31 Ağustos 2014 Pazar

Çok iyi olursan,illaki birileri fark eder,birileri senden kar eder!

Çok güvenmeyeceksin bu hayatta kendinden başkasına.Çünkü senin insanlara giydirdiğin roller oturmaz bazen onlara.İlk ihanetlerinde şaşırmayacaksın aslında.Çünkü herkes sen değil,herkes senin gibi hayata bakmayabilir.Ya oyunu kuralına göre oynayacaksın yada tek başına kalacaksın.Savaşacaksın bir başına.Hiç bir savaşta yara almamak olmaz.Korumak istiyorsan kendini,uzaktan gelen kurşunlara değil yakındakilere dikkat edeceksin.En ölümcülü onlardır.Ve sen almışsındır onları yakınına.Duygusallık kör edebilir seni insanlara yaklaşırken. Uzaklaşacaksın hemen kalbinde karanlığı gördüklerinden.Her güzel söze,her güzel görünene aldanmayacaksın.Sırf güzel olmak için milyonlar harcayan insanların olduğu bir devirde bil ki güzellik aramak kaçınılmaz bir aptallık olacaktır..İnsanoğlu hep arar daha iyisini,bulduğunda unutur eskisini.Arayacaksan kendine yoldaş yada arkadaş ; sen ona, o sana hayran kalacak.En sade haline.Hayattaki duruşuna.Ne parasına bak ne boyuna posuna.Daha iyisini aramayacağı yönlerine hayran kalan kişilere izin vereceksin,girsin diye hayatına!Yada kapı her çaldığında açacaksın,her kapandığında üzüleceksin.Bir süre sonra kapının artık kapanmadığını gördüğünde olduğun seni sevmeyeceksin...

28 Ağustos 2014 Perşembe

90'ları Özlemek Başka!

Çocuktuk,en dibine kadar yaşadık çocukluğu.Mahallede onlarca arkadaşımız olurdu. Yalın ayak çimlere basar,gece geç saatlere kadar evin önünde top oynar,sanki akşam namazı kılacakmış gibi ezan sesiyle evlere dağılır,tekrar çıkar yine oyunlar oynar,komşulara misafirliğe gidilir, ebeveynler bir arada bırakılır,komşu çocuklarıyla odalara çekilir,oyunlar geyikler geç saatlere kadar döner,mahallenin köpekleri olur,onları mahallece besler,onlarla oynanılır,sokak sokak köpeklerle topluca gezilir,mahalle maçları yapılır,her milletin milli oyunu sandığımız çeşitli futbol türleri oynanır(alman kale,japon kale) ,mahalle kavgaları yapılır,bi güzel dayak yer sonra ağız birliği yapıp kaza süsü verilir,şimdilerde ağır abi olanlar o zamanlar kızlarla seksek oynar,yakan top oynanır,havalar ısınınca bi kaç komşu pikniğe gidilir,ağaçlara iplerle file süsü verilip voleybol oynanır,paylaşmaktan çekinmez,ne giydiğine bakılmaz,her arkadaşa bi lakap takılır,ailen seni başka komşunun çocuklarıyla kıyaslar ancak ne o çocuk seninle nede sen o çocukla bisikletten başka yarışa girmezsin,aşık olursun mahalledeki tüm arkadaşların bilir.Bir tek aşık olduğun kişi bilmez yıllarca saklarsın,senin için sosyal ortam mahallede kurulan sünnet yada düğünlerdir senin için aksiyon jackie chan filmleri izlemek,tren yoluna taş yada para koymak,Aydınspor maçlarına kaçak girmektir.
Aradan 20 yıl geçer,çocuklar görürsün,hiç biri senin zamanında yaşadıklarından zevk almaz,aynı senin babanın gençliğinde yaşadıklarını özlemle anlattığında sıkıldığın gibi,onlarda sıkılır. Aslında özlenen yaptıkları değildir insanın,o çocuktur özlenen.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Biten ilişkiden aldatan kalpten medet ummak

Bitmiş hikayelerde mutlu son arayanlar;
Ancak hikayenin ortalarinda bulurlar
O "mutlu"anları.Sonunu biliyorsun bırak okuma o kitabı. Yalnış hikayelerde kahraman olmak yanlız kalmaktan iyidir sanma.
Yalnız durabiliyorsan bu hayatta ; en güzel hikaye henüz başlamamıştır aslında!

