Zengur madeni bugün pek bi neşeli.Geçen ay çıkarılan büyük miktardaki demir ve kömür bu ayın rahat geçeceğinin göstergesiydi.Bu rahatlık daha ayın ilk günlerinde kendini gösterdi.Alışılmışın dışında "maden başı" şarkılar söylüyordu.Tüm maden işçileri ona eşlik ediyor,ellerindeki kazmaları kazanlara vurarak ritim tutuyordu.Madenin en yaşlısı Ramor madenlere ilk geldiği günden beri böyle neşe görmemişti.Geçen ay hiç ölümlü kaza da yaşanmamıştı.O da anın tadını çıkararak Zengur madenine has o mısralara eşlik ediyordu :
"Karanlık olsa da her yer
Zengurda kazmalar işler(kazmalar kazana vurulur)
Bugün yorulma madenci
Evde üzümler seni bekler.
Üşüyor tüm dünya dışarıda
Çıksın kömürler yukarıya(kazmalar kazana vurulur)
Yansın sobalar hanlarda
Ölenlerin ruhu ulaşır *Zorka(ele kömür sürülür)
Renak,Renak,Renak !
Bu neşe tüm madene yayıldı.Amos halkı ana kıtanın en fakir coğrafyasında olmasına rağmen,diğer halklardan hep daha neşelidir.Amosta her madenci geleneklerine bağlıdır.Madenlerde ölen işçilerin ailelerine o madendeki her madenci aylık erzaklarından ayırır.Bir madenci öldükten kırk beş gün batımı sonrasında dul kalan madenci eşi evlenme çağına gelmiş başka bir madenciyle evlendirilir.Cirseye Yanardağının Masmustan ayırdığı Amosun,yanardağa en yakın maden olan Zengurda bugün sadece şarkı geleneği uygulanacaktı.Evlerine fazladan erzak sokan her madencinin yüzü kömür isine rağmen gülmekteydi.
Amosa erzaklar Mikoların gemileriyle Ziray limanına getirilir.Burada her maden için ayrı bir bölge kurulmuştur.Her madenin çıkardığı kömür ve demir karşılığında Hükümdarların belirlediği miktarda:
*Bir çuval kömür karşılığında bir ekmek,bir torba üzüm
*Bir kasa demir karşılığında üç ekmek,bir çuval tahıl,bir kap yağ
*Dört yüz çuval kömür yada yüz kasa demir çıkaran madene her seferinde 2 sağlıklı sığır.
*Altının ağırlığı kadar et ve iki katı ağırlığında talep edilen erzaktan
yüklenecektir.
Bu maddelerin eski zamanlardan beri Ziray limanında taştan anıtta yazdığı bilinmektedir.Efsaneye göre en son on madenci ömrü öncesinde altın bulunmuştur.Evlerine daha çok erzak götürmek için Her madenci ölümcül bir günle savaşmaktadır.Madenlerde havasızlıkla ve sık oluşan göçüklerle ölen madenci sayısı maden başına aylık on beş civarındadır.Buda tüm madenler hesaba katıldığında her ay Amos'ta üç yüz madencinin ölmesi anlamına gelmektedir.
Zengur madeni şüphesiz bu ayın en şanslı madeni.Hiç bir ölüm olmadığı gibi madenin ulaşılmış sonuna varmadan dört yüz metre gerisinde bulunan sürpriz demir yatağı,ortalamanın yedi katı erzak kazandırmıştır.Zengurun en sakar madencisi Renak sırtına düzgün bağlamadığı kömür çuvalıyla merdivenlerden çıkmaya çalışırken,birden açılan çuvalın ağzı ağırlığı geriye vermiş ve tam düşecekken sakar ama bir o kadar hızlı refleksi olan Renak ; kemerindeki kazmayı merdivenin yanındaki duvara saplamış ve düşmekten kurtulmuştu.Sadece düşmekten kurtulmayan Renak kazmanın duvara saplandığında çıkardığı sesle tüm dikkatleri üstüne toplamıştı.Bu sesi tüm madenciler çok iyi tanırdı ve madenciler için en güzel kadın sesinden bile daha çok ilgilerini çekerdi."Kazmanın metale değmesi" sonucu çıkan derin bir çınlama.Genelde bu sesi kazıcılar ulaşılmış sonlarda denk getirirlerdi.Ama yıllardır demir çıkaramayan Zengurda bunu başaran Zengur'un en sakarı Renak olmuştu.Renak Zengurda bine yakın haneye bu ay fazladan erzak sokmayı sağlamış.Karşılığında diğer madencilerin aldığının on katı erzakla maden başı tarafından ödüllendirildi.Renak Zengurda bekar kız kalmadığı için henüz evlenmemiş en yaşlı madenci şansızlığını taşıdıyordu. Erzağın ona fazla geleceğini düşünüp hakkı olan sekiz erzağı kalabalık olan madenci ailelere verdi.Kalan iki erzağı herkesten sakladığı köpeğiyle kullanmayı planlamıştı.Erzaktan daha güzel bir ödül varsa oda en çok erzak çıkaran yedi madencinin o ay madende çalışmak yerine limanda yüklemelerde çalışacak olmasıydı.Karanlık madenlerde çalışmak yerine gün ışığı altında dalgaları izleyecek olan Renak herkesin beklediğinden daha az sevinçliydi.Bir ay boyunca köpeğinden ayrı kalacak olması onu tedirgin etmişti.
