19 Aralık 2016 Pazartesi

Kendi Kendine Konuşmak

 On bir yıl oldu. Bu lanet şehre geleli. Dokuzuncu yılı yalnızlığın ve haksızlığın. Başlamadan belirteyim. Herkesin kendi doğruları var. Duruyorlar içerisinde. Benim doğrularım içinde bi ben duramıyorum. Bunun farkındalığıyla başlıyorum geceye.İsyanım hep aynı yerden. Nasıl olmasın? Kabullenemiyorum.

 Nasıl başladı? Soruyorum kendime. İftiralar altında ezilmiş , hapislere atılmış , üniforması çalınmış bir gençtim dokuz yıl önce. Kimseye inandıramıyordum.Bu haksızlığı. İnsanların gözü önünde oluyordu bazı şeyler. İnsanların bu sessizliği yakıyordu ilk başta canını. Bunca zulüme nasıl sessiz kalabiliyordular diye. Atıldıktan sonra ise en sevdiklerinin sözleri, bakışları ve biten sevgilerinden çok en sevdiklerinin sana inanmaması acıtmaya başlıyordu canımı. Hayatta olmaman için onca sebep, onca beddua. Uydurma bahaneler bulmuşum kendime yıllarca. Sırf yaşamak için. Olmayacak şeylere inandırmışım kendimi , olmayacak kişilere güvenip sevmişim. Hayatıma giren insanları hep boşalan yerlere koymuşum.Görüyorum durduğum yerden bakınca.Bu duygusal mantık dışı tavırlarıma. Sevmek ve güvenmeye adamışım sanki kendimi. Adil olma duygusundan hiç uzaklaşmadan yaşamaya çalışmam da takdire şayan. Herkes bu kadar adaletsizken kaçınılmaz oluyor hüsran. İhanet gibi geliyordu başlarda. İnsanların bu tavırları. Oysa geç de olsa anlıyorum alakası olmadığını. Ben oyunu oynayamayan bir yabancı. İnsanlar ise yeteri kadar profesyonel bir oyunun sanatçısı. Bunları neye dayanarak söylüyorum. Yazıyorum.

Samimiyetten konuşurken biriyle, dökerken içimi beş dakika sonra samimiyetsiz biri olduğu gerçeğini öğreniyorum. Evet bi yarım saat olmuştur bunu öğreneli. Sonra başka birinin kendi ahlaksızlığının benzerini yaptığını söylediği başka birine ahlakçılık tasladığını görüyorum. Sonra yine bi başka erkeğin bir kadına ahlak üzerinden tehditlerini. İlgi açı , etik dışı ilişkilere meraklı kadınların kendini duyarlı hassas bir kadın olarak aktarımlarını. İhtiyacı olduğunda yanında olduğun , fedakarlık yaptığın insanların ; senin ihtiyacın olduğunda sadece yukarıdan baktıklarını. Başkasına kaşar diyen bir adamın , nişanlıyken başka birine yavşamasını. Kendi ideolojisini başka kulplarda alttan alttan propaganda eden sinsi kan insanlarını. Bunları sadece son iki günde yakınımda gördüm. Nasıl sığdırırım buraya on yılı.

Ama artık anlamanın bir yolu var sanki görüyorum. O sahtelikler sıkılıyorsa yansıttığında sahteliği. Uzaklaş oğlum oradan.Daha bitmedi onların sana anlatacakları yalan hikayeleri...

 Doluyorsun böyle böyle. Bi yerden sonra anlatamıyorsun kimseye. Nasıl anlatacaksın? Kendini en sevdiklerine bile anlatamayan sen, sana böyle yaban bir dünyadaki insanlara nasıl anlatacaksın. Karşındakinin ne olduğunu bilmeden. Susuyorsun. Yalnızlık başlıyor. Kendi kendine konuşuyorsun. Yetmiyor. Unutmamak için yazmak istiyorsun. İşte ben böyle böyle yazıyorum, bazı bazı.

Vay be dedim bu gece. Dile kolay. Dokuz yıl. Kendi içinde. Kendi kendine konuşarak.Her seferinde kendime bir bahane bularak.Ölmemek için. Sanki her şey düzelecek. Ve ben şimdi ölürsem en büyük haksızlığı kendime yapacağım diyerek.Sessiz sessiz ağlayarak.Her gün aklına bir kere ölümü getirerek. Vazgeçerek. Vay be diyorum.

Aklıma geliyor. Hapiste ilk yazdığım akrostiş şiirin bir dizesi. "Yanlışlarla bir olmaktansa doğrularla yalnız oldum." Yine oldum. Yine oldum. Olmaz bu sefer dedim. Yine oldum. Bir kadının sahteliğinde , bir arkadaşın sinsiliğinde , bir akrabanın hasetinde , bir ailenin bensizliğinde. Yine oldum. Bir köşede. Kendi kendime konuşarak. "Yarın hangi bahane , hangi avuntuyla kendimi kandırarak devam edeceğim?" diye düşünerek.

Ben biraz susuyorum. Umarım nasip olmaz bir daha aynı sebeple yazmak...

13 Aralık 2016 Salı

Düş

 Üşüyorum elimde sigara, bakıyorum aya.
 Soruyorum , sende üşüyorsun değil mi lan?
 Bilirim.Yalnızlar üşür.

 Düşüyorum elimde umutlar, bakıyorum arkama
 Soruyorum , duracak mı bu zaman?
 Bilirim. Düşerken izler seni,akreple yelkovan.

