tankalları geçemezler.Saçmalık işte.Amsa'nın hayal dünyası.
Yeterince dumandan kendini kurtardığını düşünmeye başladı Ozai.Artık tepeyi tırmanmaya,dumanın aktığı yere arkadan yaklaşmaya uygundu hava.Dik kayalık olan Sarı tepe kaya olmasına rağmen üzerinde bir çok ağacı barındırıyordu.Bu tepe ona Toprak Tanrısının mucizesi olduğu,Onun eliyle ağaçların dikildiğini ve Toprak Tanrısının bulutlar göndererek gözde ağaçlarını suladığı hikayelerde anlatılmıştı.Ayakkabıları kayalarda yürümek için uygun olmasada yanına aldıgı sopa ona kolaylık sağlıyordu.Aklında nemin kaynağının ne olduğu sorusuyla yürürken kendini "Toprak Tanrısının bir mucizesini" göreceğine inandırmıştı.Ozai Zoybar'ın en inançlı ailesinde yetişmişti.Hatta önceki Restin bir Brukan olması bu inancın ailede kalıcı olduğunun göstergesiydi.Mucizeye tanık olacağının hayaliyle tepeye tırmanan Ozai'nin hayalini hemen sağındaki çam ağaçlarının arasından gelen çalı çıtırdıları sonlandırdı.Birden içine bi korku gelmişti.Orada biri ya da bir şey vardı.Hissediyordu.Bir İrtsi olabilir miydi?Hiç bir zaman aklına bir İrtsiyle karşılaşmayı getirmeyen Ozai bu korkudan kendini kaçıramıyordu.Korumasızdı.Eliyle elbislerini yokladı.Ümitsizce kendini koruyabileceği birşey var mı diye yokladı.Üzerindeki hiç bir şeyin bir irtsiye zarar veremeyceğini anlaması uzun sürmedi.Yadırgadığı Amsayı şimdi kendinden daha akıllı görüyordu. Ancak ilk defa bir irtsi görecekti.Bunu gizlice yaparsa bu onun için önemli bir tecrübe olacaktı.Merakı korkusundan daha fazla olan bir Brukan olduğu için korkusunu hissede hissede o ağaçlara sessizce yanaşmaya başladı.Bir nefes sesi duyuyordu.Çok kuvvetli bir nefes sesi.Zoybarda kuşlardan başka bir hayvanın evcilleşmemiş olma ihtimali yoktu.Bunu bilen Ozai daha da korkmaya başladı.Bu bir kuş olamazdı ve bir İrtsi de.Bir kuş böyle nefes alamazdı.Usulca büyük bir ağaca yaslandı.Dumanın dört ağaç önünde yine akmaya başladığını gördü.Duramadı yerinde.Bir ağaç daha geçti.Diğer ağaca yaslandı.Sonra sessizce diğerine.Nefes sesi gittikçe güçleniyordu kulağında.O kadar güçlüydi ki nefes sesi,ayak sesini bastırıyordu.Bir ağaç kalmıştı dumanın içine girmesine.Kafasını çıkardı.Dumanın içine doğru uzandı.Kafasını uzatmasıyla nefes birden kesildi.Nefes sesinin kesildiğini hisseden Ozai sesin geldiği yere gözlerini kısarak bakmaya başladı.Bir suret gördü.Bir köpeği andırıyordu.İyice kıstı gözlerini.Dumanların arasında o nefesi kimin çıkardığını seçmeye çalışırken birden iki kırmızı kendi cevizleri büyüklüğündeki gözün ayın ışığını ona yansıttığını gördü.Ozainin nefesi kesildi.Kalbinin atış sesi köyden duyulacak gibi hiddetlenmişti.Gördüğünün ne olduğunu biliyordu.İmkansız olduğunu da,gerçek olduğunu da çok iyi biliyordu.Gözler aniden kapandı.Sureti dumanlar arasında zorda olsa gören Ozai o kırmızı gözleri taşıyan bir büyük kafanın geriye doğru döndüğünü gördü.Ayakları zangır zangır titriyordu.Mesanesindeki titreme,Boynundan kollarına kadar saran bir uyuşma ile beraber sanki Sarkunların bozulmuş üzüm sularını içmiş gibiydi.Başının dönmesi ile kendini yerde buldu.Sarı Tepenin en ücra köşesinde bir başına taşların üzerinde yatıyordu Ozai.