Limanda diğer bölgelerde ikişer gemi beklerken bu ay Zengur bölgesinde tam altı gemi vardı.Madenleri dört gemiye yükleyen Renak ve arkadaşları diğer iki gemi dolusu erzağı indirirken hayli neşeliydi.Üç haftadır kömür taşıyan madenciler sıra erzaklara geldiğinde sırtlarındaki yumuşak çuvallarla keyifleniyorlar ve Zengur şarkısını söylemeye başlıyorlardı.Gemiler boşalmıştı ancak ayın sonunda oluşacak gelgit nedeniyle gemiler bir süre daha limanda demir atmak zorundaydılar.Renak odasında gece Mikolardan aldığı ikram tütünleri yine onlardan aldıgı kağıtların arasında öğrendiği gibi sarıp ucunu ocak ateşinde yakıp penceresinden ayı ve dalgaları izlemeye başladı.Ayı izlerken hayal kurup kendini o denizlerde gezen mikolar yerine koydu.Ayın denize düşen ışığı sahilden ufka kadar bir beyaz yol çiziyordu.Renakta o yolda ilerlediğini hayal ederken o beyaz yolun ortasında bir siyahlık farketti.Dalgaların yüzen birşeyi doğuya doğru götürdüğünü çıplak gözle görebiliyordu.Daha net görmek istedi.Penceresi müsade etmiyordu.Sessizce ayağına çizmelerini giydi.Kapısını hafif aralayıp kapının dışında başka biri olup olmadığını görmeye çalışıyorken penceresinden gelen sığırların sesleri onu heycanlandırdı.Kapıyı aniden kapadı.Sığırlar acı acı bağırmaya başladı.Sesin etkisiyle önce mikolar dışarı çıktı.Renak miikoların seslerini farketti ve konuşmalarını kapıya kulağını koyarak dinlemeye başladı.
-Şığırlara ne oluyor böyle gece gece.Uykumun içine ettiler.
-Birbirlerini sakatlamışlardır yine.Rahat durmuyor boynuzları hayvanların.
-Yine mi ya?Bu sefer bitmeden üçüncü zayiat olacak o zaman bu.Üç sığır zarardayız anlaşılan.
-Bence zarar girmeyiz.Sığırları limana getirdik.Madencilerde alır almaz kesip yiyecekler.Söyleyelim Zengurlulara.Ziyan olmasın sığır.Şimdi biz kesip verelim onlara.
-Sen ne anlarsın sığır kesmekten.Anca yemeyi bilirsin.
-Ya biz anlamayız ama zengurluların anlayacağınıda zannetmiyorum.Ben hiç Zengur Bölgesinde sığır indirildiğini duymamıştım.
-Haklısın.Aferin.Şişkosun ama akıllı bir Mikosun.
Sığırın öldürüleceğini duyan Renak birden vicdan yaptı.Daha sabah onları sevmişti.Zengura çıkana kadar onlarla vakit geçireceğini düşünüyordu.Müdahale etmek istedi bu duruma.Ölmesine izin veremezdi.Bütün ayını madende karanlıkta geçiren Renak için o sığırlarla geçicek dört günlük yolculuk çok güzel olacaktı.Bu hayalinin suya düşmesini istemedi.Kapıyı açtı.Dışarıya çıktı.Şişman olan Mikoyu gözüne kestirip ona yaklaştı.
-Hey sen.Yukarıdaki anıtta yazan anlaşmayı okumadın mı hiç.Sığırlar sağlıklı teslim edilir yazıyor orada.Sen bizim sığırımızı öldüremezsin.
-Sakin ol madenci.Biz öldürmezsek kendi acıdan ölecek.Kendi ölen bir sığırda maalesef yenmez.Biz sizi düşünüyoruz.Sığırları buraya kadar sağlıklı getirdik.Artık o sığır sizin.
-O sığır bizimse,ölmeyecek!Gerekirse eceliyle ölsün.Madem bizim bırakın biz karar verelim.
-Tamam,tamam.Sen nasıl istiyorsan öyle olsun.Senin sığırınsa o zaman git sustur bari sığırını.Bizde uyuyalım.
-Tamam ben gider susturmaya çalışırım.Siz keyfinize bakın.
-Peki dikkat et yalnız boynuzlarına.Bide senin bağırışlarını duymayalım gece gece.
-Beni merak etme.Bana bir şey yapmazlar.
-Amaaan.Sen nasıl istersen hadi sana kolay gelsin madenci.
-Size de iyi uykular .
Arkasına döndü Renak ve mırıldandı içinden "Adi mikolar,katil ruhlu tüccarlar"
Renak gemide duran sığırların yanına çıkmak için iskeleye geldi.Yavaşca gemiye atladı.Geminin iskelesinden başına doğru yürümeye başladı.Gemi dalgalarla sallandığından Renak zor ayakta duruyordu.Geminin sancak tarafına geçti.Tam o sırada bir dalga yüzünden kendini yere kapaklanmış halde buldu.Dizini geminin tahtalarına çok sert vurdu.Canı yanıyordu.Dizi inanılmaz bir şekilde sızlamaya başladı.Sakarlığı yine başına bela olmuştu.Ayağa kalkamadı.Dizini daha fazla incitmeden sürünerek sığırların olduğu odanın kapısına geldi.Kapıyı açacakken camdan yansıyan ay ışığı ona az önce oda da gördüğü siyah nesneyi hatırlattı.Acaba orda mı hala diye yavaşca geminin bordasına elini attı.Kafasını çıkarıp ayın olduğu yöne doğru baktı.Bir şey göremiyordu.Etrafı biraz daha süzdü.Karanlıkta az ilerde Limanın Rest bölümüne doğru birşeylerin yüzdüğünü farketti.Dikkatlice baktı.Arka arkaya dört tane dümdüz sandalın üstünde dört devi gördü.Gözlerine inanamadı.Dört tane dev! Nabzı yükseldi.Devlerin yaşadığını bile bilmiyordu.Kendini hemen refleksle tekrar sakladı.Gördüklerini değerlendirmeye başladı.Devlerin sırtında ne olduğunu anlamadığı küçük yaratıklar vardı.Bir daha kafasını kaldırdı.Evet,gördükleri doğruydu.Dört tane sandal.Her bir sandala uzanmış dört dev.Ellerini suya sokup sessizce suda geriye iten bu devler hızlı bi şekilde sahile yaklaşıyordu.Ve devlerin sırtında dört beş tane çocuk madenci boyunda siyah tüylü yaratıklar vardı.Neyse ki devler onun olduğu gemiye doğru değilde Restin bölgesine doğru gidiyordu.Gemiye geldiğinden beri sesi çıkmayan sığırlar aklına geldi.Hızlıca kapıyı açıp içeri girdi.Ay ışığı sığırların olduğu kamarayı aydınlatıyordu.Sığırlarda yaralı yoktu ve altısı da ayaktaydı.Neden bağırdıklarını anlamaya çalıştı.Etrafı kolaçan etmeye başladı.Eğer birşey bağırtıyorsa bu sığırları tekrar olmasını engellemeliydi.