Yazıyorum elimde kalem, kanıyor hikayem.
 Soruyorum, duracak mı bu zaman?
 Bilmem. Bu ne çaresiz düştür.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Şarkısız Klip

 Bu sabah hayal gücümün anılarımla harmanlandığı , çıkarımların ve efkarın beni gerdiği bir aralıkta aklımda beliren , muhtemel bir klibin senaryosunu detaylar kaybolmadan yazma hissi oluştu bende.

 Bir kaç çocuk mahalle arasında top oynuyor. Hava açık. Güneş parlak. Bulutlar bembeyaz. Top yola doğru gidiyor. Çocuklardan biri topun peşinden gidiyor topu almak için.Bir araba fren yapıyor çocuğa çarpmamak için. (Bu sahneyi aracın arkasından görüyoruz.) Çocuk sol taraftan geliyor. Araç yoluna girdikten sonra sağ taraftan 25 yaşında takım elbiseli bir delikanlı olarak çıkıyor. Birden kendi de şaşırıyor. Üzerindekilere ellerini kollarını açarak garipseye garipseye bakıyor. Elini ensesine götürdüğünde takımın arkasında bir etiket olduğunu eliyle fark ediyor.

Yürümeye başlıyor.Kalabalık içinde. Gördüğü herkes takım elbiseli. Ve hepsinin arkasında etiketi duruyor. Yakınından geçen birinin etiketine bakıyor. Üzerinde "Fiyat : Sağcı" yazıyor. Başkasına bakıyor "Fiyat :  Eş cinsel " , başkası "Fiyat : Dinci", "Fiyat : Ateist" "Fiyat : Liberal" diye diye devam ediyor insanların sırtından sarkan etiketlerdeki yazılar.

Kalabalık içinde herkesin üzerinde bir etiket. Yürüyorlar. Sistemi sembolize eden bir görüntü. Bir mağaza görüyor. Camında " Kadına şiddette %40 indirim" var yazıyor. Mağaza kapısında polisler var. Cansız mankenler gerçek kadın ve vitrinde. Müşterilerin etiketlerinde "Fiyat : Cani Erkek"  Kadınların üzerilerinde morluklar. Başka bir mağaza da " Çocuk ölümlerinde % 20 indirim " kapıda yine polis. Müşterilerin sırtında "fiyat : terörist" ...

Bu şekilde yürürken esas oğlan. Bir kız görüyor. Kız da etiketi  eliyle kapatmış.Bulutlara bakıyor. Kızın yanından bir sürü takım elbiseli insan geçiyor ama O bulutlara baka baka yürüyor. Çocuk bakıyor bulutlara. Bulutlar aynı bulutlar. Çocukluğundaki gibi. Kızın yanına gidiyor hızlanarak. Kız etiketini tam gösterecek. Çocuk hayır diyor. Kendi etiketini de saklıyor. Yürüyorlar kalabalık içinden. Ağaçlıklar var caddenin dışında. Oraya yöneliyorlar. Hiç bir takım elbiselinin gitmediği o ağaçlık alana gidiyorlar.

Ağaçlık alana girdiklerinde kamera uzak mesafede. Bir ağacın arkasından geçerken tam ceketlerini çıkarıyorlar. Ağacın diğer tarafından kadraja girdiklerinde iki çocuk oluyorlar. El ele tutuşuyorlar. Yeşilliğe oturuyorlar yan yana. Erkek çocuk bir papatya koparıp kıza veriyor. Kız da çocuğun yanağından öpüyor. Klip bitiyor.

Basit kısa bir hikaye. Ama detayında bin tane gönderme gizledik bir şekilde. Bu da benim hayalim. Bunun klibini hayallerimde çektim. Belki bir gün gerçekten çekerim.

23 Ağustos 2016 Salı

Yanlış

Yanlış çağın tatsız yolcularıyız.Bize kalmadı sevmeler. Neyi , kimi sevsen üzerinde bir etiket. Ya fiyatı yazar ya sınıfı.
Ya bedel ödersin ya ayrı düşersin. En mantıklısı babam bu kaosu uzaktan izlersen çok iyi edersin.
Eksik sofraların kinle ya da hikayelerle ayrık düşürülen gençleriyiz bugün.Yarın düşürecek yaşlıları. Silmişim her babanın başkasının oğluna ölsün dediği zamanı,dünyayı.

Bahset

Özlenmez insanlar.. Sevsek bile,şehirler farklı olsa bile.
bir kadeh mesafesindedir hep, bir duman gölgesinde.
Duymasalar da dinlerler.Sen yeter ki bahset.
Böyle böyle kavuşuruz,böyle böyle diner hasret.

1 Mayıs 2016 Pazar

Yenilen

Ne geldi aklına ilk.
Başlığı okuyunca ne geldi?

Ruh halin ve fiziki durumun aklına ilk gelenin hangisi olduğunu seçti.Sen değil. Okuyorsun,kelimeler dudakların bile kıpırdamadan iç sesin oluyor bir anda. Aç değilsin muhtemelen. Aç olsan yenilebilen gıdalardan bahsedeceğimi düşünürdün ilk anda.

Zeka testi gibi düşünme. Bu yazı sana da yazılmadı aslında.Denk geldin. Okurken anlamını sen koyacaksın başlığın.

İsyanın olmuştur elbet. Belki çok inançlı birisin. Belki de isyanın dibine vurup yukardan seni izleyen birilerinin olduğu ihtimalinden çoktan vazgeçtin. Anlatılanları dinledin. Sana yüce dedikleri kişiler ya da olgular için yüce yüce izlenimler çizdin bilinçaltına. Ulaşmanın en sağlıklısı empatidir aslında.Bunu sana söylemediler değil mi? Atatürk'ü düşün mesala. Hep yüce önder,bizi düşmanlardan kurtaran biri olarak gördün O'nu. Hiç koydun mu yerine kendini.Babasız büyüdün.Bir sevda belledin memleketi öyle yürüdün. Dertlendin bir sigara yaktın.Canın sıkıldı okuldan kaçtın. Tek sevdan ateşler içinde sen bir başına kaldın.