-Amsa sen ateşi bana ver.Ben gidip etrafa bir bakayım.Ürünlere zarar gelmesin.
Brukanlar zoybarın tek "Ceviz" ekenleriydi.Zoybarda herkes birşeyler ekerdi ve birbirleriyle başka ekinler karşılığında takas ederlerdi.Zoybarın alt kısmındaki en büyük arazi Brukanlarındı.Her taraf ceviz ağaçlarıyla çevriliydi ve ceviz Zoybardaki en değerli ekinlerin başında geliyordu.Zoybar "Anakıta" nın tarıma en elverişli bölgesiydi.Brukanın babası anakıtanın en büyük ceviz ağacını ev ile hükümdarlar şehri(doğu) arasında kalacak şekilde araziyi düzenlemişti zamanında.Buda dua ederken hükümdarlar şehrine döndüklerinde cevizler için şükretme fırsatı da veriyordu.Evin etrafı korkuluklarla ve cevizlere zarar verecek kuşları engellemek icin tuzaklarla doluydu.Bu tuzaklar bölgeden bi haber davetsiz misafirlere karşı da çözümdü.Ama zararlar ırklara zarar vermeyecek ölçüde yapılmış hassas bubi tuzaklarından başka birşey değildi.
Büyük savaşın en korumasız görünen bu bölgesi,"Hükümdarlar Şehri" tarafından özel olarak korunmaktaydı.Hükümdarlar Zoybar'ın değerli ekinlerini,koruma karşılığında vergi olarak alır ve en önemli ekinlerin olduğu haneler,Hükümdarların göz bebekleri konumuna gelirdi.Bütün bu korunmaya rağmen İrtsilerin Zoybar'a olan kini ve hevesi Zoybarlılar'ı beşikten mezara bir tedirginliğe itmişti.Bu tedirginliğin çocuklarına yansımasını istemeyen Brukan eline ateşi alıp evin dışına sisin yoğun olduğu yere doğru ilerlerken evin kuzeydoğusundaki garip ışığı farketti.Evin kuzeyindeki Sarı Tepe çam ağaçlarıyla donanmış,içinde yirmiden fazla mağara barındıran,ağaçların tepenin en ucunda mızrak başı görüntüsünü andırdığı ve ulaşım için herkesin etrafından dolaşmak zorunda kaldığı sevimsiz bir tepe.Sisin oradan geldiğini farketmesi uzun sürmedi Brukan'ın.Kararsızlığa düştü birden.İçindeki merak ve Hükümdarlar Şehrinin korumasında olmasının getirdiği güvenle tepeye doğru gitmeye karar verdi.Eve gidip zaman kazanmak için Sarkunları ve çocukları ikna etmeye çalıştı.
-Dışarıda birşey yok ama sis daha çok bir dumana benziyor.Biyerlerde ateş yanıyorsa ekinlere zarar verebilir.Ben gidip dumanın kaynağına bakıcam sizde doğru yatağa gideceksiniz.Sabah gün ışıdığında ilk kim kalkarsa onu Zoybar düzlüğüne götüreceğim.
Amsa şüpheliydi.Bütün bu sakin tavırların altında bir korku olduğunu hissediyordu.Amsa için kötü bir şey olması daha çekici geliyordu.Kendilerini dedelerinin hikayelerine o kadar kaptırmıştı ki,bir İrtsiyi Zoybar'da görüp ona dersini vereceğine inanıyordu.Bu düşünceler onu Ozai ile gitmeye koşullandırıyordu.
-Çocuklar siz yatın.Merak etmeyin ben babanızla giderim.Sabah olmadan dumanın kaynağına ulaşır tehlikeli bir şey varsa müdahale ederiz.