Şu an en son isteyeceği şey devlerin dikkatini çekmekti.Birden sahilden bağırışları duydu.Hemen geminin kıç tarafına bakan pencereye koştu.Devler mikolara saldırıyordu.Sırtlarındaki garip yaratıklarda gemilere doğru koşuyordu.Bir tanesinin kendi bulunduğu gemiye doğru koştuğunu gördü.Gemiden çıkamazdı.Çıktığı gibi o garip yaratıkla karşılaşacaktı.Dışarıdaki acı çığlıklar iyice kulağını kemirdi.Gözü kendi odasına doğru kaydı.Kendi kaldığı han odasının hemen kapısının önünde bir dev o şişko mikoyu yakalamış boğazından havaya kaldırıyordu.Şişman mikonun nefesi kesilmiş halde devin ellerindeki cansız halini gördü.Gözü tekrar yaklaşan yaratığı kaydı.Yaratık gemiye çok yaklaşmıştı.Hemen arkasına baktı.Bir kesici alet yada kendini savunabileceği bir şeyler arıyordu.Işık yetersizdi bulmak için.Gözünü sığırların kamarasında gezdirirken sığırların yemek yediği o uzun yeri fark etti.İlk defa gördüğü bu beşik görünümlü kabın içinde kuru otlar vardı.İçine uzandı.Can havliyle üzerini o otlarla örttü.Geminin tahtalarına vuran ayağın seslerini duyuyordu.Ses gittikçe yaklaşıyordu.Ses yaklaştıkça Renak'tan terler akıyordu.Kapının önünde ses durdu.Kapının açılması esnasındaki gıcırtı sesiyle beraber Renak nefesini tuttu.Öleceğini düşünüyordu.Ölümü hep düşünmüştü.Ama her seferinde de madende öleceğini hayal etmişti.En çok kaza geçiren madenci oydu.Ama her seferinde yara almadan kurtulmuştu.Böyle bir ölüm aklına hiç gelmemişti.Köpeğini düşündü.Ölünce o yalnız ve aç kalacaktı.Gözünden yaşlar gelmeye başladı.Hala nefesini tutuyordu.Kapı kapandı.Bir kaç saniye sonra kamaranın dışında kapının önünden güverteye doğru giden ayak sesini duymaya başladı.Yaratık içeriye girmemiş güverteye yönelmişti.Ama o bir kaç saniye hayatındaki en zor birkaç saniyeydi.Derin bir nefes verdi.Ancak yerinden kımıldayamıyordu.O garip yaratık hala gemideydi.Sessizce nefes alıp vermeye devam etti.Sığırlardan çıt çıkmıyordu.Acaba sığırlara birşey mi yaptı o yaratık diye düşündü.Onları merak etti.Dayanamadı,usulca kafasını kaldırdı.Tam sığırların görmüştü ki gemiye büyük bir kaya düşmüş gibi gemi sallandı.Kafasını bulunduğu beşik gibi yerin tahtalarına sağlı sollu vurdu.Daha kendine gelemeden yine ayak seslerini duymaya başladı.Bu kez daha güçlü bir ayak sesiydi bu.Herhangi bir madenci yada mikonun ayak sesi olamazdı.Koca bir gölge odayı doldurdu.Devinde gemide olduğunu yattığı yerden gölgeleri izleyerek kolayca anladı Renak.Devin gemiye zıplamasıyla gemi baya bir sallanmıştı.Ardından iki yaratık daha sıçramıştı gemiye.Onlarda devle beraber Renak'ın olduğu kamaranın yanından güverteye doğru çıktılar.Dev yelkenleri tek başına açtı.Yelkenin kumaşının ucundaki ipleri yaratıklar tahtalara bağladı.Renak bireliyle başını bir yandan tekrar sızlamaya başlayan dizini tutmuştu.Dışarıda devlerden garip bir ses geliyordu.Kükremeye başladı aynı anda dört dev.Kükreyerek yelkenlere rüzgar oluşturmaya çalıştırıyorlardı.Gemilerin demirlerini çeken devler gemileri kulak patlatırcasına kükreyerek harekete geçirmişlerdi.Renak sığırların arasında acı ve gözyaşları içinde yatıyordu.Ancak gözyaşı korkudan değildi.Artık Zengura dönemeyeceğini biliyordu.Ve Köpeğini bir daha göremeyecekti.
*Zork : Amos'luların inandığı Demir Tanrısı!
10 Eylül 2014 Çarşamba
9 Eylül 2014 Salı
Sanal Roman : TANRILAR BİLMEZ (Zoybar Düzlüğü)
Sis etrafı iyice sardı.Brukan dışarıdaki garip havadan rahatsız bir halde evdekilerin tedirginliğini azaltmaya çalışıyordu.Komşuları "Üzüm" eken Sarkunlar da evdeydi.Brukan için Sarkunları evde istemeyeceği bir gece varsa o da bu geceydi.Sarkun ailesi büyük savaşı görmüş dedelerinin hikayesini anlatmaya bayılırdı;bu hikayeleri anlatırken de çocukları korkutmaktan geri kalmazdı.Havadaki gariplik Sarkunlar için büyük fırsattı.Amsa Sarkun cümleye nasıl başlayacağını düşünürken,Ozai Brukan muhabbetin oraya geleceğini bildiği için aklına ; cesaretini çocuklarına göstermek geldi.Böylelikle çocuklarının korkması engelleyeceğini düşündü.Dışarı çıkıp etrafı kolaçan edecekti.İçinde garip bir his vardı ama babalık duygusu onu garip hisleri kurcalamaktan alıkoyuyordu.