24 Ağustos 2014 Pazar

HER HAYAT BİR HİKAYE

 Evet aynen öyle,oku oku bitmez.Ne çok insan tanırız ; hepsinde ayrı hikaye.Ne mutlu sonlar,ne hüzünlü ayrılıklar,ne dertler,ne mucizeler vardır herbirinde.Ama okumaktan da dinlemekten de uzağız her zaman.
Magazinsel değerler üzerine değilse, ilgi çekmez bizim insanımızda hikayeler.Özel hayatlardaki entrikalar
hep önceliklidir ve hep o hikayeler okunur, anlatılır.
  Okumalı insanlar,kitapları,başka düşleri,okumalı ve sadece kendi denizinde,kendi hikayesinde boğulmamalı.
Zor değil her gün gördüğün insanların gözlerine bakmak.Yatıyor onlarca hikaye,duygu orada.Paylaş hikayeni,hikayesini.Ne kadar saklarsa insan kendi hikayesini o kadar boğulur düşünceler içinde.En zor "parçasında" bile hikayenin senden önce yaşanmışı ve başarılmışı vardır belki.Seni o dar boğazdan çıkaracak olan yol başka hikayede gösterilmiştir yada sen başkasının anahtarısındır aslında.Bilinmezliklerde korkmamalı insanoğlu "bir şans vermeli" hikayelere.
 Okumak güzeldir hikayeleri,romanları.Çıkarsın kendi dünyandan girersin başkasının hayal dünyasına.O kadar çok ortak dili vardır ki duyguların yaşarsın okurken,oradaki kahramanlardan biri sen olursun her bi kaç hikayede.Güzeldir okumak.En güzeli kitapları değildir,insanları okumak.Belki ordaki hikayelerde kahramanlardan biri sen olursun.İşte o zaman en güzel duyguları bulursun!