Ozai böyle bir desteği beklemiyordu.Aklından daha çok çocukları tedirgin edici cümleler duymayı geçiriyorken bu sürpriz karşısında kendini Amsa'nın günahını almış gibi hissetti.
Çocukları yatırıp yola koyuldular.Dumanın Sarı Tepeden geldiğini bilen Ozai evden biraz uzaklaşınca Amsa'ya aklından geçenleri söyledi
-Sarı Tepe'ye doğru gidelim.Duman ordan geliyor.Yıldırım düşmüş yangın başlatmış olabilir.Eğer öyleyse Köyün dışındaki sulama kanalına fazladan su verir ateşin buraya geçmesini engellemiş oluruz.
-Hava müsait.Bulutlar çok yoğun.Sarı Tepe burdan fazla yağmur alıyor.Yıldırım düşmesi normal.Haklı olabilirsin.
-Bende öyle düşündüm.Yıldırım yangın başlatmış olabilir.Biz önlemimizi alalım.Sonuçta bu Hükümdarların koruması dışında bir mevzu.
Amsa Hükümdarların Brukanlara daha çok önem verdiğinin farkındaydı.Bu farkındalık onu kaçınılmaz bir kıskançlığa itiyordu.Üzümleri bir ceviz kadar değerli değildi.Ama seçme şansı yoktu.Zoybarda her aile atalarından kalan ekinleri devam ettirirdi.Hangi ailenin hangi ekini ekeceği Toprak Tanrısı tarafından atalarına sunulmuştu.Zoybarlılar Toprak Tanrısına inanır ve yedi tanrı içerisinde en çok bereketi Toprak Tanrısının sunduğuna düşünürlerdi.Ateş Tanrısına dua eden İrtsiler en verimsiz arazide sadece Amoslardan gelen madenleri işleyip silah ve alet yaparak geçinirler.Ürettikleri ürünlerin değerli olduğunu düşünen İrtsiler Hükümdarların imzalattığı son antlaşmaya rağmen ürünleri karşılığında aldıkları ekinlerin yetersiz olduğunu düşünmeden edemezlerdi.Bu düşünceleri çok dile getirilmese de tüm Ana Kıta ırkları tarafından bilinir.Ancak anlaşma gereği İrtsilerin Zoybar'a yaklaşması yasaklanmıştır.Tüm ticareti Miko lar yapar.Miko lar ekinleri İrtsilere verir,İrtsilerden aldığı aletleri komisyonlarını alarak Zoybar Restine teslim ederdi.Bu anlaşma büyük savaş bittiğinden beri geçerlidir.Ancak Asma bu anlaşmanın İrtsiler tarafından bozulacağını düşünmekten alıkoyamaz kendini.O yüzdende tepede bir İrtsiye denk geleceğini ümit ettiği için ceketinin içinde sakladığı,kimsenin farketmediği dede yadigarı İrt Kesenle yola çıkmıştı.
Tepeye yaklaştıkça dumanın ağırlığı Ozai ve Amsa nın gırtlağını kemirmekteydi.Bu duman bir yangının çıkaracağı sisten farklı bir şekildeydi.Bunu dumanın yoğunlaştığı Sarı Tepe yamacında ikisi de farketti.Dumanın, tepenin ucundan aşağıya doğru bir şelale gibi ağaçların üzerinden aktığını,ayın tam tepenin üstünden süzülen ışıkları sayesinde farketti Brukan.Konumu öyle müsaitti ki,Aya bakarken dumandaki dalgalanmayı çok net görüyordu.
-Amsa burdan çıkamayacağız.Sen tepenin sağından ben solundan bir yol arayalım.
-Bence ayrılmayalım.Bu duman farklı birşey.
-Nasıl farklı birşey?Ne olabilirki?
-Sen hiç çalıları yaktığında böyle bir nem,böyle bir tad hissettin mi duman da daha önce?