-Amsa sen ateşi bana ver.Ben gidip etrafa bir bakayım.Ürünlere zarar gelmesin.
Brukanlar zoybarın tek "Ceviz" ekenleriydi.Zoybarda herkes birşeyler ekerdi ve birbirleriyle başka ekinler karşılığında takas ederlerdi.Zoybarın alt kısmındaki en büyük arazi Brukanlarındı.Her taraf ceviz ağaçlarıyla çevriliydi ve ceviz Zoybardaki en değerli ekinlerin başında geliyordu.Zoybar "Anakıta" nın tarıma en elverişli bölgesiydi.Brukanın babası anakıtanın en büyük ceviz ağacını ev ile hükümdarlar şehri(doğu) arasında kalacak şekilde araziyi düzenlemişti zamanında.Buda dua ederken hükümdarlar şehrine döndüklerinde cevizler için şükretme fırsatı da veriyordu.Evin etrafı korkuluklarla ve cevizlere zarar verecek kuşları engellemek icin tuzaklarla doluydu.Bu tuzaklar bölgeden bi haber davetsiz misafirlere karşı da çözümdü.Ama zararlar ırklara zarar vermeyecek ölçüde yapılmış hassas bubi tuzaklarından başka birşey değildi.
Büyük savaşın en korumasız görünen bu bölgesi,"Hükümdarlar Şehri" tarafından özel olarak korunmaktaydı.Hükümdarlar Zoybar'ın değerli ekinlerini,koruma karşılığında vergi olarak alır ve en önemli ekinlerin olduğu haneler,Hükümdarların göz bebekleri konumuna gelirdi.Bütün bu korunmaya rağmen İrtsilerin Zoybar'a olan kini ve hevesi Zoybarlılar'ı beşikten mezara bir tedirginliğe itmişti.Bu tedirginliğin çocuklarına yansımasını istemeyen Brukan eline ateşi alıp evin dışına sisin yoğun olduğu yere doğru ilerlerken evin kuzeydoğusundaki garip ışığı farketti.Evin kuzeyindeki Sarı Tepe çam ağaçlarıyla donanmış,içinde yirmiden fazla mağara barındıran,ağaçların tepenin en ucunda mızrak başı görüntüsünü andırdığı ve ulaşım için herkesin etrafından dolaşmak zorunda kaldığı sevimsiz bir tepe.Sisin oradan geldiğini farketmesi uzun sürmedi Brukan'ın.Kararsızlığa düştü birden.İçindeki merak ve Hükümdarlar Şehrinin korumasında olmasının getirdiği güvenle tepeye doğru gitmeye karar verdi.Eve gidip zaman kazanmak için Sarkunları ve çocukları ikna etmeye çalıştı.
-Dışarıda birşey yok ama sis daha çok bir dumana benziyor.Biyerlerde ateş yanıyorsa ekinlere zarar verebilir.Ben gidip dumanın kaynağına bakıcam sizde doğru yatağa gideceksiniz.Sabah gün ışıdığında ilk kim kalkarsa onu Zoybar düzlüğüne götüreceğim.
Amsa şüpheliydi.Bütün bu sakin tavırların altında bir korku olduğunu hissediyordu.Amsa için kötü bir şey olması daha çekici geliyordu.Kendilerini dedelerinin hikayelerine o kadar kaptırmıştı ki,bir İrtsiyi Zoybar'da görüp ona dersini vereceğine inanıyordu.Bu düşünceler onu Ozai ile gitmeye koşullandırıyordu.
-Çocuklar siz yatın.Merak etmeyin ben babanızla giderim.Sabah olmadan dumanın kaynağına ulaşır tehlikeli bir şey varsa müdahale ederiz.
Ozai böyle bir desteği beklemiyordu.Aklından daha çok çocukları tedirgin edici cümleler duymayı geçiriyorken bu sürpriz karşısında kendini Amsa'nın günahını almış gibi hissetti.
Çocukları yatırıp yola koyuldular.Dumanın Sarı Tepeden geldiğini bilen Ozai evden biraz uzaklaşınca Amsa'ya aklından geçenleri söyledi
-Sarı Tepe'ye doğru gidelim.Duman ordan geliyor.Yıldırım düşmüş yangın başlatmış olabilir.Eğer öyleyse Köyün dışındaki sulama kanalına fazladan su verir ateşin buraya geçmesini engellemiş oluruz.
-Hava müsait.Bulutlar çok yoğun.Sarı Tepe burdan fazla yağmur alıyor.Yıldırım düşmesi normal.Haklı olabilirsin.
-Bende öyle düşündüm.Yıldırım yangın başlatmış olabilir.Biz önlemimizi alalım.Sonuçta bu Hükümdarların koruması dışında bir mevzu.
Amsa Hükümdarların Brukanlara daha çok önem verdiğinin farkındaydı.Bu farkındalık onu kaçınılmaz bir kıskançlığa itiyordu.Üzümleri bir ceviz kadar değerli değildi.Ama seçme şansı yoktu.Zoybarda her aile atalarından kalan ekinleri devam ettirirdi.Hangi ailenin hangi ekini ekeceği Toprak Tanrısı tarafından atalarına sunulmuştu.Zoybarlılar Toprak Tanrısına inanır ve yedi tanrı içerisinde en çok bereketi Toprak Tanrısının sunduğuna düşünürlerdi.Ateş Tanrısına dua eden İrtsiler en verimsiz arazide sadece Amoslardan gelen madenleri işleyip silah ve alet yaparak geçinirler.Ürettikleri ürünlerin değerli olduğunu düşünen İrtsiler Hükümdarların imzalattığı son antlaşmaya rağmen ürünleri karşılığında aldıkları ekinlerin yetersiz olduğunu düşünmeden edemezlerdi.Bu düşünceleri çok dile getirilmese de tüm Ana Kıta ırkları tarafından bilinir.Ancak anlaşma gereği İrtsilerin Zoybar'a yaklaşması yasaklanmıştır.Tüm ticareti Miko lar yapar.Miko lar ekinleri İrtsilere verir,İrtsilerden aldığı aletleri komisyonlarını alarak Zoybar Restine teslim ederdi.Bu anlaşma büyük savaş bittiğinden beri geçerlidir.Ancak Asma bu anlaşmanın İrtsiler tarafından bozulacağını düşünmekten alıkoyamaz kendini.O yüzdende tepede bir İrtsiye denk geleceğini ümit ettiği için ceketinin içinde sakladığı,kimsenin farketmediği dede yadigarı İrt Kesenle yola çıkmıştı.