Acır canın biraz tüm hayatını bilip empati yapınca. Bir de bunu Tanrı ya uyarla. Al eline kalemi.Yaz bir hikaye. Karakterler yarat. Kimin iyi kimin kötü olacağına sen karar ver. Düşünür müsün hiç o hikaye gerçek olsa ve senin yazdığın kesin olsa adil olur muydu? Adil olur muydu o karakterlerin yaşayacağı acıları ya da sevinçleri senin belirlemen?

Ya bir kalemin ucundasın  ya da sen çizeceksin hayatı. İstersen kaderine yenilen sen ol. İstersen bir derin nefes al ve yenilen. Yeniden yaşa.Yeniden sarıl hayata. Kontrol sende olsun. Pişman ol ya da olma.

27 Nisan 2016 Çarşamba

Yıllar sonra bir türkçe şarkının sözlerinden tad aldım.

İlk defa alıntıdan ibaret bir yayınım olacak be bu blogta.

Günah benim suç benim
Kurdum bırak bu düş benim
Bu kendime verdiğim rüşvetim
Dokunma elimde bi düşlerim var 

Yazarım derdimi kendime
Kaderin benle bu derdi ne
Fakir yar olmuyo zengine
Diyo davul bile dengi dengine
Bak kalbimde cengime
Yine kalmışım kendi kendime
Sensin çare derdime
Verdim ömrümü vergine

Yine kalmışım gece bir başına
Bir başına girdim yılbaşına
Dönmüşüm baktım en başına
Sarıldım bazen de yanlışıma 

Yazarım derdimi kendime
Kaderin benle bu derdi ne
Fakir yar olmuyo zengine
Diyo davul bile dengi dengine
Bak kalbimde cengime
Yine kalmışım kendi kendime
Sensin çare derdime
Verdim ömrümü vergine

Hep azap mı faça kolunda
Söyle yar kasap mı hep hesap mı
Yapılan akılda yat mı kat mı
Club mü pub mı bu bi iltifat mı
Gönlüm kaçak yanında inzibat mı
Uzaktayım kopan da irtibattı
Kalbindeki söyle kir mi pas mı
Bana yazdıran bu gece kick mi bass mı
Kumar bi aşk mı devam mı pas mı
Garip bi yas mı o afgan mı fas mı
Yanlış mı rast mı hep de cana kast mı
Aşk deniz gören evdeki teras mı

Yine kalmışım gece bir başına
Bir başına girdim yılbaşına
Dönmüşüm baktım en başına
Sarıldım bazen de yanlışıma 

Yazarım derdimi kendime
Kaderin benle bu derdi ne
Fakir yar olmuyo zengine
Diyo davul bile dengi dengine
Bak kalbimde cengime
Yine kalmışım kendi kendime
Sensin çare derdime
Verdim ömrümü vergine
Günah benim suç benim
Kurdum bırak bu düş benim
Bu kendime verdiğim rüşvetim
Dokunma elimde bi düşlerim var

Layık Değilken Laik Olmak

   İngiltere,Almanya,İtalya,İspanya,Amerika,Rusya,Brezilya... Bu ülkelerde millet vekilleri yemin törenleri, mahkemelerde ifade ve tanıklık öncesi tanık veya sanıklar İncil'e el basarak ifadeye başlarlar. Sözde gelişmiş ülkeler sanki tek dinleri hristiyanlıkmış gibi davranırlar. Hristiyan olmayanlar Başkan,Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olamıyor.

 Türkiye yukarıda saydığım ülkelerin hepsinden önce koydu anayasasına laikliği.Kadınlara seçme ve seçilme hakkını diğer ülkelerden önce koyduğu gibi. Bundan 90 yıl öncesinde daha medeni , daha eşitlikçi, daha gelişmiş bir adalet sistemi hükmetmiş bu topraklara. Şimdilerde ise hala sallantıda. Laiklik her milletin harcı değildir. Dinin insanları,kitleleri kontrol etmesi bu kadar kolayken, dinin gücünü art niyetli yöneticilerin eline vermek bizimkisi gibi ülkelerde ülkenin yarısını canlı bomba yapmaktan farksızdır. Bizim gibi tarihi kendine çalışan liderlerle , şeyhlerle ,sahtekarlarla dolu bir toplumun yobazlığı,bağnazlığı yenip, çağdaş,adil bir ülkesi olması için en büyük umudu,en büyük kazanımıdır laiklik. O yüzdendir ki Atatürk gibi dahi bir insanın, TBMM nin ilk mebusları gibi sadece ve sadece vatanlarını düşünen yöneticilerin anayasaya koyduğu ve ileride başa gelebilecek yöneticilerin değiştirmeye cesaret edemeyeceği şekilde maddelendirildiği bir kanun çıkarması, o zamanki vatandaşların laikliğe bizden daha layık olduğunun ispatıdır.

Abes bir sokak deyimi vardır. Köz göte değmeyince sıcaklığından haberi olmazmış berduşun. Şu anda hafif cümleler duyup ortalığı yıkanlar 25 yıldır bangır bangır bağıran "Cumhuriyet gidecek şeriat gelicek " diye bağıran bir bağnazı tuttular Cumhurbaşkanı yaptılar bu memlekette. Nasıl olmasın.Olacak tabi.Kendine bu gibi adamları layik görenler, millete böyle liderleri layık görenler kendilerine laikliği zaten layık görmesinler.O köz en çok onlarda tutuşacak. Sen 90 yıl öncesinde şimdiki çağdaş devletlerle aynı seviyede hukuk ve adalet anlayışına sahip bir toplumken bunu haketmediğini defalarca kendi kendini katlederek gösterdin. Hem müslüman hem laik olunur.Bal gibi de olunur ama hem mal hem bağnaz bir toplum isen tabi ki olunmaz. Layık değilsin nasıl Laik olacaksın.