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Ahlak

 Hepimiz kelimenin anlamını bilmeden,ailelerimizin bize yansıttığı görgü kuralları ve örflerin bütünü zannederdik belkide.Öyle değilmiş işte o.İlk araştırma ödevimdi ahlak konusu.O kadar derine inmiştim ki araştırırken ödev , "Ahlaksız" bir hal aldı.Bu değerlendirmeyi bana söyleyen bir yüzbaşıydı.Benim değerlendirmemse "ödev sağlamdı" oldu.Çok emek verip eski uygarlıklardan günümüze kadar ki "çoğunlukla incelediğim kültürler Türk ve Müslüman devletlerinde ahlaki düzendi" hepsinde ahlakın yukarıdan aşağıya değişik uygulanan bir kurallar çerçevesi olduğunu gördüm.Çünkü üst sınıfın elde ettikleri hep fazla olacaktı,üstte olduğu belirgin çizgilerle kendini hissettirecekti.En üst sınıftaki bir insanla en alttaki bir insanın yediği aynı olamayacak üst sınıftakilerin taddığı zevkler alt sınıftakilere ahlaken yasak olacaktı.
  Eski devlet mekanizmasını işleyen medeniyetlerden başlamak istiyorum.Günümüze göre teknolojisi,yaşam şekilleri,yiyecekleri,giyecekleri herşeyleri değişmiş olsa da bir yönü sabit kalmıştı :"Sınıflar arasında ahlak kuralları farklılığı".Bizansın hikayelerinde kölelerin evin sahibine her türlü hizmeti vermesi her isteği karşılaması zorunluydu.Bir evin sahibi kölelerinden biriyle cinsel ilişkiye girebilir,hatta sonra kızıyla kocasıyla bile birlikte olabilirdi.Sizler bunu "Spartacus "dizisinde zevkle izlerken ve bir yandan garipserken,ben ; "adamlar konuyu acık acık işlemişler" hayretini yaşıyordum.Size erotik gelen kısımlar aslında bir tarihin gerçekliğini aktarıyordu.Sınıflar vardı.Her sınıftan tabaka bir üst sınıfa karşılıksız hizmet vermek zorundaydı.Ancak iş aynı sınıfa mensup insanlar arasında yada bir üst sınıfa karşı olunca ahlak  kuralları devreye giriyordu.Aynı sınıftan bir adam başkasının karısına bakamıyor veya evlenmeden aynı sınıftan biriyle cinsel ilişkiye giremiyordu. Çünkü ahlaksızlık sayılıyordu.Ancak ahlak sınıflar arasında yukarıdan aşağıya işlemiyordu.Bir üst sınıftan bir bekar istediği bir alt sınıftan hemcins yada karşıcinsten biriyle istediği gibi vaktini geçirebiliyordu.İğrenç geldi belki size ama o dönemlerde çok normaldi.Sadece cinsel yönü yok bu ahlakın tabiki.Bir merkez vilayet soylusu bir köyün hane sahibinin mallarını istediği fiyattan alabilirken ki bu "Hak yemedir"aynısını üst sınıfına yapamazdı.Ben daha çok işin cinsel ahlak yönlerini araştırmaya koyulmuştum ki bu merak bana kendi tarihimize "çok iğrenç bir düzene sahipmişiz!" bakışını kazandırdı.Bizim Türk soylarında tek eşlilik Bey denilen rütbelilere kadar baki ancak Beyler ve üstünde değişik bir haldeydi.Beyler,Hanlar,Kaanlar tek eşleri vardı ancak her seferde ganimet toplar gibi seçtikleri körpe kızları da zevklerine alet