Tepeye yaklaştıkça dumanın ağırlığı Ozai ve Amsa nın gırtlağını kemirmekteydi.Bu duman bir yangının çıkaracağı sisten farklı bir şekildeydi.Bunu dumanın yoğunlaştığı Sarı Tepe yamacında ikisi de farketti.Dumanın, tepenin ucundan aşağıya doğru bir şelale gibi ağaçların üzerinden aktığını,ayın tam tepenin üstünden süzülen ışıkları sayesinde farketti Brukan.Konumu öyle müsaitti ki,Aya bakarken dumandaki dalgalanmayı çok net görüyordu.
-Amsa burdan çıkamayacağız.Sen tepenin sağından ben solundan bir yol arayalım.
-Bence ayrılmayalım.Bu duman farklı birşey.
-Nasıl farklı birşey?Ne olabilirki?
-Sen hiç çalıları yaktığında böyle bir nem,böyle bir tad hissettin mi duman da daha önce?
Amsa haklıydı.Her baharın sonunda çalılar sökülüp,Köyün dışında denize akan derenin eşiğinde kaya sedirinde yakılırdı.Bahar bitimleri bereket için ayinlerle Zoybar Resti huzurunda düzenlenen etkinlikte ölü otlar yakılırdı.Kokusu hiç buna benzemiyordu.Ve nem!Dumanda nemi oda hissetti.Bu gariplik Hükümdarlara olan güveninden ötürü korkmasını engellese de merakını engelleyemiyordu.
-Nem yağmur sularının buharlaşmasıyla falan olmasın Amsa?!
-Su buharlaşırsa dumanı yukarı çıkar.Böyle aşağıya inmez.Bu İrtsilerin garip madenlerinden çıkan dumanlardan olabilir.
İrstileri duyduğuna şaşırmadı Ozai.Amsa'nın İrtsilere takıntısını yola çıkarkende biliyordu,hiç bir irstinin Hükümdarları karşısına alarak ona zarar vermeyeceğini bildiği gibi.Amsa'nın gururunu kırmadan ona bunu hatırlatmak istedi:
-İrtsilerin bize burda birşey yaparsa başlarına geleceklerini bildiğine eminim.Buraya gelecek cesaretleri olduklarını da sanmıyorum.Hükümdarlar bize birşey olacak olsa onlara bunu misliyle ödeteceğinin onlarda farkında.
-Bize deme boşuna Ozai.Sana birşey olursa.
-Bana mı?
-Benim on torba üzümüm senin bir avuç cevizin etmiyor.Hükümdarlar da bunun farkında.Ama burada bir İrtsiyle karşılaşırsak O senin de benim de kim olduğumuzu bileceğini sanmıyorum.Dikkatli olmakta fayda var.
Anlaşılan Amsa gurur yapmıyacak kadar takmıştı İrtsilere.Ama Amsa'nın bu kuru paranoyası Ozai'nin güvenini kırmaya yetmemişti.
-Tamam merak etme.Ay tepeden inmeden sulama kanalında buluşalım.
-Dediğin gibi olsun.
Ozai tepenin yamacından kuzeye,Amsa da güneydoğuya doğru yöneldi.Ozai bir saat kadar yürüyünce dumanın seyreldiğini,dumanın sadece köye doğru aktığını net bir şekilde görmeye başladı.İçine kurt düştü.Kendi kendine konuşup durum değerlendirmeye başladı.
-İrtsiler buraya nasıl gelir?Arada o kadar korucu var.Daha Tankalları geçemezler.Saçmalık işte.Amsa'nın hayal dünyası.