17 Nisan 2016 Pazar

Benciliz Hepimizde

  Bencil olmak. Herkeste bir miktar olan bir duygudur. Bu miktar günümüz kapitalist sistemi içerisinde günden güne artmakta. Her olguyu da büyük ölçüde etkilemekte. Duygusal her etmen artık yeni bir pazar.Ölüm korkusu en yüksek korkudur insandaki.Refleksleri, hızını hatta dayanıklılığını arttırır o korkuya kapıldığında bedenin.Ölüm korkusu bile ticari bir rant eşliğinde pazara düştü bir kere.Bunu kullananlar üzerinden reklam,ticaret ve gelir döngüsü yaratmakta.  Aşklar,evlilikler bunlar iki insanın birbirine olan ilgisinin ve duygu yoğunluğunun ürünü güzel şeyler. Ancak artık onlarda yenildiler.Yenilirler elbet.Ne kadar yoğun olsa da o duygular bi ölüm korkusu değil.

Görüyoruz televizyonda insanların aşklarını ,evliliklerini nasıl ticarete döndürdüklerini.Ağa babaların bunları nasıl sömürüp insanlara kakaladığını.Özellikle kadın izleyici kitlesi.En büyük takipçileri. Gördükleri şeyler sabit. Erkeğin parası hedef. Duygusal garantiden çok maddi garanti peşinde insanlar. Maddi garanti olduğu sürece sözde aşk ve reelde evlilik de garanti. 90 larda insanlar yeni teknolojik,bulunması zor ürünleri tv de görüp sipariş eder ulaşırdı.Baya yaygındı bu yöntem. 2010 dan itibaren teknoloji gelişmiş halini aldı ancak insanları da teknolojiye o kadar bağladı ki.İnsanlar artık gündelik hayatta duygusal,güvenli bir gülücükten bile uzak kaldı. Ben dahil artık insanlar çevresini sanal ortamdan tahsis eder hale geldi.Kafa yapına uygun insanları senin seçiyor olman ve geniş kitlelere ulaşabilir olman bir avantaj gibi görünse de. Uzun vadede bu samimiyetsiz ve kırılgan ilişkilerden başka bir şey getirmez kimseye. Özellikle ilişki orada kaldıkça. Buralara döneceğiz.Esas konuya dönelim. Durum böyle olunca insanlar 90 lardaki eksiklerin eksik olmaktan çıktığını artık eksik olan şeylerin ikili ve beşeri ilişkiler olduğunu farketti. Artık bunun için tv leri interneti kullanır hale geldi. Kendi bütçesine uygun kadını arayan erkekler ya da zengin süsü verilmiş sahte fakir erkeklerle , yükleneceği masraflara değeceğini iddia eden kadınlar ve gerçek yüzlerinin makyajı dışında ruhu makyajlı yalan kadınlar piyasada. Nasıl olmasın. Sen tüm dünyaya kameralar önünde aşklar ilişkiler yaşat,merak ettir,izlet.Nasıl izlemesin.İnsanı en çok cezbeden şeydir bu magazinsel olaylar. Aysu Muratın evlilik teklifine sıcak bakıcak mı? sorusunun cevabı merak edilirken kim ne yapsın yılda %9 azalan tarım arazisinin bize ne yansıtacağı? sorusunun cevabını. Nasıl değişmesin erkekler kadınlar, kameralar önünde erkeğe "ne kadar kazanıyorsun? mal varlığın nedir?" diye soran kadınlarla , kadınını etkilemek için alo dan sonra malını mülkünü sayan adamlardan oluşurken? Nasıl etkilenmesin ilişkiler,bu gerçek olması gereken ,özel olması gereken duygular gavatın biri kameralar önünde bir kadına o benim sevdiğim kadın derken,neredeyse tüm özel anlarını milyonlara izletirken. Değişir tabi.Değişir.Evlilik için kadınlar garanti işli,dolgun maaşlı adamı,erkekler kendisini yatakta! rahat ettirecek ,güçlü hissettirecek ,egemenlik duygusuyla testosteronuna testosteronuna vuran kadınları aramakta. Artık kadın bakmaz bu adam sağlam mı?Dürüst mü? Ailesine bağlı ve hayran olunacak biri mi diye.Erkekler bakmaz bu kadın yarın çocuklarıma sağlıklı bir Ana olur mu?Fedakar bir ana olur mu? Evimi taşır,ailemi taşır,beni girdiğim her yerde taşır mı? diye.