eder ve hiç bir insan tarafından ahlaksızca karşılanmazlardı.Müslümanlığı seçince de bu değişir diye düşünmüştüm ancak üst sınıfın binlerce yıllık doymaz arzuları buna olanak sağlamamış olacak ki haremler ve başka yollar bu zevkten müslüman üst sınıfları alıkoyamamıştı.Sıradan bir müslüman ülkenin çiftçisi evlenmeden ilişkiye girince idam edilirken,bir devlet erbabı haremde zevklerini reyondan on farklı çikolata içinden birini seçen müşteri gibi seçiyordu.Hatta bazı müşteriler gibi birden fazla aldıkları da oluyordu.Ahlaksızlık sorunu giderilmesi açısından da fetvalar ve dualarla bu işlem "doğru yolla"  halloluyordu.Bunları öğrendikten sonra o meşhur baklava çalıp 15 yıl yiyen çoçukların durumuna karşı  sitemim geçmişti.Ne ironidir ki günümüzde üst tabakadan "hırsızlara"dokunulmazken alt tabadakilere ibretlik cezalar aynı eski medeniyetlerdeki ahlak anlayışıyla uygulanmakta.
 Ahlak konusunu incelerken siz cinsel konularda saplanıp kaldığımı düşünebilirsiniz.Oysa benim takıldığım tek nokta ; her zaman bir sınıf ayrımı ve sınıflara göre kuralların esneklik gösterdiği oldu.Bu sınıf ayrımını maalesef hiç  bir devrim hiç bir din değiştirememiş.Günümüzde soylular,saraylılar yok diye söylenebilirsiniz.Artık günümüzde sınıfları belirleyen kanı yada yaşadığı hanesi değil cebindeki çokluğu olmuştur.Zenginlerde size ahlaksızca gelen şeyler eğlenceyken,alt tabakadakiler de ahlak kuralları geçmişin tüm birikimleriyle işlemektedir.Hala kızını kötü yola düşmesin diye okutmayan aileler ahlaksız olmamaları için kızlarını zengin yada başka erkeklerin gazabından koruma düşüncesindeler.Hala zenginler çatır çatır hak yerken fakirler "hakkettikleri parayı"kazanma mücadelesindedirler.
  Umut her devirde vardı.Alt sınıftaki insanların üst sınıfa geçebilmesi için bir umut o sınıfı ayakta tutandı.O umut hala var.Hep olacak.Hep olması kimseyi sevindirmesin.Çünkü hep olacak olması,sınıflarında hep olacağının göstergesidir.Klasik yazılar vardır zengin soyar yolsuz olur,fakir soyar hırsız olur.Zengin yapar çapkın olur fakir yapar ahlaksız olur.Evet aynen öle.Ama hep öyleydi.Bin yıl sonra sınıflar arası isimler ne olur bilmem.Bildiğim 2 bin yıldan fazladır sınıflar hep vardı.Ahlak kuralları hep vardı.Umut hep vardı.
 Ahlak sabit birşey olmadığından geçerli birşey de değildir.O yüzden kimseyi ahlaksızlıkla yargılamayın.Bana göre ahlak insanın vicdanının yaptırabildikleridir.Her insanın vicdanı aynı olmadığından sizin vicdanınızı rahatsız eden davranışları başkası yapınca ahlaksız olarak görmeyin.Hırsızlık yapıyorsa,yalan söylüyorsa,saygısızlık yapıyorsa,sapıklık yapıyorsa ahlaksız değildir.Onun vicdanı müsait bilin.Ve sınıfı yetiyorsa kimse onu ahlaksız olarak görmez zaten.Siz kendi vicdanınızın sınıfında yaşayın!