Yeterince dumandan kendini kurtardığını düşünmeye başladı Ozai.Artık tepeyi tırmanmaya,dumanın aktığı yere arkadan yaklaşmaya uygundu hava.Dik kayalık olan Sarı tepe kaya olmasına rağmen üzerinde bir çok ağacı barındırıyordu.Bu tepe ona Toprak Tanrısının mucizesi olduğu,Onun eliyle ağaçların dikildiğini ve Toprak Tanrısının bulutlar göndererek gözde ağaçlarını suladığı hikayelerde anlatılmıştı.Ayakkabıları kayalarda yürümek için uygun olmasada yanına aldıgı sopa ona kolaylık sağlıyordu.Aklında nemin kaynağının ne olduğu sorusuyla yürürken kendini "Toprak Tanrısının bir mucizesini" göreceğine inandırmıştı.Ozai Zoybar'ın en inançlı ailesinde yetişmişti.Hatta önceki Restin bir Brukan olması bu inancın ailede kalıcı olduğunun göstergesiydi.Mucizeye tanık olacağının hayaliyle tepeye tırmanan Ozai'nin hayalini hemen sağındaki çam ağaçlarının arasından gelen çalı çıtırdıları sonlandırdı.Birden içine bi korku gelmişti.Orada biri ya da bir şey vardı.Hissediyordu.Bir İrtsi olabilir miydi?Hiç bir zaman aklına bir İrtsiyle karşılaşmayı getirmeyen Ozai bu korkudan kendini kaçıramıyordu.Korumasızdı.Eliyle elbislerini yokladı.Ümitsizce kendini koruyabileceği birşey var mı diye yokladı.Üzerindeki hiç bir şeyin bir irtsiye zarar veremeyceğini anlaması uzun sürmedi.Yadırgadığı Amsayı şimdi kendinden daha akıllı görüyordu. Ancak ilk defa bir irtsi görecekti.Bunu gizlice yaparsa bu onun için önemli bir tecrübe olacaktı.Merakı korkusundan daha fazla olan bir Brukan olduğu için korkusunu hissede hissede o ağaçlara sessizce yanaşmaya başladı.Bir nefes sesi duyuyordu.Çok kuvvetli bir nefes sesi.Zoybarda kuşlardan başka bir hayvanın evcilleşmemiş olma ihtimali yoktu.Bunu bilen Ozai daha da korkmaya başladı.Bu bir kuş olamazdı ve bir İrtsi de.Bir kuş böyle nefes alamazdı.Usulca büyük bir ağaca yaslandı.Dumanın dört ağaç önünde yine akmaya başladığını gördü.Duramadı yerinde.Bir ağaç daha geçti.Diğer ağaca yaslandı.Sonra sessizce diğerine.Nefes sesi gittikçe güçleniyordu kulağında.O kadar güçlüydi ki nefes sesi,ayak sesini bastırıyordu.Bir ağaç kalmıştı dumanın içine girmesine.Kafasını çıkardı.Dumanın içine doğru uzandı.Kafasını uzatmasıyla nefes birden kesildi.Nefes sesinin kesildiğini hisseden Ozai sesin geldiği yere gözlerini kısarak bakmaya başladı.Bir suret gördü.Bir köpeği andırıyordu.İyice kıstı gözlerini.Dumanların arasında o nefesi kimin çıkardığını seçmeye çalışırken birden iki kırmızı kendi cevizleri büyüklüğündeki gözün ayın ışığını ona yansıttığını gördü.Ozainin nefesi kesildi.Kalbinin atış sesi köyden duyulacak gibi hiddetlenmişti.Gördüğünün ne olduğunu biliyordu.İmkansız olduğunu da,gerçek olduğunu da çok iyi biliyordu.Gözler aniden kapandı.Sureti dumanlar arasında zorda olsa gören Ozai o kırmızı gözleri taşıyan bir büyük kafanın geriye doğru döndüğünü gördü.Ayakları zangır zangır titriyordu.Mesanesindeki titreme,Boynundan kollarına kadar saran bir uyuşma ile beraber sanki Sarkunların bozulmuş üzüm sularını içmiş gibiydi.Başının dönmesi ile kendini yerde buldu.Sarı Tepenin en ücra köşesinde bir başına taşların üzerinde yatıyordu Ozai.
-Amsa sen ateşi bana ver.Ben gidip etrafa bir bakayım.Ürünlere zarar gelmesin.
Brukanlar zoybarın tek "Ceviz" ekenleriydi.Zoybarda herkes birşeyler ekerdi ve birbirleriyle başka ekinler karşılığında takas ederlerdi.Zoybarın alt kısmındaki en büyük arazi Brukanlarındı.Her taraf ceviz ağaçlarıyla çevriliydi ve ceviz Zoybardaki en değerli ekinlerin başında geliyordu.Zoybar "Anakıta" nın tarıma en elverişli bölgesiydi.Brukanın babası anakıtanın en büyük ceviz ağacını ev ile hükümdarlar şehri(doğu) arasında kalacak şekilde araziyi düzenlemişti zamanında.Buda dua ederken hükümdarlar şehrine döndüklerinde cevizler için şükretme fırsatı da veriyordu.Evin etrafı korkuluklarla ve cevizlere zarar verecek kuşları engellemek icin tuzaklarla doluydu.Bu tuzaklar bölgeden bi haber davetsiz misafirlere karşı da çözümdü.Ama zararlar ırklara zarar vermeyecek ölçüde yapılmış hassas bubi tuzaklarından başka birşey değildi.
Büyük savaşın en korumasız görünen bu bölgesi,"Hükümdarlar Şehri" tarafından özel olarak korunmaktaydı.Hükümdarlar Zoybar'ın değerli ekinlerini,koruma karşılığında vergi olarak alır ve en önemli ekinlerin olduğu haneler,Hükümdarların göz bebekleri konumuna gelirdi.Bütün bu korunmaya rağmen İrtsilerin Zoybar'a olan kini ve hevesi Zoybarlılar'ı beşikten mezara bir tedirginliğe itmişti.Bu tedirginliğin çocuklarına yansımasını istemeyen Brukan eline ateşi alıp evin dışına sisin yoğun olduğu yere doğru ilerlerken evin kuzeydoğusundaki garip ışığı farketti.Evin kuzeyindeki Sarı Tepe çam ağaçlarıyla donanmış,içinde yirmiden fazla mağara barındıran,ağaçların tepenin en ucunda mızrak başı görüntüsünü andırdığı ve ulaşım için herkesin etrafından dolaşmak zorunda kaldığı sevimsiz bir tepe.Sisin oradan geldiğini farketmesi uzun sürmedi Brukan'ın.Kararsızlığa düştü birden.İçindeki merak ve Hükümdarlar Şehrinin korumasında olmasının getirdiği güvenle tepeye doğru gitmeye karar verdi.Eve gidip zaman kazanmak için Sarkunları ve çocukları ikna etmeye çalıştı.
-Dışarıda birşey yok ama sis daha çok bir dumana benziyor.Biyerlerde ateş yanıyorsa ekinlere zarar verebilir.Ben gidip dumanın kaynağına bakıcam sizde doğru yatağa gideceksiniz.Sabah gün ışıdığında ilk kim kalkarsa onu Zoybar düzlüğüne götüreceğim.
Amsa şüpheliydi.Bütün bu sakin tavırların altında bir korku olduğunu hissediyordu.Amsa için kötü bir şey olması daha çekici geliyordu.Kendilerini dedelerinin hikayelerine o kadar kaptırmıştı ki,bir İrtsiyi Zoybar'da görüp ona dersini vereceğine inanıyordu.Bu düşünceler onu Ozai ile gitmeye koşullandırıyordu.