Kadınların cebe ,erkeklerin yatağa bakması ne danışıklı bir karakter bozukluğu artık. Cinsellikte sanılanın aksine tek kişilik. Bir kadının gözlerine bakarken onu görürsün,seversin,sadece ve sadece onla ilgili bir dünya hayaller ,amaçlar içinde yüzersin. Ama iş cinselliğe geldiği zaman kadın da erkek te bir noktadan sonra Bencil olur. İki birey de yüksek dozajlı bu zevkli anın büyüsünde ne o hayallere ne de amaçlara tutunur. O anı yaşar sadece.O anın kendisine kattığı zevke bırakır kendini.
O yüzden onlarca kez duyduk.Sadece yatak için ayartmaya çalıştığı kadınlara yataktan sonra aşık olan adamları. O anın ulaşılabilirliğine aldanıp aşık olduğunu zannedenleri. O yüzden gördük , başka bir an için,başka bir ten için aşık olduğunu söylediği adamı terkeden kadınları. Ne Haydar Dümen ne Güzin ablayım.Ne de bunların karışımı. Sadece gözlemlerime güvenen biriyim.Gördüklerim bunlar.Yaşadıklarımız aşikar. İnkar ederek bir nebze insanlar doğasından,kapıldığı kapitalist rüzgarın karaktersizliğini kabullenmeye bilir. Ancak biz bu hale geldik insanoğlu. Aşklarımızın da , sevgilerimizin de çoğu yalan.Bencilliğimiz artık ailemize kadar girdi.Yok eski fedakarlıklar.Yok eski duygusallıklar. Herkeste kendini bir garantiye alma , yoklaya yoklaya ilişki yaşama ,reklam ede ede,kendini pazarlaya pazarlaya hayata tutunma çabası içerisinde. Uzaktan bakınca bir çöplükte lüks içinde yaşıyoruz hissi uyandırıyor bende.

Napmalı? Kesin bir yargım yok.Dünyayı kurtaracak kadar bir etkim de yok. Kendi dünyamı kurtarabilme bencilliğine yeniliyorum ben de. Kendi dünyamda , kendi ilişkilerimi, kendi düzenimi. Kazık yiye yiye, inanıp kandırıla kandırıla.Tecrübeleniyor insan zamanla. Sevmeyin abi.Sevmeyin. Bir kadını cinsellik için , bir erkeği maddi refah için sevmeyin. Önce ruhunu yaşayın.Bırakın bir ruhunuz sevişsin. Bırakın birbirine güvenen ,birbirine hayran iki insan birlikte olsun. Cinsellik elbet olacak. İster evlen,ister medeni şekilde yaşa.O ihtiyaçta elbet karşılanacak. O anın büyük zevkine tekrar ulaşabilmek için sahte sahte yaşamayın.İnsanları kandırmayı geçtim.Kendinize her gün her gün sessiz yalanlar söylemeyin. Nasıl ikna ederim? değil.Böylesini sever mi? diye düşünün artık soruları. Bencilliğinizi bari gerçeklik üzerine yoğunlaştırın. Yoksa yalan aşkın meyvesi çocuklarınız olacak.Onlara olan bireysel sevginiz değil ailevi sevginiz onları iyi insan yapacak. Bu hızla giderse bir nesil sonra çok ama çok çirkin bir nesil olacak.Duyarsız,bencil,reklamcı,kendini pazarlamacı.

İnanmıyorsanız bakın.Bi şu ana. Ne kadar insan sokağa dökülür büyük yanlışlarda? Ne kadar insan klavyede vatan,millet,insanlık derken gerçek hayatta acizdir yer vermekten yaşlı bir kadına. Ne kadar insan sırdaş görünüp ortam için satar seni ilk fırsatta. Bencil olacaksan gerçeklik için bencil ol be insanoğlu.Pamuk ipliğine bağlı bu inanç kayacak elinden. Kimse güvenmeyecek kısa süre sonra.Herkes bir köşe de saklı yaşayacak.Bir atışlık hakkını boşa kullanacak.Bir ömürlük hayatı samimiyetsiz,sanal,yalan  yaşayacak. Ben sana bencil olma demiyorum , Ol.Hobi olarak ol da. Alışkanlık yapma be insan.

13 Mart 2016 Pazar

Yorulmuşuz Biraz.

Çok kaos gördük.İşler çok karıştı dönem dönem bu memlekette. İlk defa ben karıştım bu kadar.İlk defa kendi kaosumdayım.Düşünceler,hisler birbirine karışmış. Öfkeden,heyecandan,neşeden, hüsrandan oluşan hisler demetinde her şey birbirine girmiş.E tabi yorulduk.Yaşlandık belkide. Kime nasıl tepki göstereceğimiz bile belli değil artık kafamızda.Yıllarca bilinçsizce,inatla akpyi destekleyen akrabalarıma, salt ideolojilerinin ne topluma ne kendine ne de çevresine faydası olmayacağını bile bile körü körüne destekleyen kitlelere,parça parça olmuşken birbirine antipatiyle yaklaşan her parçaya artık ne anlatırım bilemiyorum.Yıllarca anlattım.Etmeyin eylemeyin dedim.Hırs ve öfkeleri o kadar körlemişki ruhlarını vicdanlarını artık zırh var hiç bir düşünce girmez o zırhtan içeriye.

Kendim için heycanlanayım diyorum.Ee tabi işlerde orada da dört dörtlük değil. Dünyanın,memleketin derdinden uzak olan kendi çemberimde bile yoruldum. Dostluklarım taze ve uzak.Sevdalarım kurak ve çorak. Hayallerim umutsuz ve hoyrat artık. Çok yoruldum be. Her gün " Amaaaaannnn" diyip normal insanların hayatını siken dertleri geçiştirmekten.  Çok yoruldum be kendimle yüzleşmekten. Bir gün fena siktiri çekerim herhalde her derde tasaya da. O gün de kafiyeli olurum bir kez daha. Geldikleri gibi giderler sözünü yaşatırım yıllar sonra.

Beni geçince az ileride kime sorsan göstereceği bir insanlık var. Her gün birbirlerine yalanlar,sahte ahkamlar ve ahlak kasan, tüm yapmacık hislerini reklam yapan , çıkarlarıyla birbirini boğan bir insanlık var. Yalnız beni geçince soracak kimseyi bulamıyorsun onu da söyliyeyim. Ben baktım.Kimse yok orda. Yine de sen bilirsin.