Amsa haklıydı.Her baharın sonunda çalılar sökülüp,Köyün dışında denize akan derenin eşiğinde kaya sedirinde yakılırdı.Bahar bitimleri bereket için ayinlerle Zoybar Resti huzurunda düzenlenen etkinlikte ölü otlar yakılırdı.Kokusu hiç buna benzemiyordu.Ve nem!Dumanda nemi oda hissetti.Bu gariplik Hükümdarlara olan güveninden ötürü korkmasını engellese de merakını engelleyemiyordu.
-Nem yağmur sularının buharlaşmasıyla falan olmasın Amsa?!
-Su buharlaşırsa dumanı yukarı çıkar.Böyle aşağıya inmez.Bu İrtsilerin garip madenlerinden çıkan dumanlardan olabilir.
İrstileri duyduğuna şaşırmadı Ozai.Amsa'nın İrtsilere takıntısını yola çıkarkende biliyordu,hiç bir irstinin Hükümdarları karşısına alarak ona zarar vermeyeceğini bildiği gibi.Amsa'nın gururunu kırmadan ona bunu hatırlatmak istedi:
-İrtsilerin bize burda birşey yaparsa başlarına geleceklerini bildiğine eminim.Buraya gelecek cesaretleri olduklarını da sanmıyorum.Hükümdarlar bize birşey olacak olsa onlara bunu misliyle ödeteceğinin onlarda farkında.
-Bize deme boşuna Ozai.Sana birşey olursa.
-Bana mı?
-Benim on torba üzümüm senin bir avuç cevizin etmiyor.Hükümdarlar da bunun farkında.Ama burada bir İrtsiyle karşılaşırsak O senin de benim de kim olduğumuzu bileceğini sanmıyorum.Dikkatli olmakta fayda var.
Anlaşılan Amsa gurur yapmıyacak kadar takmıştı İrtsilere.Ama Amsa'nın bu kuru paranoyası Ozai'nin güvenini kırmaya yetmemişti.
-Tamam merak etme.Ay tepeden inmeden sulama kanalında buluşalım.
-Dediğin gibi olsun.
Ozai tepenin yamacından kuzeye,Amsa da güneydoğuya doğru yöneldi.Ozai bir saat kadar yürüyünce dumanın seyreldiğini,dumanın sadece köye doğru aktığını net bir şekilde görmeye başladı.İçine kurt düştü.Kendi kendine konuşup durum değerlendirmeye başladı.
-İrtsiler buraya nasıl gelir?Arada o kadar korucu var.Daha Tankalları geçemezler.Saçmalık işte.Amsa'nın hayal dünyası.
Yeterince dumandan kendini kurtardığını düşünmeye başladı Ozai.Artık tepeyi tırmanmaya,dumanın aktığı yere arkadan yaklaşmaya uygundu hava.Dik kayalık olan Sarı tepe kaya olmasına rağmen üzerinde bir çok ağacı barındırıyordu.Bu tepe ona Toprak Tanrısının mucizesi olduğu,Onun eliyle ağaçların dikildiğini ve Toprak Tanrısının bulutlar göndererek gözde ağaçlarını suladığı hikayelerde anlatılmıştı.Ayakkabıları kayalarda yürümek için uygun olmasada yanına aldıgı sopa ona kolaylık sağlıyordu.Aklında nemin kaynağının ne olduğu sorusuyla yürürken kendini "Toprak Tanrısının bir mucizesini" göreceğine inandırmıştı.Ozai Zoybar'ın en inançlı ailesinde yetişmişti.Hatta önceki Restin bir Brukan olması bu inancın ailede kalıcı olduğunun göstergesiydi.Mucizeye tanık olacağının hayaliyle tepeye tırmanan Ozai'nin hayalini hemen sağındaki çam ağaçlarının arasından gelen çalı çıtırdıları sonlandırdı.Birden içine bi korku gelmişti.Orada biri ya da bir şey vardı.Hissediyordu.Bir İrtsi olabilir miydi?Hiç bir zaman aklına bir İrtsiyle karşılaşmayı getirmeyen Ozai bu korkudan kendini kaçıramıyordu.Korumasızdı.Eliyle elbislerini yokladı.