-Çocuklar siz yatın.Merak etmeyin ben babanızla giderim.Sabah olmadan dumanın kaynağına ulaşır tehlikeli bir şey varsa müdahale ederiz.
Ozai böyle bir desteği beklemiyordu.Aklından daha çok çocukları tedirgin edici cümleler duymayı geçiriyorken bu sürpriz karşısında kendini Amsa'nın günahını almış gibi hissetti.
Çocukları yatırıp yola koyuldular.Dumanın Sarı Tepeden geldiğini bilen Ozai evden biraz uzaklaşınca Amsa'ya aklından geçenleri söyledi
-Sarı Tepe'ye doğru gidelim.Duman ordan geliyor.Yıldırım düşmüş yangın başlatmış olabilir.Eğer öyleyse Köyün dışındaki sulama kanalına fazladan su verir ateşin buraya geçmesini engellemiş oluruz.
-Hava müsait.Bulutlar çok yoğun.Sarı Tepe burdan fazla yağmur alıyor.Yıldırım düşmesi normal.Haklı olabilirsin.
-Bende öyle düşündüm.Yıldırım yangın başlatmış olabilir.Biz önlemimizi alalım.Sonuçta bu Hükümdarların koruması dışında bir mevzu.
Amsa Hükümdarların Brukanlara daha çok önem verdiğinin farkındaydı.Bu farkındalık onu kaçınılmaz bir kıskançlığa itiyordu.Üzümleri bir ceviz kadar değerli değildi.Ama seçme şansı yoktu.Zoybarda her aile atalarından kalan ekinleri devam ettirirdi.Hangi ailenin hangi ekini ekeceği Toprak Tanrısı tarafından atalarına sunulmuştu.Zoybarlılar Toprak Tanrısına inanır ve yedi tanrı içerisinde en çok bereketi Toprak Tanrısının sunduğuna düşünürlerdi.Ateş Tanrısına dua eden İrtsiler en verimsiz arazide sadece Amoslardan gelen madenleri işleyip silah ve alet yaparak geçinirler.Ürettikleri ürünlerin değerli olduğunu düşünen İrtsiler Hükümdarların imzalattığı son antlaşmaya rağmen ürünleri karşılığında aldıkları ekinlerin yetersiz olduğunu düşünmeden edemezlerdi.Bu düşünceleri çok dile getirilmese de tüm Ana Kıta ırkları tarafından bilinir.Ancak anlaşma gereği İrtsilerin Zoybar'a yaklaşması yasaklanmıştır.Tüm ticareti Miko lar yapar.Miko lar ekinleri İrtsilere verir,İrtsilerden aldığı aletleri komisyonlarını alarak Zoybar Restine teslim ederdi.Bu anlaşma büyük savaş bittiğinden beri geçerlidir.Ancak Asma bu anlaşmanın İrtsiler tarafından bozulacağını düşünmekten alıkoyamaz kendini.O yüzdende tepede bir İrtsiye denk geleceğini ümit ettiği için ceketinin içinde sakladığı,kimsenin farketmediği dede yadigarı İrt Kesenle yola çıkmıştı.
Tepeye yaklaştıkça dumanın ağırlığı Ozai ve Amsa nın gırtlağını kemirmekteydi.Bu duman bir yangının çıkaracağı sisten farklı bir şekildeydi.Bunu dumanın yoğunlaştığı Sarı Tepe yamacında ikisi de farketti.Dumanın, tepenin ucundan aşağıya doğru bir şelale gibi ağaçların üzerinden aktığını,ayın tam tepenin üstünden süzülen ışıkları sayesinde farketti Brukan.Konumu öyle müsaitti ki,Aya bakarken dumandaki dalgalanmayı çok net görüyordu.
-Amsa burdan çıkamayacağız.Sen tepenin sağından ben solundan bir yol arayalım.
-Bence ayrılmayalım.Bu duman farklı birşey.
-Nasıl farklı birşey?Ne olabilirki?
-Sen hiç çalıları yaktığında böyle bir nem,böyle bir tad hissettin mi duman da daha önce?
Amsa haklıydı.Her baharın sonunda çalılar sökülüp,Köyün dışında denize akan derenin eşiğinde kaya sedirinde yakılırdı.Bahar bitimleri bereket için ayinlerle Zoybar Resti huzurunda düzenlenen etkinlikte ölü otlar yakılırdı.Kokusu hiç buna benzemiyordu.Ve nem!Dumanda nemi oda hissetti.Bu gariplik Hükümdarlara olan güveninden ötürü korkmasını engellese de merakını engelleyemiyordu.
-Nem yağmur sularının buharlaşmasıyla falan olmasın Amsa?!
-Su buharlaşırsa dumanı yukarı çıkar.Böyle aşağıya inmez.Bu İrtsilerin garip madenlerinden çıkan dumanlardan olabilir.
İrstileri duyduğuna şaşırmadı Ozai.Amsa'nın İrtsilere takıntısını yola çıkarkende biliyordu,hiç bir irstinin Hükümdarları karşısına alarak ona zarar vermeyeceğini bildiği gibi.Amsa'nın gururunu kırmadan ona bunu hatırlatmak istedi:
-İrtsilerin bize burda birşey yaparsa başlarına geleceklerini bildiğine eminim.Buraya gelecek cesaretleri olduklarını da sanmıyorum.Hükümdarlar bize birşey olacak olsa onlara bunu misliyle ödeteceğinin onlarda farkında.
-Bize deme boşuna Ozai.Sana birşey olursa.
-Bana mı?
-Benim on torba üzümüm senin bir avuç cevizin etmiyor.Hükümdarlar da bunun farkında.Ama burada bir İrtsiyle karşılaşırsak O senin de benim de kim olduğumuzu bileceğini sanmıyorum.Dikkatli olmakta fayda var.
Anlaşılan Amsa gurur yapmıyacak kadar takmıştı İrtsilere.Ama Amsa'nın bu kuru paranoyası Ozai'nin güvenini kırmaya yetmemişti.