10 Mart 2016 Perşembe

Altını Islatan Adam

 2014 ün bir temmuz akşamıydı. Üç tane yavru kediyi muayene ettirmek için taşıyacaktım ordan oraya. Okuldan arkadaşım Berna'dan kedi kutusunu rica etmiştim. İşim bittiğinde kutuyla geri götürmek için akşam saat 10 gibi yola çıktım. Giderken Avcılar metrobüs köprüsünden geçtim.O istikamete giderken hep o düzergahı kullanırdım. Buraya kadar normal herşey ama bu noktadan sonra benim gibi inançsız bir insanı bile kadere acaba dedirten olaylar oldu.

 Bernalarda biraz oyalandık.Oturduk.Muhabbet ettik.Dönerken geldiğim,her zaman kullandığım istikamet yerine başka bir yoldan gitmek istedim.Metrobüs köprüsü yerine az aşağıda bulunan üst geçitten karşıya geçtim.Köprüden inmek üzereyken E-5 yan yolda hemen köprünün az ötesinde bir Otobüs kaldırıma park etmiş haldeydi ve Otobüsün arkasından uzun uzun korna sesi geliyordu. Yol boştu.Korna çalmak  için bi gerekçesi yoktu ve bir ramazan günü insanlar cami çıkışı otobüsün yarısını aldığı kaldırımdan arta kalan kısımdan arkalarına bakıp gidiyorlardı.Bir garipsedim.Orada birşey oluyordu.Hissettim.Adımlarımı hızlandırdığımda otobüsün hemen arkasında bir Megan arabanın kaldırıma yanlamasına çıktıgını ve kornaya basılı halde durduğunu gördüm.Kaza sandım ilk başta.Yaklaşınca kazaya benzer bir durum yoktu.Bir adam arabayı hiç vurmamış.Kafasını direksiyona dayamış halde arabanın içinde duruyordu.Meraklı ve korkak bakışlar seri şekilde arabanın yanından akıp geçiyordu.Hemen şoför tarafıa koştum.Adam titriyordu.Kapıyı açtım.Kriz geçirdiğini gördüm. 35-40 yaş arasında bir adam. Esmer.Zayıf biriydi. Oturduğu yerde müdahale etmem zordu.İki elimle koltuk altından göğsünü kavrayıp zorla dışarı çıkardım. Ben müdahale etmeye başlayınca iki üç adam daha koştu yanıma. Bek bilgisiz ve heycanlı dayının biri ben tersten kalbine basınç uygulamaya çalışırken su döktü üzerimize.Bağırarak  durdurdum dayıyı. Askeri okulda ilk yardım eğitimini pratikte olmasa da kağıt üzerinde görmüştük. Aklıma hemen onları getirdim.Adamı arabanın arkasına götürdüm.Ancak adamın krizi şiddetlenmeye nefes alamamaya başlamıştı.Ne kadar soğuk kanlı olmak istesemde deli gibi bir korku sardı içimi. sırtını bagaja verim.Başını geriye doğru bagaj kapağının üzerine yatırdım.Kulağına abi ne olur öksürmeye çalış dedim.Öksürürsen kalbin tekrar atacak.Nefes alacaksın.Ne olur öksür.Yoksa duracak kalbin diye yalvarmaya başladım.Bi yandan kalbine masaj yapıyordum tüm gücümle.Abi öksürmedi.Yalvardım.Abi nolur öksür diye.Bir iki denedi. Çok cılız şekilde öksürdü.Bir iki daha derken bir tane orta halli öksürük geldi.Sonra bir tane daha.Bir tane daha. Birden derin bir nefesss aldı.Sonra seri şekilde 10-15 nefes daha. Açıldı kalbi.Elim ayağım boşaldı. Ölecek diye nutkum tutulmuştu.Biraz daha nefesi düzene girmeye başladı.Bana sarıldı.Ama sımsıkı. Kimse sarılmadı bana öyle.O güne kadar.Hüngür hüngür ağlamaya başladı.Bende ağlamaya başladım. İkinci kez geçirmiş kriz.Bu kez kesin öleceğim diyormuş. Dizlerimin bağı çözülmüştü. Bir süre ağladık. Sonra dayının biri arkadaşı hastahaneye götürmemi direksiyona geçmemi istedi.Bacaklarımda gaza basacak derman yoktu.Başkasından rica ettim. Bindiler.Gittiler.

Üzerim ıslanmıştı. Kasık bölgesi yamyaştı.Dayının döktüğü su yüzünden.O şekilde 10 dakika kadar yürüdüm.27 yaşında bir adam.Altını ıslatmış çocuk gibi ağlaya ağlaya yolda yürüyordu.Görenler neler geçirmiştir aklından bilmem. Eve gittim o halde. Bahadır vardı o zaman ev arkadaşım. Şaşırdı.Anlatamadım.Gittim yatmaya.Yatamadım. Tavana baktım. Öldürmediğin için teşekkür ederim dedim.Gözlerimi kapadım.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Gece 3

Olmuyor bazen. Gecenin üçünde düşünüyor insan.Uyumak yerine. Neden diyor. Neden bir ömürlük zamanı heba eder insan? Değişik tavırlar,anlamsız ikili ilişkiler, karaktersiz işler ,ahlakı,etiği gösteriş için saklayan kurallar. Hepsinin arasında yürümeye çalışırken ayaklarımızı gıdıklayan boşluklar.
İçinden çok şey geçer insanın. Ne söyler kalbine ne dinler kalbini. Acabalarla tükenen fırsatlar arasında üşürüz bazen. Tutmak varken gülümsemeleri gamzesinden. Emin olmadan yaşıyoruz. Kendimiz olamadan ölüyoruz. Ha bi de bazen başkasıymışsın gibi öldürüyorlar.O ayrı konu.
Hadi onlar katil öldürdüler diye.Sen kaç kere öldürdün be insan kendini bu sessizlikte? Uzatıp elini bi dakika demek yerine, Kaç kez saatlerce sustun ya da bekledin sorsunlar diye?