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Monoton

Güzel bir sabahta uyanıp bakarım gökyüzüne içimde bir umut
Yüzümde gülümsemeyle başlarım güne.
Sanki bugün farklı olacakmış gibi,
Sanki bugün hayatimin aşkını bulacakmışcasına ;
Yürürüm her bir taşını ezberlediğim bu yolda.
Bazen hayal kurarak bazen umutla
Bakarım sağıma soluma.
Bir sure sonra görmeye alıştığım resimler gibidir bu yol.
Ne karşıma yeni bir yüz çıkar
Ne de yeni bir taş.
Umutla bakan gözlerden süzülür bir kaç damla yaş.
O köşedeki bakkal dükkanı
Kaç sabah gördü gözyaşımı.
O köşedeki bakkal dükkanı
Hani şu aldığım yer sigaramı.
Nasıl da bakardı gözlerime o bakkalcı,
Nasıl da anlatırdı gözleri,
Ümit etme o aşk gelmeyecek
Senin de başına aklar düşecek
Sende yaşlanacaksın bir köşede benim gibi
Göreceksin bu yollarda kaç umut daha tükenecek!
BeğenBeğen ·  · 

8 Ağustos 2014 Cuma

Dayatmalar Dünyası

 Çoğu insanı izlerken;herkesin dayatılan hayata şikayet etmeden yaşadığını fark ettim.Kendimi bildim bileli bir başkaldırış içine girdim.Önce evimde sonra okulumda sonra da "O kadar direnmeme rağmen!" bana dayatılan ve maruz kaldığım bu sistemde hep bir diklenme içine girdim.Çok şey kaybettim. Pişman mıyım? Hayır.Beni ben yapanın aslında bu eğriliklere ses çıkaran ruhum olduğunu fark ettim.
 İlkokul 3. sınıftık.Sınıf öğretmenimiz "elleri öpülesi güzel insan Selma Tural "bizi tüm Aydın vilayetinde yapılacak 3.Sınıflar Arası Seviye Belirleme Sınavına kayıt ettirmişti.Tüm sınıf girmiştik.17 yıl geçmiş hala aklımda.995 kişi girmişti sınava.Ben 3.olmuştum. Hergün dershaneden arayıp aileme "Sizin oğlanı dershanemize kayıt ettirelim buyurun bir görüşelim " teklifinde bulunsalarda ;Ailemin o yokluk ve cahiliye zamanı içinde dershaneler adına bildiği tekşey "Çok para alıyorlar" olmasıydı.Bu nedenle her seferinde istemediklerini dile getiriyorlardı.Bense meraktan yerimde duramıyordum.Laf aramızda okulun en güzel kızı da o dershaneye gidiyordu.Zengin bir aile kızıydı.Çoçukca aşktan başladı benim ilk diklenişim. Bir gün çıkıp "Silgi alıcam ben Anne !"yalanıyla dershaneye gittim.Kendimi tanıttım.Beni hemen derse aldılar.O aşık olduğum kızda sınıftaydı.Üç ders sonunda ödüllü sorulardan biriktirdiğim defterim ve kalemimle gururla kızın karşısında dururken,birazdan başıma gelicek hayatımdaki en rencide edici anıyı yaşayacağım aklıma gelmemişti.Biz dersteyken evi arayıp "Çoçuğunuz burda gelin kaydını yaptıralım."demiş dershane yöneticisi.Babam duyunca küplere binip gelmiş.Beni görür görmez sağlamından iki tokat attı o ilk aşık olduğum kızın önünde.O tokatı yerken bile dikleniyordum.
-Gelicem öldürsenizde ben dershaneye gelicem.
Müdür devreye girdi :
-Beyefendi napıyorsunuz?
(Babam hırsını alırcasına pataklarken bir yandanda)
-Ben buraya para yetiştiremem,ben göndermedim kendi kaçmış!"
-Çoçuğunuz Kontenjan kazandı ama beyefendi.
 dedi ama cehalet işte.Kontenjanı benimde ilk kez duyduğum için anlam veremediğim bir kelimeyken babam bir nesnedir diye düşünmüş olacak ki :
-Ne kazandıysa verin gidelim diye tepki verdi.
Müdür başıma vurmakta olan babamın elini tuttu
-Çoçuğunuz burs kazandı ücretsiz okuyacak
.Babam ve ben şoktaydık.Benim şokum daha fazlaydı.Çünkü babam tokatlamaya devam ediyor hissine kapılmışken aslında gururla başımı okşuyordu.Haklıydı Adam.Tek işçi maaşı.Ev almaya çalışıp 3 erkek evladını yetiştirmeye çalışırken maddi dayatmalar karşısında çaresizlikten sinirini benden çıkarmıştı.O gün kaydımı yaptırdı.Ve ogünden sonra liseden mezun olana kadar aralıksız dershanelere gittim.Hepsinde de kontenjanlıydım.Çok işime mi yaradı.Şu an çok iyi yerlerde değilim.Nedeni iyi yerlerde doğru bulmadığım herşeye bize dayatılan bu ahlaksız düzene yüksek sesle karşı çıkmamdı.
 O çoçuk büyüdü.Hava Harp Okulu'nu kazandı.Orda da diklendi.Altı ay oda hapsinde yattı.Ayrıldı.Yalnız bırakıldı.Kırkbeşbin Türk Lirası devlete borçlu şeklilde hayata devam etti.Tekrar Üniversite'yi kazandı.O borç yüzünden okuyamadı.Hep çalıştı.İş yerinde yükselebilecekken yöneticilerinin hırsızına arsızına personelin hakkını yiyenine hep diklendi.Zamanında sessiz kalıp şimdilerde bir üsteğmen olacakken o direnmeyi seçti.Pişman mıyım?Hayır.Kendi karakterinizin getirdiklerini yapmaktan çekinmeyin.Eğer yaptığınız birşeyden pişmanlık duyuyorsanız yalnış hislere kapıldığınızı belirtmek isterim.Çünkü hissetmeniz gereken asıl duygu Utanmadır!