-Tamam merak etme.Ay tepeden inmeden sulama kanalında buluşalım.
-Dediğin gibi olsun.
Ozai tepenin yamacından kuzeye,Amsa da güneydoğuya doğru yöneldi.Ozai bir saat kadar yürüyünce dumanın seyreldiğini,dumanın sadece köye doğru aktığını net bir şekilde görmeye başladı.İçine kurt düştü.Kendi kendine konuşup durum değerlendirmeye başladı.
-İrtsiler buraya nasıl gelir?Arada o kadar korucu var.Daha Tankalları geçemezler.Saçmalık işte.Amsa'nın hayal dünyası.
Yeterince dumandan kendini kurtardığını düşünmeye başladı Ozai.Artık tepeyi tırmanmaya,dumanın aktığı yere arkadan yaklaşmaya uygundu hava.Dik kayalık olan Sarı tepe kaya olmasına rağmen üzerinde bir çok ağacı barındırıyordu.Bu tepe ona Toprak Tanrısının mucizesi olduğu,Onun eliyle ağaçların dikildiğini ve Toprak Tanrısının bulutlar göndererek gözde ağaçlarını suladığı hikayelerde anlatılmıştı.Ayakkabıları kayalarda yürümek için uygun olmasada yanına aldıgı sopa ona kolaylık sağlıyordu.Aklında nemin kaynağının ne olduğu sorusuyla yürürken kendini "Toprak Tanrısının bir mucizesini" göreceğine inandırmıştı.Ozai Zoybar'ın en inançlı ailesinde yetişmişti.Hatta önceki Restin bir Brukan olması bu inancın ailede kalıcı olduğunun göstergesiydi.Mucizeye tanık olacağının hayaliyle tepeye tırmanan Ozai'nin hayalini hemen sağındaki çam ağaçlarının arasından gelen çalı çıtırdıları sonlandırdı.Birden içine bi korku gelmişti.Orada biri ya da bir şey vardı.Hissediyordu.Bir İrtsi olabilir miydi?Hiç bir zaman aklına bir İrtsiyle karşılaşmayı getirmeyen Ozai bu korkudan kendini kaçıramıyordu.Korumasızdı.Eliyle elbislerini yokladı.Ümitsizce kendini koruyabileceği birşey var mı diye yokladı.Üzerindeki hiç bir şeyin bir irtsiye zarar veremeyceğini anlaması uzun sürmedi.Yadırgadığı Amsayı şimdi kendinden daha akıllı görüyordu. Ancak ilk defa bir irtsi görecekti.Bunu gizlice yaparsa bu onun için önemli bir tecrübe olacaktı.Merakı korkusundan daha fazla olan bir Brukan olduğu için korkusunu hissede hissede o ağaçlara sessizce yanaşmaya başladı.Bir nefes sesi duyuyordu.Çok kuvvetli bir nefes sesi.Zoybarda kuşlardan başka bir hayvanın evcilleşmemiş olma ihtimali yoktu.Bunu bilen Ozai daha da korkmaya başladı.Bu bir kuş olamazdı ve bir İrtsi de.Bir kuş böyle nefes alamazdı.Usulca büyük bir ağaca yaslandı.Dumanın dört ağaç önünde yine akmaya başladığını gördü.Duramadı yerinde.Bir ağaç daha geçti.Diğer ağaca yaslandı.Sonra sessizce diğerine.Nefes sesi gittikçe güçleniyordu kulağında.O kadar güçlüydi ki nefes sesi,ayak sesini bastırıyordu.Bir ağaç kalmıştı dumanın içine girmesine.Kafasını çıkardı.Dumanın içine doğru uzandı.Kafasını uzatmasıyla nefes birden kesildi.Nefes sesinin kesildiğini hisseden Ozai sesin geldiği yere gözlerini kısarak bakmaya başladı.Bir suret gördü.Bir köpeği andırıyordu.İyice kıstı gözlerini.Dumanların arasında o nefesi kimin çıkardığını seçmeye çalışırken birden iki kırmızı kendi cevizleri büyüklüğündeki gözün ayın ışığını ona yansıttığını gördü.Ozainin nefesi kesildi.Kalbinin atış sesi köyden duyulacak gibi hiddetlenmişti.Gördüğünün ne olduğunu biliyordu.İmkansız olduğunu da,gerçek olduğunu da çok iyi biliyordu.Gözler aniden kapandı.Sureti dumanlar arasında zorda olsa gören Ozai o kırmızı gözleri taşıyan bir büyük kafanın geriye doğru döndüğünü gördü.Ayakları zangır zangır titriyordu.Mesanesindeki titreme,Boynundan kollarına kadar saran bir uyuşma ile beraber sanki Sarkunların bozulmuş üzüm sularını içmiş gibiydi.Başının dönmesi ile kendini yerde buldu.Sarı Tepenin en ücra köşesinde bir başına taşların üzerinde yatıyordu Ozai.
8 Eylül 2014 Pazartesi
Bir dostun anısına!
Ya tutarlı olmalı atasözleri,
Yada insanlar kırk yıl dolmadan ölmemeli
Sabretmeli en azından,
İçtiğin kahvenin hatırına.
Yenilmemeli kalbine girip
Ortalığı dağıtanlara.
Ona en yakın olması gerekenlerin,
Ona attığı kazıklara.
Yormamalı genç kalbini
Ciğeri peş para etmez adamlara.
Daha oturacak çok masa,
İçilecek çok kahve,
Dinlenecek çok dert varken
Yenilmemeli zamana.
Yada insanlar kırk yıl dolmadan ölmemeli
Sabretmeli en azından,
İçtiğin kahvenin hatırına.
Yenilmemeli kalbine girip
Ortalığı dağıtanlara.
Ona en yakın olması gerekenlerin,
Ona attığı kazıklara.
Yormamalı genç kalbini
Ciğeri peş para etmez adamlara.
Daha oturacak çok masa,
İçilecek çok kahve,
Dinlenecek çok dert varken
Yenilmemeli zamana.