22 Şubat 2016 Pazartesi

Anlatamıyor muyum? Anlamıyorlar mı?

" Basitim aslında lan ben " dedim hep. Sanırım taşları tekrar önüme koyup irdelemem gerek. İnsanları bu denli yalanlara, karmaşıklığa alıştıran her neyse benim en büyük engelim bu hayatta. Çünkü o yüzden bu karmaşada en basit insanlardan ben "Anlaşılamıyorum".

Bir insana sen farklısın diyorsun.Herkese aynı olduğunu zannediyor. Kendinde arıyor o farkı. Oysa bana bakmalı.Bu farkı yaratan benim.Samimiyetten bahsediyorlar hep..Samimiyetin iyi niyet ve incelikten oluştuğunu bilmiyorlar sanırım.Kötü insanların samimiyeti biraz daha realist geliyor gözlemlediğim kadarıyla.Kötü yaklaşırsan, olumsuz oynarsan ve dilin can yakarsa samimisin artık.

Basit be insanoğlu.Her şey çok basit. Neden bu karmaşa isteği. Doğallık neyine yetmiyor. Hımmm anladım sanırım.Doğayı katleden doğallığı da katletmiştir elbet. Bize de betonu kaldı insanın.

20 Şubat 2016 Cumartesi

TENEKEDEN İNSANLAR

   Yıllarımı reyondaki ürünlere , neyin nerde daha iyi satacağına , bir ambalajın insanları nasıl etkileyeceğine karar vererek geçirdiğimden midir bilmem. Gündelik hayata bakınca üşengeç bir reyon görevlisinin işçiliğini görüyorum.

Ambalajı,yeri,süsü ile genelde ürün kendini satar. Dışına aldanır insanlar.Reklamına,indirimine,kendi cebine göre beğendiğini alır.İhtiyacı olduğundan çok cezbedene yönelir.Bunun bilincindedir sektörün kodamanları.İnsanı burdan vururlar. Özel günlerde ayrı duyarlılık kasarlar.Anneler gününde annelere alacağınız selülit kremlerinde indirim yaparlar. Çok manalı olan bu hediyenin fiyatındaki cazibe ile alır insanlar.

Dışarıya bakınca,insanları gözlemleyince.İlişkilere burnunu sokunca. Yabancılık çekmiyorum. Tenekeden insanlar görüyorum.Aynı düzende kendini pazarlayan. Ambalajı kıyak,reklamı bol, görseli afilli insanlar. Dünya üzerindeki amaçları bir bezelye konservesinden farklı olmayan insanlar. Biri beni kabullensin,sevsin , övsün , önem versin diye kendini donanımlı, iyi kalpli , dostane , güzel , yakışıklı göstermeye çalışanlar. Yalanlar ,kelime oyunları , uzaktan duygusallık ve sosyal duyarlılık kasan gösterileri ile. Çoğunluk adapte olmuş bir kere bu sisteme. Geneli aynı çaba içinde. Büyük ideolojik laflarla kendilerine sardıkları ambalajın içinde kuru gürültüden ibaret bir görüntü.

Hani derler ya.Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Artık bu çağa ait bir atasözü değil gibi. Eskidendi o zor gününde yanında olan eş ,sevgili muhabbetleri. Mücadelenin en zor , en sert olduğu dönemlerde yalnızdır artık insanoğlu. Mücadele edip birşeyleri başardıktan sonra gelir hazıra konar sevgili insanları.Onu seven , destek olduğunu söyleyen yakınları.

Tenekeden insanlar çok malesef bayım. Ambalajına aldandığın. Yerinde olsam reyon arasında kendimi kandırmam. Bana bakma.Ben bilinçli tüketiciyim. Yemem o süslü ambalajı.O yüzden el sürmeden bıraktım. Ne de olsa ben sattım sana makarna diye nişastayı yıllarca,hunharca.

7 Ocak 2016 Perşembe

Kenan Kutbay

Yok ki anlamı yok. "Neden?" lere cevap yok.Dün vardı bugün yok.. Zaten uzaktı,şimdi hiç yok.
Bir gün dilerdim,bir gün.Sabaha kadar içip dertleşebildiğim,anıları,bunca zaman içinde kendimize kattıklarımızı paylaşabildiğim bir gece dilerdim.Ama yok.Çare yok.Sessizliğe,yokluğa,hiçliğe çare yok.

Savrulduk rüzgarın içinde bulunduğumuz yerlere.Estikçe aldı bizden güzel şeyleri.Bıraktı geldiğimiz yerlerde.