Ümitsizce kendini koruyabileceği birşey var mı diye yokladı.Üzerindeki hiç bir şeyin bir irtsiye zarar veremeyceğini anlaması uzun sürmedi.Yadırgadığı Amsayı şimdi kendinden daha akıllı görüyordu. Ancak ilk defa bir irtsi görecekti.Bunu gizlice yaparsa bu onun için önemli bir tecrübe olacaktı.Merakı korkusundan daha fazla olan bir Brukan olduğu için korkusunu hissede hissede o ağaçlara sessizce yanaşmaya başladı.Bir nefes sesi duyuyordu.Çok kuvvetli bir nefes sesi.Zoybarda kuşlardan başka bir hayvanın evcilleşmemiş olma ihtimali yoktu.Bunu bilen Ozai daha da korkmaya başladı.Bu bir kuş olamazdı ve bir İrtsi de.Bir kuş böyle nefes alamazdı.Usulca büyük bir ağaca yaslandı.Dumanın dört ağaç önünde yine akmaya başladığını gördü.Duramadı yerinde.Bir ağaç daha geçti.Diğer ağaca yaslandı.Sonra sessizce diğerine.Nefes sesi gittikçe güçleniyordu kulağında.O kadar güçlüydi ki nefes sesi,ayak sesini bastırıyordu.Bir ağaç kalmıştı dumanın içine girmesine.Kafasını çıkardı.Dumanın içine doğru uzandı.Kafasını uzatmasıyla nefes birden kesildi.Nefes sesinin kesildiğini hisseden Ozai sesin geldiği yere gözlerini kısarak bakmaya başladı.Bir suret gördü.Bir köpeği andırıyordu.İyice kıstı gözlerini.Dumanların arasında o nefesi kimin çıkardığını seçmeye çalışırken birden iki kırmızı kendi cevizleri büyüklüğündeki gözün ayın ışığını ona yansıttığını gördü.Ozainin nefesi kesildi.Kalbinin atış sesi köyden duyulacak gibi hiddetlenmişti.Gördüğünün ne olduğunu biliyordu.İmkansız olduğunu da,gerçek olduğunu da çok iyi biliyordu.Gözler aniden kapandı.Sureti dumanlar arasında zorda olsa gören Ozai o kırmızı gözleri taşıyan bir büyük kafanın geriye doğru döndüğünü gördü.Ayakları zangır zangır titriyordu.Mesanesindeki titreme,Boynundan kollarına kadar saran bir uyuşma ile beraber sanki Sarkunların bozulmuş üzüm sularını içmiş gibiydi.Başının dönmesi ile kendini yerde buldu.Sarı Tepenin en ücra köşesinde bir başına taşların üzerinde yatıyordu Ozai.
8 Eylül 2014 Pazartesi
Bir dostun anısına!
Ya tutarlı olmalı atasözleri,
Yada insanlar kırk yıl dolmadan ölmemeli
Sabretmeli en azından,
İçtiğin kahvenin hatırına.
Yenilmemeli kalbine girip
Ortalığı dağıtanlara.
Ona en yakın olması gerekenlerin,
Ona attığı kazıklara.
Yormamalı genç kalbini
Ciğeri peş para etmez adamlara.
Daha oturacak çok masa,
İçilecek çok kahve,
Dinlenecek çok dert varken
Yenilmemeli zamana.
Yada insanlar kırk yıl dolmadan ölmemeli
Sabretmeli en azından,
İçtiğin kahvenin hatırına.
Yenilmemeli kalbine girip
Ortalığı dağıtanlara.
Ona en yakın olması gerekenlerin,
Ona attığı kazıklara.
Yormamalı genç kalbini
Ciğeri peş para etmez adamlara.
Daha oturacak çok masa,
İçilecek çok kahve,
Dinlenecek çok dert varken
Yenilmemeli zamana.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)