1 Ocak 2016 Cuma

Post Modern Amele Günlüğü

 Bronşitim var benim.Ani soğuklarda ciğerim şişer. Hastalanırım direk.Üşüttüm geçenlerde.Her öksürdüğümde ciğerimden bir parça atıyor gibiydim.Sesinin şiddeti bile etrafımdakilerin irkilmesine sebep oluyordu.Her öksürdüğümde gözlerim sulandı.Belim ağrıdı.Bazı bazı sol kolum uyuştu.Anasını sattığım kimsesizliğime en çok şu hallerde söverdim derinden.Bazen o kadar derinden olurdu ki kendi iç sesimi duymazdım..Üzerimi giyip çıktım evden.Gecenin 03 bilmem kaçında.
 Öksüre öksüre yürüyordum hastahaneye doğru. Sövüyordum.Halsizdim.Yolda bayılsam ölüp gitsem kimin haberi olur diye kendi kendime ajıtasyon kasıyordum.Eskiden ailem götürdü en ufak şeyde.
Şimdi çok uzaklarda bir sembol gibiler sadece.Bir arada kız arkadaşım vardı.Hasta olunca rapor alıp yanına gittiğim.Ellerinde iyileştiğim. Şimdi yok ya kimse.Zoruma gidiyor bu durum. Yürüyorum aklımda bin tane anı.Her biri birer iğne oldu ,her biri başka bir acı. Taki kavşağa geldiğimde yolun kenarında,kaldırımda yerde yatan,tüm vücudunu ince bir bezle örten biri vardı.İşte o an en büyük acı içime kondu.Kızdım kendime.Sıcacık kombi yanan bir evim.Dolapta yiyeceklerim.Üzerimi örttüğüm bir yorganım vardı..Ben bunlara sahipken bu adam mı kadın mı belli olmayan benden daha kimsesiz biri vardı.Yatıyordu öyle.Yatıyordu adaletsizliğin buz tutmuş zeminine.Ellemedim.Ses etmedim.Yürüdüm hastahaneye gittim.Biraz daha güçlüydüm.Muayene oldum.Film,iğne derken çıktım hastahaneden geri döndüm. Saat olmuş 5. İnsanlar işe gidiyor.Yanından geçiyor.Aldırış etmeden.Bir daha sövdüm.Gittim yanına.Dua ettim usulca.Erkek çıkar diye.Teklifimi kabul eder o zaman rahatlıkla diye.Dürttüm.Kafasındaki bezi araladım.Bir adam.Genç daha.20 li yaşların başı.Esmer bir adam. Kalk gel bana gidiyoruz dedim.Yok abi gelmeyeyim dedi.Korkma dedim.Ev sıcak.Tekim ben. Kimse yok. Geldi.Aldı bezlerini yerden.Attırdım onları.
  Girdik eve.Biraz daha açtım kombinin ateşini. Sormadım aç mıdır diye.Gittim buzluktan donuk patatesleri çıkarıp kızarttım çokça.Koydum önüne. Ayaklarını saklıyordu. İki lokma yer misin dedim.Utandı.Biraz fırçaladım.Üstün bir ses tonuyla emir verir gibi hitap ettim ona. Önce utana sıkıla,sonra refleksen abana abana yedi.Bende abandım biraz. Rahat olsun dedim. Gel bir sıcak duş al dedim. Elbise ayarladım.Her teklifimi redediyordu.Her seferinde fırçalıyordum. Girdi duşa.Yatak hazırladım o duştayken.Çıktı giyindi. Oturdu.İltifatlar dualar etti. "Abi senden başka yok bu dünyada" dedi.. Hiç bir kadının sözü,hiç bir hakedilmiş ödül,hiç bir başarım bu söz kadar mutlu etmedi beni.

Konuştuk biraz.Hikayesini dinledim. Ailesi evden atılmış.Annesini bacısını akrabalara bırakmış.Ama kendi utanmış.Elimde ekmek yokken yük olamadım dedi. Ne iş verdi kimse,ne para dedi.Sağlamız fiziken ya abi. Kimse para da vermedi dilenirken. Okul yok bişey yok diye iş veren de yok. Aklıma migrosa sokmak geldi ama okulu yok almazlardı. Aklıma donuk patateslerden 30 liralık aldıgım için verilen elektronik tartı geldi.Çıkardım kutusundan al dedim. Geç işlek bir yere. Başta iki üç sonra 20-30 bişey geçer eline.Onu da kabul etmedi.Fırça gelmeden caydı sözünden aldı onu. Gündüzleri de bizim mağazada poşetçilik yapar müşterilerin ürünlerini poşetler bahşiş toplarsın dedim.Telefonu verdim.Adresi söyledim. Uyudu sonra.Ben biraz daha oturdum.Bir büyük  çöp poşedine sık kullanmadığım elbislerden koydum. Ağzını bağlayıp yanına bir de ayakkabımı koyup üzerine notla "Bunlar senin.Evren abin :)" yazdım. Sabah uyandığımda gitmişti.Not yazmış "abi cennete gidene kadar melekler seni korusun" Bekledim gelmedi işe. Gelemedi belki de. Düşünüp durdum.Telefonu da yoktu ulaşabileceğim.

 Bir hafta geçti üzerinden. Çocuk bir not bırakmış kapıya elektrik sayacına sıkıştırmış. Cocuğu metrobüs köprüsünde dövmüşler. Burası bizim yerimiz diye.Tartısını kırıp parasını da darp etmişler. Poşedi açtım.Tartının parçalanmış halini üzerinde bir dönercinin ismi yazan bir beyaz kağıtta Abi biraz para biriktirip kendime tartı alıp seninkini getirmeyi istemiştim.İzin vermediler abi. Dedim ya senden başka yok diye.Böyle sokaklar abi.Özür dilerim.Tartına sahip çıkamadım.Affet abi."

Canın sağolsun çocuk diyemedim.Bir daha görür müyüm seni bilmem. İnsanlığın tartısı bozuktu zaten.Kırdılar artık.Rahat etsinler. Yanından geçerken seni görmeyenler. Sen dayak yerken sesi çıkmayanlar.Tartısını kırdılar adalet denen yalanın. Melekler yok oğlum.Cennet yok.. Cehennem var ama.Burada. Yaşıyoruz işte. Parası olanın ,gücü olanın cennete çevirdiği bu yerde. Biz adaletsiz orospu çocuklarının içinde yaşıyoruz işte. Yaşıyoruz işte. Buna yaşamak denirse. İnsanlığımız yatıyor,o gece senin yattığın yerde. Bense aynı evde,aynı duvarlara bakarak. Bahtıma saydırarak devam edeceğim çocuk. Nolur gel be!